Türk Töresi

Asya Hun İmparatorluğu‘nun kurucusu Teoman‘ın oğlu olan Mete Han’ın 35 yıl boyunca süren hükümdarlığında Kavganın, Cenk’in ve Savaş’ın anlayışı, kökten değişti. Yepyeni bir “barış” anlayışı, Türk törelerinin başında yerini aldı…

Türk ordusu varlığının nedeni istilalar yapmak değildir. Saltanatları yıkıp yerine saltanat kurmak hiç değildir. Hayatı savaş meydanlarında geçmiş olmasına rağmen Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” söylemini, Türk geleneklerini bilmeyen, Türk nedir, ne demektir anlamayanlar için elbette şaşırtıcı olmuştur.

Teoman’ın ardından hükümdar olan Mete Han, iç ve dış barışın varlığı, kuracağı yeni bir ordu düzenine ve gücüne bağlı olduğunu biliyordu. Hükümdar olur olmaz ilk işi; günümüz Türk Kara Kuvvetleri’nin temelini teşkil eden “onluk” sistemini kurmak oldu…

Doğu’sunda Tung-hular, Batı’sında Yue-çiler bulunuyordu ve her ikisi de güçlü ve zengindiler. Tung-hular, henüz hükümdar olan Mete Han’ı tanımıyordu. Hunların bir karışıklık içinde oldukların öngörerek talepte bulunmaya karar verdiler. Talep edilen, Mete Han’ın bir günde 500 km koşabilen çok sevdiği cins atıydı. Milattan üç bin yıl önce Türkler tarafından ehlileştirilen “at”, Türkler için çok önemlidir.  Mete Han konuyu istişare etmek üzere meclisini toplar ve görüşlerini almak ister.  Çıkan karar şöyledir;

“Hakanımızın atı, bir servetten öte sevgilimizdir, bu talep kati suretle kabul edilemez, derhal savaş açılmalıdır!..”

Meta han müdahale eder:

– Benim atım, komşu ülke ile olan barışımızdan daha değerli değildir. Bir at için savaş yapılamaz!…

At hazırlanır, elçiler vasıtasıyla Tung-hulara gönderilir.

Bu durum; Tung-huların Hunlar içinde bir karışıklığın olduğu fikrini destekler görünüyordu. Şartları fırsata çevirmenin gerektiği kanısına düşen Tung-hular, şımarırlar. Elçiler tekrar devreye sokulur, bu defa Mete Han’ın kadını istenir. Hun Kağanı meclisi tekrar toplar. Çıkan karar;

“Bir Türk Kağanın eşini istemek de ne demek!.. Bu ne cüret, derhal savaş açılmalıdır!..” 

Yüce Kağan;

– Benim kadınım için, komşularla barışı bozup, ulusumu savaşa sokmam! Bu yeterli bir neden değildir!…” der.

Kadın, elçilerle birlikte Tung-huların yurduna teslim edilir. Tung-hular şımarmakla kalmaz işi daha ileri boyutlara taşımak isterler. İki devlet arasında kalmış Hunlara ait küçük ve çorak bir araziyi talep etmek üzere bir kez daha elçiler görevlendirilir. Mete Han derhal meclisi toplar ve çıkan karar:

“O arazi çorak ve verimsiz bir toprak parçasıdır. Küçük bir toprak için komşularla savaşa girmek gereksizdir, verilsin!…”

Hiç beklenmeyen bir durum olur. Mete Han kükrer:

“Şimdiye kadar benden talep edilenler bana aitti. Kendi şahsi meselelerim yüzünden ulusumu savaşa sokmadım. Ama şimdi talep ettikleri, sizin küçümsediğiniz toprak parçası, ulusuma aittir. Bunu veremem! Derhal savaş hazırlıklarına başlansın!”

 Savaşın kaçınılmaz olması şarttır. Mutlaka zorunlu ve hayati olmalıdır. “Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” (*) diyen Atatürk’ün dayandığı töre işte bu Türk Töresi‘dir…

Aziz Türk milletini yönetme iddiasıyla bulundukları yüce makamlara Türk milletinin lütfuyla gelip, icraatlarını talana ve işgalciliğe dönüştüren, iktidarıyla ve muhalefetiyle, devlet adamlığından uzak, şahsi ihtiras ve çıkarları uğruna, binlerce yıldan beridir ulusumuza beşik olmuş ülkemizi, kabadayılıkla yönetmeye kalkan yetisiz siyasilere soruyorum:

Bu Türk törelerine ne oldu, nerede bu asalet?..

Yüce Türk ulusuna saygıyla…

Mehmet R Aşar

Not: Yazılarımın tamamını okumak için bloğuma buradan ulaşabilirsiniz ve bana ulaşmak isterseniz, mail adresim ise mr_asar@asar.com 

Dipnot:

(*) 1923 Adana, Atatürk Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, c.II, Ankara, 1997, sf.128

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun