Üşüyen Göl

Bazı şairler, kendilerinden sonra yerlerini, kendilerine benzer şairlere bırakır diye düşündüğüm olur…

Nazım’ın, Ahmed Arif’in, Edip Cansever’in, Kemal Özer’in, Ruşen Hakkı’nın, Ülkü Tamer’in daha pek çok şairin yerlerine de bazı isimler yakıştırırım bu yüzden. Hatta birkaç kişinin içinden teke indiririm bunları.

Ustaların yerlerine düşündüğüm kişileri, onları taklit eden birileri olarak hiç algılamadım şimdiye kadar, kesinlikle algılamadım. Şiirlerinin benzerliği de değil kastettiğim. Dile özenleri, şair duruşları, insani tutumları açısındandır baktığım pencere genellikle. Şiirdeki ısrarlarına, kendi iç yolculuklarına, daha bir sürü şeye bakmayı ihmal etmek de olmaz kuşkusuz.

Hal böyleyken; “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” diyen ve kara saçlarını kesen Gülten Akın’ın yerine de Dilek Değerli’den başkası aklıma yatmadı açıkçası.

Uzun zamandan beri takip ediyorum Dilek Değerli’yi. İlk edindiğim kitabı Salyangoz İzi’ydi. Ne çok dizenin altını çizmiştim onda. Gece Kelebeği’nden telefonla arkadaşlarıma şiirler okumuştum. Yorgun Ruhlar Korosu hakkında bir yazı kaleme aldığımı, o yazının bir dergide yayınlandığını anımsıyorum. Zaman Kayması adlı seçme şiirlerinden oluşan kitabı, benimle Almanya yolculuğu yapmıştı. Şairin Kozadan Karadeliğe adlı kitabını ise konuk olduğum bir arkadaşın evindeyken okumuş, bazı dizeleri defterime kaydetmiştim. Çeviri şiirlerinin olduğunu da biliyorum Dilek Değerli’nin. Ancak Emily Dickinson’un Gizli Cennet’ini okuyabildim onlar içinden de ancak…

Dilek Değerli salt sözcüklerle dışa vurmuyor kendisini… Bir ressam aynı zamanda. Bildiğim, bilebildiğim birkaç resmi var ne yazık ki. O da sosyal medyadan takip edebildiğim… Sergilerine katılmayı istemişimdir ama olmadı. Bazen insanın gönlünden geçenleri hayat tokatlıyor öyle ya! Onun dizelerinde, şiirine aldığı sözcüklerde renkler dolaşır. Renklerin ışığı, kanı… Renklerin ışığıyla yontulmuş dizeleri estetik bir haz katmıştır duyarlılığıma her daim. Elimdeki son kitabı Üşüyen Göl’deki şiirler değil yalnızca, şiirlerinin tamamı “üzerine boya dökülmüş otların yağmur dileği”dir (S:14). “gözlerinden kara deliklere inilen şehir”dir (S:30). Onun “Resimli Alevleri”nde gördüm, “Bir ağaç kendini oyuyordu / toprağa uzanabilmek için” (S:46). Onun şiirinden aklımda kalan bir iki şeyse: “…kılçıkları çıkarılmış anlar orkestrası / iğne yapraklı bir çocuk…” (S:59).

Şairin, arka kapağında; “Beyin fırtınası, tek başına ya da bir grupla yapılabiliyor, ben tek başıma yaptım. Ama bazen karşıt düşüncedeki iki kişi gibi de oluyordum…” sözleriyle başlayan Çekirge Beleği adlı kitabını ilginç bir çalışma olarak değerlendirdiğimi söylemeliyim. Üşüyen Göl’le birlikte okudum Çekirge Belleği’ni de. Düz yazıdaki cümleleri şiirden süzülmüşçesine Dilek Değerli’nin… Şairin inceleme kitabı “Bulutlar Prensi Baudelaire” de ne yapıp edip bulup okumalıyım. Olur da unutursam biri bana anımsatsın.

Üşüyen Göl’deki “Ölü Beyaz” adlı şiirden bir bölüm şimdi:

Soluk kesen toz mevsiminde
her gün bir trenin önüne atlıyor kalbim
denize kavuşur mu gözlerinden taşan ırmak
kilidin içinde kırılan anahtardı belki tutku
paspasta çırpınan bir serçe
kuşları vuran sapan mı, taş mı, çocuk mu
rüzgâra açık bazı soruların yanıtı
düşündükçe bir matruşka daha giriyor labirentime
alakarga bir tüyünü koparıp veriyor
yarısı kara yarısı beyaz

(Üşüyen Göl, Dilek Değerli, Pikaresk Yayınları 2021, iki bölüm, toplam 27 şiir, 62 sayfa)

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun