Ardışık Sorular

Eleştirmediğimiz / eleştiremediğimiz düşüncelerden, olaylardan ve olgulardan yenilikleri yakalamanın olanaksız olduğunu biliriz! Biliriz soruların sorulmadığı / sorulamadığı yerde gerçeklerin çoğunlukla örtülü kalacağını!

Dünyanın anlamı ne? Neler oluyor dünyamızda? Peki, olanların anlamı ne?

Hız ve yabancılaşma had safhada. Gidişat kaygı verici. Cesaretimizi, bilincimizi korkumuzun üzerine çıkararak türümüzün diğer türlerle birlikte geleceğini tartışma şevkini bulabilecek miyiz kendimizde? Yoksa yerli yersiz bilgi yağmuru altında kafamızı hepten karıştıracak şeylere mi teslim olacağız?

Önemsiz bir maymundan dünyanın efendisine dönüşen, bununla da yetinmeyip Tanrı mertebesine yükselme olasılığı üzerinde duran insankızı/oğlu başarabilecek mi bütün bunları?

İnsan sayısı kadar gündemin olduğu günümüzde çocuklarımıza neleri öğütleyeceğiz, neleri öğreteceğiz? Dahası onlara kesebilecekleri ağaç, sürdürebilecekleri bir gelecek bırakabilecek miyiz?

Savaştan / şiddetten daha büyük ahlaksızlık var mı? Savaşı ve şiddeti besleyen dinler ve milliyetçilikler nasıl son bulur? Peki, insanı bunlardan korumak gerekir mi? Böyle bir şey mümkün mü?

Dünyada bunca olup bitenden sonra neleri yeniden yaşamamamız ve neleri yeniden yapmamamız gerektiği konusunda ders alınmış olsaydı, insanlığın bilinç çıtası nerede olurdu? İnsanlığın bir arada yaşama bilinci başlangıç noktasının ne kadar sağında?

Gecekondu mahallesinde çocuklarını büyütmeye çalışan, bir sonraki öğünü nasıl çıkaracağını hesaplayan anneye, şişme bir botla Akdeniz’in ortasında yol alan ve karşı kıyıya ulaşmaya çalışan mültecilere, ölüm döşeğinde son gücüyle nefes almaya çalışan bir hastaya söyleyecek bir sözümüz var mı? Çünkü hepsinin küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizinden; demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi sorunlardan daha önemli sorunları var.

Bunlar bir yana; göçmen dalgaları, iklim değişiklikleri, salgın hastalıklar insanların önüne şimdiye kadar pek de tanışmadığı yeni sorunlarla çıkıyor. Ne yazık ki bunlar karşısında insan ne kadar bilgeliğiyle övünse de öncelikle aptallığıyla yüzleşmek zorunda. Size de öyle gelmiyor mu?

Bugün yalan haber salgınıyla başa çıkmak da başlı başına bir sorun. Tanrı geri mi dönecek? Ulus devletler, milliyetçlik yeniden güç kazanabilir mi?

Günümüz insanı /devletleri kendi aralarındaki sorunları şiddete veya savaşa başvurmadan çözemiyorsa ve/veya şiddetin ve savaşın sonuçları biline biline, görece bu işin dışında kalanlar edilgenliğini koruyorsa, “İnsan ne kadar insan? Ya da insan neresi?” sorularının yerini başka sorular alabilir mi?

Şimdiye kadar modern dünyanın zorluklarıyla başa çıkmak için insanın bulduğu en başarılı, kapsamlı ve de rüştünü ispat etmiş bir model olan Liberal demokrasi şimdi neden krizde? Yerine ne konacak? Rusya –Ukrayna (ABD-Rusya) Savaşı, Ortadoğu’ya yapılan müdahale, ülkemizdeki tek adam rejimi, Fransız seçimleri bu şekilde bir soru sormak için yetmez mi? Bu durum böyle bir soru sormayı gerektirmiyor mu?

Terörizm belasını, küresel savaş ve bu tarz gelişmeleri tetikleyen önyargıları herkesin birbirine sağır olduğu içinde bulunduğumuz eleştiri ortamında insankızı/oğlu nasıl bertaraf edebilir? Kendisi gibi düşünmeyenlerin, düşünce metodolojisinin itibarını düşürmekten öte gitmeyen bir tutum insanlığın geleceğini dürüstçe tartışabilir mi?

En can alıcı soru da şudur: İnsanlığın eşitliğini ve özgürlüğünü koruma altına alabilecek küresel bir topluluk böylesi bir ortamda serpilip gelişebilir mi?

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun