Türk Kadını

Tarihte hiçbir toplum, kadını, Türkler kadar erkekle eşit saymamış ve hak tanımamıştır. Her iki cinsin kendilerine ait, karşı cinsten bağımsız görev ve sorumlulukları vardı. Kadının görevi aile içinde, erkeğin ise dışındaydı. Buna karşın, her cins aynı eğitimden geçer, cinsler arasında ayrım, toplumun tüm kesimlerinde yadsınırdı.
Kadının toplum içinde önemli bir yeri vardır.
Bu önem Dede Korkut’ta;
“Kadın kendini överek adam olmaz; ancak güzel düşünür, güzel konuşur ve kocasına iyi öğütlerde bulunursa yücelir, kocası onu dinler” (1) biçiminde anlatılmıştır.
Irk Bitig’de; babanın ’emir’, annenin ‘öğüt’ verdiği görülür, çocuk isteğine göre, birine ya da ötekine uyardı. (2)
Kadın örtünmez, haremde kalmaz, erkeğin gittiği hemen her yere giderdi. Erkeklerle bayramlara, şölenlere ve içkili toplantılara katılır; onlarla birlikte kımız ya da şarap içebilir; kendisi de şölen düzenler, davetler verebilirdi. Erkek gibi ata biner, ok atar, öküz arabası kullanırdı.
Çin kaynaklarına göre;
“Kocaları dama oynarken onlar futbol oynar, pazara gittiklerinde, paketleri kocaları taşır” (3) ve “açık bir kibarlıkları vardır”. (4)
Gerekirse ava ve savaşa giderlerdi. Arap gezginci İbn Arabsah, Türk kadınları için;
“Erkekler gibi savaşıyor, kâfirlerin üzerine dörtnala at sürüyorlardı…”,(5) diye yazar.

Kadınların bu denli özgür ve cinsler arasındaki ayrımın az olması, Türk kadınlarının kendilerine özen göstermediği, süs ve güzelliklerine dikkat etmediği, cinselliğe önem vermediği anlamına gelmiyordu. Giysileri son derece renkli ve süslüydü, zarafete ve alımlılığa önem verirlerdi. Beğenilmeyi severler ve güzellikleriyle ilgili övgüleri, “memnuniyetle kabul ederlerdi”. Serbestçe kullandıkları özgürlüklere sahiptiler, ama son derece iffetlidiler.
Ünlü İtalyan gezgini Marco Polo, bir seyahatname klasiği olan “İl Millione” adlı yapıtında, Türk kadınlarının “ahlaki temizliğini” över ve onların “tüm dünyanın en temiz ve ahlaklı”(6) kadınları olduğunu söyler.
Tedirgin etme (taciz), kadına saldırganlık (tecavüz), evlilik dışı ilişki (zina) gibi cinsel suçlar Türk toplumunda yok denecek kadar azdı. Kadına saldırının Türk hukukundaki cezası ölümdü. Cinsel saldırıya uğrayan kadın toplumdan dışlanmaz, ona sahip çıkılır. Evlilik dışı çocuğu olursa kadın ulu bir ağaçla evlendirilir, çocuk bu yolla meşrulaştırılırdı. Günümüzde töre cinayeti adı verilen olayların Türk Töresiyle bir ilgisi yoktur.
Saldırıya uğrayan kadına sahip çıkılırken, namusunu korumayan kadın hoş görülmez. Eski Türk inancına göre Doğum Tanrısı (Ay-zıt), “ne denli yalvarırlarsa yalvarsınlar, namusunu korumamış kadınların yardımına” (7) gelmez.
10. Yüzyılın ünlü coğrafyacısı Al-Balhi, ‘Kitab al-badva’l-tarih’ adlı yapıtında Türklerde kadının erkeğe eşit’ olduğunu, toplumsal yaşamın her alanında ‘varlığını sürdürdüğünü’ ve beğendiği erkeğe “evlenme teklif edecek denli” (8) özgür olduğunu yazar.

12.Yüzyıl tarihçilerden İbn Cübeyr;
“Türk ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı, başka hiçbir yerde” (9) görmediğini söyler. Cubeyr’in saptaması, Osmanlı’nın son üç yüz yılı dışında, Türk tarihinin hemen her dönemi için geçerlidir. Türklerde kadına saygı, içtenliksiz bir kibarlık değil, yaşam biçimine yerleşen doğal bir davranıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, kadının toplum içindeki yeri konusundaki düşünceleri ve gerçekleştirdiği yasal düzenlemeler, bu davranışın en somut örneğidir. 29 Nisan 1935’te, ‘Yoksul Kadınlar Cemiyeti ve Kadın Esirgeme Kurumu’ hakkındaki görüşlerini açıklarken şunları söylemiştir:

“Yoksul kadın, hiçbir şeyi olmayan kadı olarak algılanmaktadır. Oysa kadın denilen varlığın kendisi, başlı başına yüksek bir varlıktır. Ona yoksul denek, onun bağrından kopup gelen insanlığın yoksulluğu demektir. Eğer insanlık bu halde ise kadına yoksul demek uygun görülebilir. Gerçek bu mudur? Birkaç yüzyıldan beri Türk kadınlığının anlamı unutulmuş, o bunca varlığın maddi ve manevi kaynağı olduğu halde yüzüstü bırakılmış, unutulmuş. Varlığı ve erdemi unutulmuş olan Türk kadınlığına, ayağa kalkarak hürmetlerimizi göstereceğiz ve bunu düşünerek Kadın Esirgeme Kurumunu kuran bugünkü Türk kadınlığını ayakta selamlamalıyız” (10)

Dipnorlar:
1. J. Paul Roux, “Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” Kabalcı Yay. 2001, sf 273
2. A.g.e. sf.273
3. A.g.e. sf 273
4. A.g.e. sf 273
5. A.g.e. sf 273
6. Prof.Dr. Laszlo Rasonyı, “Tarihte Türklük” Türk Kültürü Araştırma Ens. Yay., Ankara 1988, sf.58
7. Ziya Gökalp, “Türklüğün Esasları” Kum Saati Yay. İstanbul, sf. 182
8. Pof. İlhan Arsel, “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” Kaynak Yay. 5. Baskı, 1999, sf. 243
9. A.g.e. sf. 243
10. Sadi Borak, “Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylem Demeç Yazışma ve Söyleşileri” Kaynak Yay. 2. Baskı, İstanbul 1997, sf. 254
Kaynak: Metin Aydoğan,”Antik Çağdan Küreselleşmeye, Yönetim Gelenekleri ve Türkler, II.Cilt” İnkılap 92.Yıl 12.Baskı İstanbul, sf. 501-503

Mehmet R. Aşar

One thought on “Türk Kadını

  1. Yazinız güzel ve anlamlı idi.Bende bir iki ilâve yapayım
    Anlattığımız olaylar İ.Ö. : idi. (İslâmiyetten)İslâmiyet zorla veya vs.kabul edildikten sonra düzen bozuldu.Türk ırkı değişime zorlandı.ATA sözü:Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır…Yanlış”
    Her başarılı erkeğin yanında eşit mesafede kadınlar vardır. Have Bektaşi Veli’ye “Yanınızdaki eşiniz mi”demişler. O da “HAYIR EŞİTİM ” demiş.Irkımızı,yaşantımızı,Türk gelenek ve inançlarıni bozan Olgu sadece Arap dini dir.Bizim dine ihtiyacımız yok.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun