Gündem Arşivi’ndeki Günümüzden Geçmişe 23 Nisan’larımız

Sevgili okurlar, öncelikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutlarım. Çünkü bu bayram ülkemizi kuran babamızın, biz çocuklarına armağanı. 23 Nisan için aklımdan birçok kompozisyon geldi gitti, günlerdir üstelik. Sonra aklıma o güzel arşivimizdeki araştırma makaleleri, şiirler, denemeler, anılar ve tarihi aktaran çok detaylı satırlar aklıma geldi. Üstelik günümüzle tarih kıyaslamaları olan muhteşem cümlelerle… Gündem Arşivi yazarlarımıza nezdinizde çok teşekkür ediyorum, bugün bir okur olarak her birine yeniden hayran kaldığımı iletmeliyim.

Bu yazıdaki ilk üç yazı bu yılın yazıları, diğer yazılar geçmişteki arşivimizden yazılar. Bu yüzden ilk üç yazıda alıntılardan öte yazıların tamamına yakını yer alıyor.

Kıymetli yazarlarımızın 23 Nisan mesajları mesajımdır. Bu yazıda bir derleyen olarak yer alıyorum. Yazılardaki yeşil renkteki sözler bana ait, diğer satırlar yazarlarımıza ait. Ayrıca tüm yazıların sonunda belirttiğim “buradan” kelimesine yazıların linklerini ekledim, buradan kelimesini tıkladığınız vakit okuduğunuz yazının aslına ulaşmış olacaksınız.

Başlayayım.

ARDIŞIK SORULAR

“Eleştirmediğimiz / eleştiremediğimiz düşüncelerden, olaylardan ve olgulardan yenilikleri yakalamanın olanaksız olduğunu biliriz! Biliriz soruların sorulmadığı / sorulamadığı yerde gerçeklerin çoğunlukla örtülü kalacağını!

Dünyanın anlamı ne? Neler oluyor dünyamızda? Peki, olanların anlamı ne?

Hız ve yabancılaşma had safhada. Gidişat kaygı verici. Cesaretimizi, bilincimizi korkumuzun üzerine çıkararak türümüzün diğer türlerle birlikte geleceğini tartışma şevkini bulabilecek miyiz kendimizde? Yoksa yerli yersiz bilgi yağmuru altında kafamızı hepten karıştıracak şeylere mi teslim olacağız?

Önemsiz bir maymundan dünyanın efendisine dönüşen, bununla da yetinmeyip Tanrı mertebesine yükselme olasılığı üzerinde duran insankızı/oğlu başarabilecek mi bütün bunları?

İnsan sayısı kadar gündemin olduğu günümüzde çocuklarımıza neleri öğütleyeceğiz, neleri öğreteceğiz? Dahası onlara kesebilecekleri ağaç, sürdürebilecekleri bir gelecek bırakabilecek miyiz?

Savaştan / şiddetten daha büyük ahlaksızlık var mı? Savaşı ve şiddeti besleyen dinler ve milliyetçilikler nasıl son bulur? Peki, insanı bunlardan korumak gerekir mi? Böyle bir şey mümkün mü?

Dünyada bunca olup bitenden sonra neleri yeniden yaşamamamız ve neleri yeniden yapmamamız gerektiği konusunda ders alınmış olsaydı, insanlığın bilinç çıtası nerede olurdu? İnsanlığın bir arada yaşama bilinci başlangıç noktasının ne kadar sağında?

Gecekondu mahallesinde çocuklarını büyütmeye çalışan, bir sonraki öğünü nasıl çıkaracağını hesaplayan anneye, şişme bir botla Akdeniz’in ortasında yol alan ve karşı kıyıya ulaşmaya çalışan mültecilere, ölüm döşeğinde son gücüyle nefes almaya çalışan bir hastaya söyleyecek bir sözümüz var mı? Çünkü hepsinin küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizinden; demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi sorunlardan daha önemli sorunları var.

Bunlar bir yana; göçmen dalgaları, iklim değişiklikleri, salgın hastalıklar insanların önüne şimdiye kadar pek de tanışmadığı yeni sorunlarla çıkıyor. Ne yazık ki bunlar karşısında insan ne kadar bilgeliğiyle övünse de öncelikle aptallığıyla yüzleşmek zorunda. Size de öyle gelmiyor mu?

Bugün yalan haber salgınıyla başa çıkmak da başlı başına bir sorun. Tanrı geri mi dönecek? Ulus devletler, milliyetçlik yeniden güç kazanabilir mi?

Günümüz insanı /devletleri kendi aralarındaki sorunları şiddete veya savaşa başvurmadan çözemiyorsa ve/veya şiddetin ve savaşın sonuçları biline biline, görece bu işin dışında kalanlar edilgenliğini koruyorsa, “İnsan ne kadar insan? Ya da insan neresi?” sorularının yerini başka sorular alabilir mi?

Şimdiye kadar modern dünyanın zorluklarıyla başa çıkmak için insanın bulduğu en başarılı, kapsamlı ve de rüştünü ispat etmiş bir model olan Liberal demokrasi şimdi neden krizde? Yerine ne konacak? Rusya –Ukrayna (ABD-Rusya) Savaşı, Ortadoğu’ya yapılan müdahale, ülkemizdeki tek adam rejimi, Fransız seçimleri bu şekilde bir soru sormak için yetmez mi? Bu durum böyle bir soru sormayı gerektirmiyor mu?

Terörizm belasını, küresel savaş ve bu tarz gelişmeleri tetikleyen önyargıları herkesin birbirine sağır olduğu içinde bulunduğumuz eleştiri ortamında insankızı/oğlu nasıl bertaraf edebilir? Kendisi gibi düşünmeyenlerin, düşünce metodolojisinin itibarını düşürmekten öte gitmeyen bir tutum insanlığın geleceğini dürüstçe tartışabilir mi?

En can alıcı soru da şudur: İnsanlığın eşitliğini ve özgürlüğünü koruma altına alabilecek küresel bir topluluk böylesi bir ortamda serpilip gelişebilir mi?”

Sayın Hayrettin Geçkin’in bugün Gündem Arşivi sitesinden sizlere ilettiğim bu yazısının tamamını ilettim (yine de yazıya ulaşmak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz) eminim okurken çok beğendiniz, düşündünüz ve etkisindeyken satırlarımı okuyorsunuz. Yapacak çok işimiz var ve hepimiz elimizi taşın altına koymadan çocuklarımıza güzel yarınlar bırakmayacağımızı unutmayalım. Çocuğa coğrafyada kader olur mu, olmamalı, ama oluyor ülkemizde! En iyi dileklerim onlara fakat umudum önce bizde! Umudum bitmesin! 

ACİL İHTİYACIMIZ, “BİLİM MERKEZİ/MERKEZLERİ”

23 Nisan Milli Egemenlik Bayramıdır; büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK bu bayramı çocuklarımıza armağan etmiştir. Özgürlüğün bağımsızlığın önemini yeni nesillerin bayramlarla öğrenip gelecek kuşaklara aktarmasını öngörmüştür… 1979’dan itibaren 6 ülkenin katılımı ile uluslararası boyuta taşınmıştır.

Çocuklarına bayram armağan eden tek ülkedir, Mustafa Kemal’in Türkiye’si!!!

Ata’mızın bu bayram ile ilgili sözlerinden seçtiğim bazı cümleler:

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

“Özgürlüğün eşitliğin ve adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir.”

“Ulusal egemenlik ulusun namusudur onurudur şerefidir.”

“Ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar yok olur.”

(…)

“Vatanı korumak çocukları korumakla başlar.” diyen büyük önderimizin, Çocuk Esirgeme Kurumlarını kurup, şehitlerimizin kimsesiz çocuklarına çatılar oluşturarak onlara, yaşam ihtiyaçlarında destek olmuş ve geleceklerindeki önlerine çıkabilecek engelleri kaldırmıştı.

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımızın (bu günlerde büyük millet meclisimizde ki iktidar ve muhalefet arasındaki kavgalar nedeni ile) ne kadar önemli olduğunu düşünmek ve her zamankinden daha çok önemsemeliyiz diye düşünüyorum.

Türkiye’mizi BİLİM merkezi yapmayı öneriyorum!!!

Önce şu tespiti yapmak isterim: bazı basınımızda (ki çok okunan yazarlar) ülkemizin değerli, yetenekli gençlerinin yurt dışına çıkmak istemelerini haklı gösteren yorumlar yapıyorlar şiddetle kınıyorum… Bu dönemde hangi nedenle olursa olsun, ülkemizi terk etmek değil ülkemizde ki olumsuz koşullara direnmelidirler.

Geçmişten bir örnek;

Yıl 1918’ler ülkemiz ölüm kalım savaşı veriyor, İngiliz devletinin donattığı silahlar ile yurdumuzu işgal eden Yunan orduları Polatlı’ya kadar gelmişlerdi; işte o zor günlerde, yurt dışında yaşayan Türkler ellerindeki tüm olanakları kullanarak Anavatana geldiler ve onların pek çoğu şehit oldu, fakat vatanımızı kurtardılar!!!

Ve Yiğit Kadınlarımız Karadeniz’e gelen, cephaneyi cepheye getiren kadınlarımız; Şerife bacılar gibi cephaneler ıslanmasın diye çocuğunun battaniyesini örten kadınlarımız ve Savaşa katılarak (ve hiç bir bedel beklemeden) vatanları için savaşan Kara Fatma, Gördesli Makbule ve daha niceleri gibi her birinin hayatı bir destan olan kadınlarımızın tarihine hatırlatarak, gençlerimize soruyorum;

Neden bu güzelim ülkeyi terk ediyorsunuz? Farkında değil misiniz, bu ülkenin sizlere çok ihtiyacı var.

Ülkemizdeki BİLİM merkezi için yapılacak çalışmalar;

a) Sayın Deniz Zeyrek’ten bir alıntı; “Biontech kurucuları Özlem Türeci ve Uğur Şahin Türkiye’ye gelmek istiyoruz” diyor.
Bu çok değerli iki bilim insanımızın Ülkemizde yaz tatillerini geçirmeleri önerisine sahip çıkmalıyız.

b) Meltem Günay; Bizim için dönüyorlar başlıklı yazısından; “Harvard üniversitesinde Zahide Pamir ve eşi Dr. Mustafa Karatok Türkiye’ye dönmeye karar verdiler, artık vazife sırası biz de ülkemiz Türkiye’de başarılı bilim insanı yetiştirmeyi hedefliyoruz.”

c) Tersine beyin göçü başladı 47’si Türk 63 bilim insanı bilimsel iklimin gelişmesi ve Türkiye’nin BİLİM ülkesi olması için çalışmalarını ülkemize getiriyorlar.

d) Bir başka Türk bilim insanı Mehmet Öz dünyaca ünlü kalp cerrahı senatör seçilir ise; ABD kanunlarına göre Türk vatandaşlığını bırakmak zorunda, ancak TÜRK’lüğü kalsın. Her yıl ülkemize gelsin ve yeniden kuracağımız bilim merkezinde yaz tatilini değerlendirsin.

“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”

Başöğretmen, Mustafa Kemal Atatürk”

Sayın Orhan Ayber’in bugün Gündem Arşivi sitesinden sizlere ilettiğim bu yazısını görmenizi isterim çünkü fotoğraflarda Ata’mızın sözleri ile satırlar sizlere daha da bayramı yaşatacaktır. Bu güzel yazı umarım Atatürk’ümüzün bilime verdiği önemle de sorumluluklarımızı hatırlatır ve ulusal egemenliğimiz için gerekli olan acil eylemlerde yer alırız, yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

BİR ÇOCUK GÜLÜŞÜNDE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK; LEYLA’DAN SONRA – MÜJDAT GÜVEN

“Binlerce kişi dünyayı değiştirmek için yola çıkıyor asırlardır. Türlü ideolojilerle, türlü türlü yöntemler deneyerek. Dünya hala aynı hatta daha da kötüye belki de en dibe doğru çakılmaya hızla gidiyorsa; başaramadılar mı yani. Hiçbiri mi?

Dünya nasıl değiştirilir ki hem? İliklerimize kadar öğüten bu çarka kapılmadan nasıl bir çomak sokulup durdurabilir ki?

Üstelik dünya bir mi sizce?

Yirmi birinci asırda; internet ve teknoloji ayyuka çıkmış, dünya küçük bir köy gibi olmuş olsa da bir mi?

Misal diyorum; Halep’te bir çocuğun dünyasıyla New York’un olduğu dünya bir mi? 

Van’ın bilmem hangi köyünde minik oğlunun cesedini sırtında taşıyan baba ile İstanbul’un en gözde semtlerinde oğlunu yüksek güvenlikli sitelerde “mahpus” büyüten bir babanın dünyası?

 Neresinden tutsak elimizde kalır bu dünyayı tümden değiştirmek mümkün görünmese de parça parça iyileştirmek gerek kanayan yaralarımızı. 

2007 yapımı; Aman Tanrım filminde dünyayı değiştirmek isteyen bir adama güçlerini devreden Tanrı rolündeki Morgan Freeman şöyle diyor; Dünyayı değiştirmek istiyorsan ara sıra küçük iyilikler yapmakla başla evlat …

Nedir o iyilik peki ? 

Misal “acımak” ve “merhamet” ile mi yoksa ”empati” ve ”sorumluluk / suçluluk”  duygusu ile mi yapılmalı?

Bu konu uzar gider böyle; bunu bir başka sefere erteleyip, gelelim dünyayı değiştirmeye bir çocuğun dünyasına dokunmakla başlayanlara;  ”Leyla’dan Sonra” isimli projeleriyle genç doktor adaylarına…”

Bu çok kıymetli yazının başından alıntı yaptığım bu yazının tamamını okumak için buradan ulaşabilirsiniz. Yeni yazarımızın satırlarını okurken, çok duygulanacak ve güzel insanların varlığı içinizde huzur yaratacak. Kendisi hem şair olan doktorumuzun yazısında şiiri de var. Okuyup, huzur dolmanızı ümit ederim. Leyla’dan sonra oluşumunu sayesinde topluma iletmekten ise kıvanç duyduğumu belirtmeliyim.

GEÇMİŞ, BUGÜN VE 23 NİSAN

(…)

“-24 Nisan 1920’de yapılan seçimle Mustafa Kemal seçilmiş ilk başkan olmuştur. Yaptığı konuşmanın can alıcı en önemli noktası “Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi hüsrandır, çökmedir.” sözüdür. Kısaca milletinin menfatine uygun hareket etmeyenlerin sonunu öngörmüştür. B.M.M. ilk kurulduğu andan itibaren bağımsızlığına saygı gösterenlerle siyasi ilişkiler kurmayı, antlaşmalar yapmayı, barış içinde yaşamayı ilke edinmiştir.
-3 Aralık 1920’de Ermenistan Cumhuriyeti ile Gümrü Barış Antlaşmasını imzalamış, Doğu Cephesini kapatmıştır.
-16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması ile Rusya’ya Yeni Türk Devletini ve Misak-ı Milli sınırlarını tanıtmıştır.
-20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile Fransızlar çekilmiştir.
-26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz ve 9 Eylülde İzmir’in işgalden kurtarılması ile Kurtuluş Savaşı kazanılmıştır.
-11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile Doğu Trakya kurtulmuştur.
-24 Temmuz 1923’de Lozan Barış Antlaşması ile büyük bir siyasi zafer kazanılmış ve yeni Türk Devleti askeri, siyasi ve ekonomik olarak  özgürlüğüne kavuşmuştur.
-29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiş ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
-23 Nisan 1921’den itibaren Milli Bayram kabul edilen bu günü 23 Nisan 1929’da Atatürk çocuklara armağan etmiştir.

Kaynakça: NUTUK

Sevgili Macide Gür’ün bu çok kıymetli yazısında, tarihçemizi ilettiği gibi, geçmişteki kutlamalardaki anılarına da bu yazısında yer vermişti. 23 Nisan’ın önemi üzerine duygularımıza sözcü oldu.

“Cumhuriyetin kurulmasından sonra 15 yıl boyunca gerçekleştirdikleri; Aydınlanma Çağı’nın kısa bir süreye sığdırılmasının mucizesidir. Büyük Millet Meclisinin açılma gününün geleceğimiz olan çocuklara bayram olarak armağan edilmesi çocuklara verdiği önemin göstergesi. Hayatı boyunca bizzat korumasına aldığı, yetiştirdikleri bir yana yıllar boyunca süren savaşlar sonunda kimsesiz kalmış çocukların ‘kimsesi’ olmak için yapılan çalışmalara ilk günden itibaren öncülük etmiş, katkı sunmuştur.”

Sayın Macide Gür’ün bu değerli yazısının tamamını okumanızı öneriyor ve okumak isteyenler buradan ulaşabilirler.

YETİMLERİN UMUDUNDAN DÜNYA ÇOCUKLARINA UZANAN 23 NİSAN HİKAYESİ

(…)

“Atatürk’ün himayelerinde gerçekleştirilen bu bayramda, bir taraftan kamuoyunda farkındalık yaratma ve kaynak oluşturma gayesi güdülürken diğer taraftan da çocuklara neşeli dakikalar yaşatma hedeflenmiştir. Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosunun Çocuk Sarayı’nda konser vermesini sağlamıştır. O yıl Himaye-i Etfal’in düzenlediği programlara sekiz bin civarında öğrenci katılmıştır. Atatürk, Himaye-i Etfal balosuna katılmış ve bu baloda tam olarak 10 bin lira yardım toplanmıştır. Gazetelerde şehitlerle gazilerin evlatları ve bütün himayeye muhtaç çocuklar için yardım istemiştir.”

Bu çok kıymetli yazıyı okumayan bilmeyen kalmamalı! Çünkü Çocuk Esirgeme Kurumlarının tarihçesini iletirken, o dönemi tüm detaylarına değin aktaran çok mühim bir yazı.

“1922 yılında başlayan bu süreçte, 23 Nisan, resmi olarak çocuk bayramı değilse de fiili olarak yetim çocuklar için bir umut olarak başlamış ve 1929’da “Çocuk Bayramı”na dönüşmüştü. Samsun, Sivas, Mersin, Adapazarı, Bursa, Edirne ve Kütahya gibi illerde de kutlanmıştır.

1933’te Atatürk makamında çocukları kabul etmiş, kutlamalar stad gösterileriyle devam etmiştir. 1935’te 23 Nisan Milli Hakimiyet Bayramı olarak yasalaşmış, ancak önceden olduğu gibi çocuk bayramı olarak kutlanmaya devam etmiştir”

Bu yazıyı ilk okuduğum ki duygularım nüksediyor, fazlasıyla o milli tarih okuyan birisi olarak çok etkilenmiştim. Yardımda bulunulan çocuk rakamları, kapatılan yaralar ve Ata’mızla birlikte bu makalenin yeri kalbimde hiç azalmıyor. Sevgili Gülhan Seyhun’un bu çok kıymetli makalesinin tamamını okumak için buradan ulaşabilirsiniz.

ATATÜRK DÖNEMİNDE TORPİL

(…)

“Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir.
Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır.
Bakanın gür sesi: “Giriniz!”
Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler.
Konuklara yer gösterir ve zarfı açar.

Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu: “Bay Abidin Özmen, Milli Eğitim Bakanı…”

Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur:

“Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın…”

Bu, Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir.”

Sayın Yılmaz Dikbaş’ın yazısından ilettiğim bu alıntısını size iletmeden önce iki üç defa okuyarak satırlarında kirpiklerime değen yaşlarla yazmaya halen devam ediyorum. Yalnız çocuklara torpil geçildiği bir dönemden bugüne bakınca, ne kadar kuruluş kimliğimizden uzaklaştığımızı hissetmek, boğazımda düğüm yaratıyor. Çok kıymetli ve tekrar tekrar okuyacağınız bu güzel yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

BURUK CUMHURİYET VE BURUK BAYRAM

(…)

“Cumhuriyet’in armağan edildiği çocuklara;

Onlar istediklerini özgürce düşünüp, söyleyebildiler mi?

Her büyüyen çocuk egemenliğin yegane sahibi mi oldu?

Yoksa kendinden önce büyüyenlerin düşündüklerini düşünmek, onların inandığı doğruların doğru, yanlışların yanlış olduğunu benimsemeye mi zorlandı?

Onlara özgür bir ülkeye, refah bir memlekette mi çocuk oldular?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı!

Bugün gerçekten her çocuk için bayram mı?

Peki ya çocuk olduğunu unutan ÇOCUKLAR!

Kimse anne ve babasını seçemez.

Dilenen çocuktur yoktur! Dilendirilen çocuk, istismar dilen çocuk, işkence edilen çocuk vardır!

Sokaklarda dilendirilen, trafik ışıklarında cam sildirilen, metrobüslerde, kalabalık yerlerde satıcı kılıfıyla dilendirilen çocuklar var. Onlar için ne yaptık? Ne yapıyoruz? Ne yapmayı planlıyoruz?

Onlar çocuk değil mi?

Bu ülkede çocuk işçiler var!

Daha oyun yaşında, şımarma yaşında, eğlenme, öğrenme yaşında çalıştırılan çocuklar var.

Boşanan ailelerin çocukları var; ve her çocuğun ailesi bilinçli değil, anne- babası sorunlu boşandığından psikolojisi perişan büyüyen çocuklar var.

Suça Sürüklenen Çocuklar var. Ellerinden tutulup hayata kazanılmayı bekleyen.

Dostlarım camları süsleyip, bayraklarla donatıp, yüksek sedayla İstiklal Marşı’mızı okuyalım. Ama ama ama (!) bununla yetinmeyelim!

 

Bir şeyler yapalım çocuklar için!

Ülkenin geleceği için…

Çocuklar için…”

Soruları öyle güzel şekilde sorarak hafızada yer bırakan satırlarıyla Sayın Yusuf Nabi Bey’in yazısından alıntı ilettiğim bu değerli yazının tamamını okumak için buradan ulaşabilirsiniz. Cumhuriyetin önemini çok güzel bir şekilde iletirken, milli egemenliğin önemini iletirken de “Her büyüyen çocuk egemenliğin yegane sahibi mi oldu?” gibi çok değerli sorularıyla, olması gerekenleri yani ülkemizin kaderini hatırlatmaya çalışması, okurken çok duygulandırdı yine… Okumanızı öneririm.

BANA HER GÜNÜ ’23 NİSAN’ OLAN BİR MASAL ANLATIN…

(…)

“Çocuklar bize sesleniyor

Bana bir masal anlatın, içinde çocuklar olsun.
Kırmızı başlıklı kızı kandırmayan kurt olsun içinde,
Pamuk prenses ve yedi cüceler olsun, ama cüceler çaresiz olmasın!
Yalan söylemeyen bir pinokyo olsun.
Aslandan hızlı koşan ceylanlar…
Bana bir masal anlatın.
İçinde dünya çocukları;
Sarı, beyaz, siyah yüzlü çocuklar
El ele bulutlara şarkılar söyleyen…
Hepsinin ailesiyle uçurtmalar uçurduğu
Bir masal anlatın.
Her günü 23 Nisan olan, içinde mutlu olan çocuklar olsun…
Büyüdüğünde doktor, mühendis, bilim insanı olan; 
Dünyanın duvarlarına resimler çizen,
Uzayı çiçek bahçesine çeviren çocuklar olsun.
Masalın içinde dünyadaki bütün çocuklar içebilsin diye,
Akdeniz gibi bir süt denizi olsun.
Pamuk şekerlerin çokça olduğu mahalle bakkalları olan
Bir masal anlatın.
Her uyandığında annesini baş ucunda bulabilen,
Herkesin kardeş olduğu savaşların olmadığı,
Bir dünyayı anlatan bir masal…

Boşuna mı armağan etmiş ATATÜRK çocuklara 23 Nisan’ı.
Boşuna mı uluslar arası dünyada kutlanan bir gün olmuş 23 Nisan.

Bana bir masal anlatın; her günü 23 Nisan olan, içinde iyilikler olan.”

Sayın Dursun Uzun’un bu güzel ve anlam dolu detaylı yazısında çok duygulanacaksınız ki kendisini düz yazılarında tanıdığım değerli yazarımızın bu yazısındaki şiiri ise, aklımdan yayınladığım günden bu güne aklımda iz bıraktı. Yazının tamamını okumak için buradan ulaşabilirsiniz.

23 NİSAN 1920 ve 23 NİSAN 2020

(…)

“İzmir’de o günler Türk bayrağı taşımak suç, yakalananlar ağır cezaya uğruyor…

Gazi paşalarını bir gün İzmir’e geleceğine inanan halkımız kız çocuklarının eteklerini kırmızı renkli yapıyorlar ve 8 Eylül günü bütün evlerde hummalı bir çalışma var.

Herkes bu kırmızı eteklerden TÜRK bayrağı yapıyor. Fakat Karşıyakalı bir genç kızın kırmızı entarisi olmadığından kendi kanı akıtarak kırmızıya boyuyor… Bu bayrak şu anda benim yakın bir arkadaşımda…

Şimdi o heyecanlı, görkemli günlerden geriye ne kaldı?

Daha 1950’lerde Türkiye örtülü ABD’nin mandasına girdi.

Eğitimi ABD’ye teslim etti.

Ve şimdilerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hali perişan…

Eğer bu virüs salgını başımıza dert olmasaydı Gazi Paşa’mızın Anıtmezarı tarihi bir rekor kırardı.”

Sayın Orhan Ayber baş yazarlarımızdan ve milli tarihi günlerimizde muhteşem detaylar sunarak ileten değerli yazarımızın bu yazısında öykülerle derleme yaptığı harika bir anlatım var. Alıntı yaptığım yazıdan bu çok değerli detayları okumak için buradan ulaşabilirsiniz.

ŞANSLI NESİLDİK

(…)

“23 Nisan yıl bilmem kaç.. Kaç yıl oldu bayramı anlattığım gibi kutlamayalı unuttum.  Bizler şanslı nesilmişiz. Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bayramı çoşkuyla, hak ettiğimiz gibi kutlayabildik. Z kuşağı bu konuda şanssız bayramlar yaşıyor. İster milli olsun ister dini, bayramlar çocukları mutlu eder. Çocuk mutlu olmak için bahaneler aramaz, çekinmeden, umursamadan mutlu olur. Biz mutlu insanlar görmekten ne zaman korkar olduk? Korkar oldukta, mutluluk sebeplerini yok etmeye kalktık? Başka açıdan sorayım. Mutluluktan korkan sevgisiz insanlara neden engel olmadık?”

Sevgili Türkan Şevke’nin bu alıntı yaptığım güzel yazısında, önce anılarını okuyarak şanlı günlerimizi damarımızda hissediyoruz, sonra bir Nazım şiiri var ki insan dalıyor düşüncelere, sonra da yazısını kimlere ve ne için yazdığını aktardığı bu başarılı kompozisyon çalışmasını okumanız için buradan ulaşabilirsiniz. 

ABD BAŞKANI BİDEN’İN TÜRKİYE İLE İLGİLİ SÖZDE SOYKIRIM KARARI , 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI, KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜ…

“Aslında bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını yazmak isterdim. Niçin 23 Nisan’ın tatil yapıldığını ve bazı valilerin kutlanmasını yasakladığını bazı şahısların atamızı küçümseyen sözlerini yazmak isterdim.

Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜK’ün gerek ulusal gerekse uluslararası alanda büyüklüğü karşısında bir sivrisinek kadar önemsiz olanlardan söz edeyim isterdim.

Bazı yetkililerin türlü bahanelerle kutlamalara engel olma gayretlerine rağmen halkımız bu yasakları çok yerde aşarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını coşku ile kutlamıştır.

Ben bugün Köy Enstitülerinin kuruluş gününü kutlamak isterdim ve hep düşünmüşümdür, karşı devrimciler köylerimizin aydınlanmasını kendi çıkarlarına uygun görmedikleri için kapatılmasına sebep olmasalardı ve Anadolu aydınlanması olan Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, yobaz, şeriatçı, tarikatçı güçler bu yüzyılda ülkemizde bu kadar etkili olabilirler miydi?”

Sayın Orhan Ayber’in bu değerli yazısında Türkiye’nin dış siyasetindeki gelişmeler ağır basıyordu, çünkü kendisi bizleri uyaran bir aydınımızdır. Yazısındaki 23 Nisan konulu bölümün tamamını alıntı yaptım, okumak isterseniz buradan tamamını okuyabilirsiniz. 

BİZİM ORALARDIR, MEMLEKET.

(…)

“Memleketin her noktası benim için “Bizim oralar” diyebileceğim kadar kıymetli ve güzeldi.

Bağımsızlık savaşımızı her nokta için ayrı ayrı değil, top yekün vermiştik. Samsundan gelip, Hakkari’den gelip, Ankara’dan ve diğer şehirlerden çarıksız koşarak Ege denizine ulaşıp can vermiştik.
Topraklarımızın her noktasında her şehirden kan damlası vardı ve herkesindi.

Benim aklıma bizim oralar deyince MEMLEKET geliyor.

Sonra 23 NİSAN ve

en sonunda da Nazım HİKMET…”

Sizlere yazının son satırlarını ilettiğim bu değerli yazıda çok değerli detaylar içeren bir öyküyle karşılaşacaksınız. Sayın Ercan Şimşek’in bu güzel öyküsünü okumak için buradan ulaşabilirsiniz.

***

Gündem Arşivi’nden siz okurlarımıza ilettiğimiz tüm 23 Nisan yazılarını ilettim, fakat çocuklarımız ve geleceğimiz için yapmamız gerekenleri ilettiğimiz birçok yazımız gibi yazmaya da devam edeceğiz. Ayrıca sitemizde Çocuk Kategorisi’nde çocuklarımızı geleceğe dair hazırlamak istiyoruz. Bu kategorimizdeki çalışmalarımızı okuyup, çocuklarınıza okutmanız dileğimle…

Gündem Arşivi kurulmadan önce Twitter’daki 23 Nisan zincirlerimizle yüzbinlere seslendiğimiz başlık tweetlerini de en yakın zamanda bu yazıma ekleyeceğim. Arşiv içeren bu yazı, 5-6 yıllık geçmişimizle tamamlanacaktır. Bugün iletemedim çünkü, özel bir gündeyim ve şu an sizlere yazdığım bu yazıyı tekrar gözden geçirmeksizin iletmek zorunda kaldığımdan, yazım veya imla hatam olduysa affınıza ve anlayışınıza sığınıyorum.

Gündem Arşivi kurucusu, editörü, Kemalist İlkay

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun