Yaşamın Anlamı

“Sansür Yasası’nı, muhalif basının susturulması için yağdırılan cezaları, yağmur gibi yağan zamların nedenlerini; adaletten sorumlu bakanın, Bartın- Amasra’daki maden ocağında ihmal sonucu meydana gelen facianın ardından özeleştiri yapacağı, suçlular hakkında soruşturma başlatacağı yerde ihmalini örtbas etmek için cenazelerin ardından Kuran okumasını ve bütün bunlar olurken narkoz yemiş hasta durumundan bir türlü çıkamayan necip milletim, fıtrat ve kader bağlamında aklıma gelince böyle bir yazı çıktı elimden. Derken yaşamın anlamını bir kez daha düşündüm.”

Yaşam ona verdiğimiz anlamdır. Ve yaşamın en büyük, en soylu anlamıdır insanın kendisini ifade edebilmesi. Kendisini aşarak gerçekleştirmesi buna bağlı çünkü. Dahası can sağlığı, gönül hoşluğu.

Peki insan ne, insan kim, insan neresi?

Hiç kuşkusuz doğuştan kazanılan bir edim değil insan olmak. Konuşuyor olmak, kravat giymek, gözlük takmak insan olmak için yetmez. İnsanlaşmak ciddi emek süreçleri gerektirir her şeyden önce ve her şeye rağmen

Aşk Bilgisi’nden tutun da Düş Bilgisi’ne, Yaşam Bilgisi’ne kadar her dersten sınıf atlamaktır insan olmanın birazı. Ama hepsi bu değil.

Birinin, birilerinin ümüğünü sıkarak para kazanmasının, sınıf atlamasının insan olmakla hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü sömürmek gayri insaniliktir, ayıpların en büyüğüdür.

İnsanlara azap çektirmenin, onlara yalan söylemenin, onların gelişmemişliklerini istismar etmenin, ele geçirilen herhangi bir gücü onların aleyhine kullanmanın zaten insan olmakla hiçbir ilgisi yoktur ve olamaz da.

İnsanın anlama ve bilme mecburiyeti vardır diğer yandan da. Dünyayı, dünyada olanları, yaşam içinde olup bitenleri anlama mecburiyeti… İnsanlaşma tam da buradan başlar. Eşik burasıdır.

Dünyanın yaşanmaz bir yer halini alması, insanın kendisini açlık, yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar, çevre katliamları ve savaş gibi bin bir felaketin içinde bulması, insanın kendisini olup bitenleri anlama ve bilme mecburiyetine tabi tutma(ma)sının bir sonucudur doğal olarak.

Dünyada olup bitenlere bakınca haklı olarak siz bu durumu, “insanlık henüz bu eşiği yakalayacak düzeye ulaşamamıştır” diye de yorumlayabilirsiniz haklı olarak. Karşı çıkmam kesinlikle. Çünkü gerçeklik bu.

İnsan bu eşiği yakalayınca, insanlık adına yeni değer yargılarıyla donatmaya başlar kendisini. Utanma duygusu edinir, bencillikten uzaklaşır; doğayı koruma, başkalarına yararlı olma gibi erdemlerle kuşanır. Kendisini korur ama kimseye zarar vermez. Ve en önemlisi de zarar görenin yanında yer alır.

İnsanın özgürlüğü kaynağını; başkalarının yaşama hakkını ve doğa haklarını savunmaktan almıyor ve bu yönde bir mücadelenin içinde bulunmuyorsa onun açısından insan olma süreci henüz tamamlanmamıştır. Nietzsche’nin kastettiği üst insan, bu süreci tamamlamış olanlar ya da bu çaba içinde olanlardır diye düşünenlerdenim.

İnsanın kendisini ifade etmesini sınırlayanlar, insanı düşüncelerinden ötürü ötekileştirenler; insanlara renginden, cinsiyetinden dilinden ve inancından ötürü kötülük edenler; savaş çıkaranlar, şiddet uygulayanlar, doğayı katledenler ortalama insanın da altında olanlardır bana kalırsa. Ve kötülüklerin kaynağı olmakla ne kadar övünseler azdır.

Sansür Yasası’nı, muhalif basının susturulması için yağdırılan cezaları, yağmur gibi yağan zamların nedenlerini; adaletten sorumlu bakanın, Bartın- Amasra’daki maden ocağında ihmal sonucu meydana gelen facianın ardından özeleştiri yapacağı, suçlular hakkında soruşturma başlatacağı yerde ihmalini örtbas etmek için cenazelerin ardından Kuran okumasını ve bütün bunlar olurken narkoz yemiş hasta durumundan bir türlü çıkamayan necip milletim, fıtrat ve kader bağlamında aklıma gelince böyle bir yazı çıktı elimden. Derken yaşamın anlamını bir kez daha düşündüm.

İnsanlık dışı zamanlardan geçtiğimizde kaldım.

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun