“Nerde Kalmıştık”

Merhaba güzel dostlar.

Uzun zaman sonra kalem tekrar elime yerleşti. Evet çok uzun süre geçti, ama bir yerden başlamak lazımdı; çünkü hayat devam ediyor…

Annemin bir lafı vardı; “Neler geldi, neler geçti felekten, duyulmadı deve geçti elekten!…” diye. Bu süreçte, kendi içimizde neler yaşadık, bazen birbirimizden habersiz…

Güzel şeylerin yanında, ateşin düştüğü yeri yaktığı…

Beni biliyorsunuz çoğunuz, yine zorlu sınavlardan geçtim. Bu sefer hazırlıklıyım, tüm konular ezberimde diyordum, ama daha öğrenecek ne çok şeyim varmış. Hep bilmediğim yerlerden geldi sorular ve hayat, tek tek hepsinin cevabını uygulamalı yaşatarak öğretti. Başa ne gelse çekiliyor, “çekmem” diyen yalan söyler.

Nelere katlanılıyor bilseniz, insanın dayanma gücüne hayret edersiniz.

Bazen tükendim artık” diyor, kendinden vazgeçiyor, bırakıyor ve ip inceldiği yerden kopsun istiyorsunuz. Ama olmuyor a dostlar, bakıyorsunuz çevrenizdeki sizi seven yakınlarınız çırpınıyor, fedakarlıklarının sınırı yok, nasıl da pervane oluyorlar çevrenizde, utanıyorsunuz düşündüklerinizden. Onları üzmeye hakkınızın olmadığının farkına varıyorsunuz ve yine yaşama arzusunda bulunuyorsunuz.

Burada parantez içi canım ablama, -ki en büyük şanslarımdan biri- tekrar teşekkür ederim huzurlarınızda. Her zaman yanımda, pozitif enerjisiyle tutunacak dalım, motivasyon kaynağım.

Evet geldi geçti, deldi de geçti ama, sonuçta işte bitti(!) meşum hastalık…

Memleketin durumu da aynı be dostlar.

Her organı hastalıklı sanki, neye baksak elimizde kalıyor. Sanırım en karamsarımız bile yirmi yıl önce bu kadarını öngöremezdi. Yıllar gün günü aratarak geçti, en son Pandemi bahanesi üstüne tuz-biber oldu, “dış güçlerin” oyunları da hiç bitmeyince, karanlık kuyularda merdivensiz kaldık gibi.

Geçim koşullarından hiç bahsetmeyeceğim bile, çarşı-pazar deneyimlerimizden biliyoruz, nasıl “hayatın pahalı” olduğunu. Sağlık hizmetleri “Şehir Hastaneleri” gibi öyle lükse alışmış ki sade vatandaş için ulaşılmaz olmuş.

Eğitim derseniz; tercihlerimizin genel ortalaması ile seçimlerimizin sonucu, muktedirlerimizden anlaşılır halde. “Kifayetsiz muhterislerin” elinde oyuncak olduk.

Can güvenliğimiz “tesadüfen yaşıyoruz” ayarında.

“Kadın Cinayetleri” İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesinin de verdiği cesaretle önlenemez yükselişte.

Canım evlatlarımız, geleceğimizin teminatı gençlerimiz kendilerini yurt dışına atarak kurtuluş reçetesi almaya çalışıyorlar. “Giderlerse gitsinler” nobranlığı sonucu kalitesizliğe mecbur kalıyoruz.

Hukuk sistemimiz her gün yeni garabetlere imza atıyor, toplumun sinir uçları ile oynanıyor. Bizim adımıza da mücadele edenleri alkışlıyoruz, ancak bizim konforumuz bozulmadan, bedelini onlar tek başına ödüyorlar!

Akşamları ne acıdır ki verilen şehit haberleri rutin hale geldi. Vah ki vah yakınlarına ve şehitlerin geride bıraktıklarına. Üzülmekten başka bir şey gelmiyor elden…

Tüm hayatımız boyunca hep muhalefette kalmak da ayrı bir başarı herhalde. Ayrık otu gibi, çoğunluğa hiç uyum sağlayamadık.

“Burası dünya,
Ne çok kıymetlendirdik.
Oysa bir tarla idi,
Ekip-biçip gidecektik.”
Ayla Aydemir

Şairin dediği gibi müsaade etmediler. Yine de tek yaşam hakkımızı iyiden, güzelden, doğrudan yana kullanalım. Gecenin en karanlık anı şafağa en yakın anıymış.

“Her şey çok güzel olacak” sözünü söyleyen çocuğun umudu hepimize örnek olsun.

Sevgiyle, umutla kalın…

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun