Kur’an’daki Çelişkiler

Kur’an’ın hemen her suresinde bir çelişki bulmak mümkündür.
Uzun surelerde ise onlarca çelişkiye rastlanabilir.
Çelişkiler; bir ayette söylenenin başka bir ayette değiştirildiği, farklı ya da tersinin söylendiği tutarsızlıklardan, ayetlerdeki akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı yanlışlardan, Tevrat ve İncil’e uymayan hatalı hükümlerden ve bilgilerden oluşur.

Bu çelişkilerin tümünü listelemek çok zor.
O kadar çok çelişki ve çelişki iddiası var ki, sayfa sayfa listelere sığmaz.
O yüzden çok önemli olanlarını listelemeye çalışalım:

Nisa-82: “Hala Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.”

Bazı islamcılar, 1-2 çelişkinin olabileceğini öne sürüyorlar. Çünkü Nisa-82′de “birçok çelişki” yazıyormuş. “Bir çelişki” ya da “birkaç çelişki” demiyormuş.
“Allah kelamı” olduğuna inanılan bir kitapta tek bir çelişki dahi olmaması gerekir.
Ama bir ya da birkaç değil, yüzlerce çelişki mevcut Kur’an’da.
Bunlar izahı; yapılamayan, izahı; müteşabih-mecazi diye yapılan, izahı; çarpıtılan ve ikna edici olmayan, izahı; Arapça’nın iyi bilinmemesine ve meallerin yanlışlığına bağlanan, izahı; Kur’an’a önyargı ile yaklaşılması olarak yapılabilen ve izahı; bilimsel olmayan, evrensel olmayan, insani olmayan çelişkilerdir.

Bu çelişkiler, 1-2 mealciye değil, adı İslamcılar tarafından öne çıkartılmış 15-20 mealcinin mealleri ve Arapçası dikkate alınarak ortaya konmuştur.
Madem ki bu kitap tüm insanlık için gelmiştir, öyleyse çevirilerinin kolayca yapılabileceği ve dünyanın her toplumundan insanların kolayca anlayabileceği bir şekilde yazılmış olması gerekmez miydi? İzah edilemeyen yanlarını Arapça’nın zorluğuna ve Kureyş Arapçasının bugün yeterince iyi bilinmemesine, içindeki Aramca ve Süryanice sözcüklerin başka anlamlar taşıyabileceğine bağlamak bile bir çelişki değil midir?
Bu çelişkilerin birçoğu, inançlı müslümanların Kur’an’ı okumasıyla bulunmuştur.
Ki bunların çoğu zamanında din adamıydı ve “Kral çıplak!” diyebildiler.
Gayrimüslimlerin de rastladığı çelişkiler vardır elbette. Ki bunun tarihi Muhammed dönemine, ayetlerin ilk okunduğu döneme kadar gider. Hatta Kur’an’a bile yansımıştır bu çelişki itirazları. Ama büyük çoğunluğunu ortaya çıkaranlar müslümanlardır.
Bu çelişkiler nedeniyle vahyin, dinin, peygamberliğin bir uydurma olduğunu görmüştür o müslümanlar. Yani sonuçta, bir ön yargıyla yaklaşımdan söz edilemez.

Müteşabihliğe gelince;
Allah’ın insanlara açıklamak istemediği, gizli bir konuda müteşabihlikten bahsedilebilir. Örneğin, ruh konusunu detaylı açıklamayabilir. Ya da “dabbet-ül arz” ile ilgili fazla bilgi vermeyebilir. İnsanların aklının ermeyeceği, bilgilerinin çok yetersiz kalacağı bir konuda bilimsel detaylara inmeyerek mecazi örnekler verilebilir.
Hatta Mekke döneminde gelen ayetlerde, putperest baskısı nedeniyle açık açık putperest inancına aykırı söylemlerde bulunulamayacak olması da müteşabihliği gerektirebilir.
Ama çelişkilerin birçoğuna “müteşabih” demek nerdeyse, çelişkilerden sıyrılmanın bir yöntemi olmuştur.

A- Kur’an’ın Kendi İçindeki Dinî Çelişkiler:

1- Hesap gününde Allah’tan başkası şefaat edebilir mi?

Edemez / Bakara-48: Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

Edebilir / Meryem-87: Rahman’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

Edebilir diyen diğer Ayetler: Enam-51, İnfitar/ 18-19
Edemez diyen diğer ayetler: Bakara-123, Zuhruf-86, Secde-4

2- Kötülük Allah’tan mı gelir?

Nisa -78: Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: “Bu Allah’tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa “Bu, senin tarafındandır” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır”. Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?

Nisa-79: Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.

3- Müslüman olmayanlar cennete gidebilir mi?

Gidebilir/ Bakara-62: Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur. (Ayrıca Maide-69 )
Gidemez/ Ali İmran-85: Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ayrıca tevbe-30)

4- Cennetin genişliği ne kadardır?

Göklerle yer kadar/ Ali İmran -133: Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
Gökle yer kadar/ Hadid-21: Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

5- İlk müslüman kimdir?

Enam-163′e göre Muhammed.
Araf-143′e göre Musa.
Ali İmran-67′ye göre İbrahim.

6- Kur’an’daki Gaflar: (Allah’a ait olmadığı açık olan Ayetler.)

Hud-2: Allah’dan başkasına kulluk etmeyin. Ben size O’nun tarafından müjde vermek ve uyarmak için gönderilmiş gerçek bir peygamberim.

Şura-10: Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte bu, Rabbim Allah’tır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum.

Tevbe-30: Yahudiler, “Uzeyir Allah’ın oğlu” dediler, Hıristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğlu”, dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkara sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!

Zariyat-51: Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O’nun tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

En’am-104: Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır.Ben başınızda bekçi değilim.

En’am-114: Allah’tan başka bir hakem mi arayayım ki size, her muhtaç olduğunuz şeyi bildirip açıklayan kitabı, o indirmiştir. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki o, senin Rabbin tarafından gerçek olarak indirilmiş bir kitaptır; artık şüphe edenlerden olma.

Bu ayetlerden Kur’an’ı yazanın Muhammed olduğu açıkça belli oluyor. Hitap eden Allah değil, Muhammed. Belli ki gaf yapmış, “De ki” ekini unutmuş.

7- İblis melek midir, cin midir?

Bakara-34′e göre melek, Kehf-50′ye göre ise cindir.

Bakara-34: Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

Kehf-50: Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

8- İslam’da Vasiyet geçerli midir?

Bakara-180′de ölümü yaklaşanlar için vasiyet etmek şart koşulmuşken, Nisa/ 11-12 ayetleriyle vasiyetin bir hükmü
kalmamış, miras taksimi zorunlu kılınmıştır.

Bakara-180: Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.

Ayete ilaveten, Muhammed’in Veda Hutbesinde şöyle dediği yazılıdır:

“Mirasçı için ayrıca vasiyet etmeye gerek yoktur.”

9- Allah’ın katına olan mesafe-zaman çelişkisi:

Secde 5: Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar.

Mearic 4: Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Bu çelişkiye bir de Allah katındaki zaman çelişkisini ekleyelim:

Hac-47: Senden çabucak azabı getirmeni istiyorlar. Allah, asla vaadinden caymaz. Doğrusu Rabbının katında bir gün; saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

10- Allah herşeyi bilir mi?

Gaybı bilen yalnızca Allah’tır” ayetlerine rağmen Enfal/ 65-66 da Allah’ın bir müslümanın kaç düşmana bedel olduğunu ancak savaştan sonra bilebildiği anlaşılıyor.

Enfal-65: Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kafirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

Enfal-66: Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah’ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

11- Evlilikte Peygambere tanınan ayrıcalık:

Ahzap-50: Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helal kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikah etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

12- Allah ve melekleri, Muhammed’e salat eder mi?

Ahzap-56: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.”
ayetinde Allah’ın peygambere salat ettiği ifadesi büyük çelişkidir.

Salat = Namaz, dua

Bu ayetteki salat’ın namaz anlamına gelmediğini, destek anlamı taşıdığını öne sürenler de vardır. Bu da apaçık olduğu söylenen ayetler üzerinde bırakın sıradan insanları, İslam alimlerinin dahi anlaşamadığını gösterir.

13- Allah gönderdiği kanunları, hükümleri değiştirir mi?

Bakara-106: “Herhangi bir Ayet’in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allah’in herseye gucunun yettigini bilmezmisin? “

Hac-52: Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nahl-101: Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

Rad-39: Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.

Aşağıdaki ayetlerde ise farklı söylenir;

Fatır-43: “… Hayır! sen Allah’ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda asla bir döneklik bulamazsın. “

Feth-23: “… Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız. “

14- Tanrı’nın kitabı düzensiz, karmaşık olabilir mi?

Kur’an’ın genelinde konu karmaşası ve uyumsuzluk vardır. Bir konudan bir başka konuya atlanır. Örneğin Bakara suresinde boşanma konusu işlenirken aniden namaz kılma ve usülleri anlatılmaya başlanır. Ardından tekrar hukuk konularına dönülür.
(Bakara/ 237-238-239)

Birçok surede aynı anlatımlar tekrarlanır. Bu durum Kur’an ayetlerinin karışık ve düzensiz toplandığını gösterir ki Allah’ın koruması altında olan bir kitabın böyle düzensiz olması bir çelişkidir.

15- Edison, Einstein, Ebu Talip vb. ebedi cehennemlik mi?

Ali İmran-115: Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

Bakara-217: Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.

Tevbe-17: Allah’a ortak koşanların, inkarlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedi kalacaklardır.

Müslümanların yaptığı zerre kadar işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidecek ve sonsuza kadar cehennemde işkence görecekmiş. Tanrı böyle haksızlık yapar mı?

16- Şüphesi, çelişkisi olanın soru sorması yasak!

Maide-101: Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Maide-102: Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.

Allah’ın soru sorma yasağı koyması kadar saçma bir hareket olabilir mi? Böyle bir saçmalığı, sorular karşısında kendine güvenemeyen insan yapar.

17- Kur’an apaçık anlaşılır bir kitap mı?

Şuara-195′te Muhammed, “uyarıcılardan olabilsin diye” Kur’an’ın “apaçık bir dille” indirildiği; Zuhruf/ 2-3 ‘te daha açık olarak, ” Apaçık Kitaba yemin olsun ki şüphesiz biz O’nun düşünüp anlayasınız diye ” indirildiği;
Fussilet-44′te Kur’an ayetlerinin uzun açıklamalı olmadığı;
Yusuf-12′de Kur’an’ın, herkesçe “okunup anlaşılması için” indirildiği; Duhan-58‘de, herkese öğüt alsınlar diye kolaylaştırıldığı söylenir.

Ancak Kur’an anlaşılmaz bir yığın ayetle ve kavramla doludur. Anlaşılabilmesi için eski Kureyş Arapçasının, hadislerin, peygamberin ayrıntılı hayatının, dönem tarihinin iyi bilinmesi gerekir. Orucun kaç gün olduğu, namazın kaç vakit olduğu bile açıkça belirtilmemiştir.

18- Kıble, İslam’ın ilk yıllarında neden Kudüs’tü?

Müslümanlar kıble olarak önce Kudüs’ü sonra Kabeyi seçmişlerdir.
Bu durum Bakara/ 142-145 ayetlerinde açıklanır.

Bakara-142: İnsanlardan bazı beyinsizler; «Onları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?» diyecekler. De ki; «Doğu da Batı da Allah’ındır. O dilediğini doğru yola iletir.»

Kıble değişikliği bir çelişkidir ve Yahudilerle yaşanan çekişme neticesinde çıkmıştır.
Halbuki madem önceki toplumların ve peygamberlerin de namaz kıldığı iddia edilir, öyleyse onların kıblesi neyse yine o olmalı ve hiçbir şartta değişmemeliydi.

19- Ganimetlerin tamamı mı yoksa 1/5′i mi?

Enfal-1’de “ganimetler Allah’ın ve peygamberindir” denirken,
Enfal-41′de “ganimetlerin beşte biri Allah’ın ve peygamberindir” denir.

Enfal-1: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”

Enfal-41: Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. (…)

20- Peygamberler eşit mi yoksa üstün olanı var mı?

Bakara-285‘te Peygamberler arasında fark olmadığı söylenirken, aynı surenin 253. ayetinde; “İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık..” denir.

Bakara-285: Peygamber de, iman edenler de O’na indirilene inandı. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbimiz, Dönüş sana’dır” dediler.

Bakara-253: İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. (…)

21- Kur’an Mekke ve çevresine mi yoksa tüm insanlara mı?

Enam-92: Bu da kendisinden öncekileri doğrulayan mübarek bir kitaptır ki, beldelerin anası (Mekke) ile onun çevresindekileri uyarman için indirdik. Âhirete inananlar, ona da inanırlar; onlar, namazlarına da dikkatle devam ederler.

Kalem-52: Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

22- Cehennemde kapışma?!

Alak/ 15-18. And olsun ki onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman taraftarlarını çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.

Ayet, Ebu Cehil için söylenmiş. Güçsüz bir insanın “Allah benden yana” demesine benziyor. Yani insan sözü.

23- Hitap çelişkisi: ( Ben, Biz, O, Allah)

Kur’an’da ayetlerin çoğunda Allah 3. şahıs, bazılarında 1.şahıstır. Kimi ayetlerde çoğul “biz” ifadesi, kimilerinde ise tekil ifade mevcuttur. Örneğin Hac/ 34-35 de şahıs zamirinde tam 6 kez değişiklik yapılır. Allah’tan hitap bir kitapta hep aynı zamir kullanılmalıydı.

24- Bu ayette melekler mi konuşuyor?

Zuhruf-11′de de ilginç bir kurgu vardır:
“O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz”.
Suyu indiren Allahsa, ölü memleketi dirilten kim?
Kur’an’ı Allah gönderdiyse bu “biz” diyen kimler?

25- Allah mı şair? Muhammed mi?

79 ayetlik Rahman suresinin 31 ayeti aynıdır. ” Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz” ayeti sürekli tekrarlanmıştır. Benzer tekrarlara başka surelerde de rastlanır. Bu acaba Muhammed’in mi yoksa Allah’ın mı edebi özelliği, keyfiyetidir?

26- Kıyametin saatini Allah bilmiyor mu?

Füssilet-47: Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi ona (Allah’a) havale edilir.
Anlaşılan melekler Allah’tan daha iyi biliyor herşeyi.

27- Allah kimin neye taptığını bilmiyor mu?

Sebe-40: O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.
41. (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

28- Allah insan gibi yemin eder mi?

Naziat suresi de şöyle başlar: “(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun “.

Ayrıca Kur’an Allah’ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah’ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed’in yeminleri midir?

29- Allah küfreder mi?

Enam-108′de “Allah’tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler.” denmesine rağmen;

Bakara-171, Araf-179, Furkan-44, Tevbe-28, Bakara-65, Maide-60, Cuma-5, Araf-176 da farklı inançlardakilere hayvan, eşek, köpek, domuz, pislik, maymun diye sövülmüştür.

30- Büyüyünce hayırsız evlat olacağı sanılan çocuğun öldürülmesi:

Kehf-80: ” Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk.”

Hiçbir suçu olmayan bir çocuğu, ilerde anne-babasına karşı kötü davranma ihtimali nedeniyle öldürmek ne derece haklı bir gerekçedir?
Sanki bütün hayırlı anne-babaların hayırsız çocukları öldürülüyormuş gibi aktarılan bu maval doğru mudur?

31- Muhammed’in onca eşine ilaveten evlatlığının eşiyle evlenmesi:

Ahzap-37′ de hoşlandığı evlatlığının karısı Zeynep’le evlenebilmesi için, ahlaki bir adet olan evlatlığın öz evlat gibi görülmesi kuralının kaldırılması etik açıdan yanlış değil midir?

32- Allah’ın velisi var mı yok mu?

İsra-111. Ve de ki: “Övgü, Allah’adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zillettten ötürü de bir veliside yoktur.” O’nu alabildiğine Yücelt.
Yunus-62. Uyan! Allah velilerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar!

33- Yaratan mı? Yaratanlar mı?

İhlas-1. De ki; O Allah bir tektir.

Saffat-125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba’l’e mi taparsınız?

Yaratanların en iyisi Allah’sa diğer yaratanlar kim?

34- Allah yardıma muhtaç mıdır?

İhlas-2. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir )

Muhammed-7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.

35- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır?

6 günde : (Araf-54) (Yunus-3) (Hud-7) (Furkan-59)
8 günde : (Füssilet/ 9-12)

36- Kölelik evrensel mi?

Nahl-75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Kur’an’daki ayetler evrensel ise; İnsanlar arasında ayrım, köleliğin kaldırılmamış olması yanlış değil midir? Bu durumda kölelik kıyamete kadar meşrulaştırılmış olmuyor mu?

37- Kur’an’da neden sadece İsrail’e gönderilen peygamberler var?

Kur’an’da bildirilen peygamberlerin nerdeyse tamamının Yahudi olması, her kavme peygamber gönderildiği belirtilmesine rağmen başka milletlerden tek örneğin olmaması nasıl açıklanabilir?

38- Musevilere “Yahudi” denmesi:

Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık.

Kur’an’da Musevilerden Yahudi diye bahsediliyor. Halbuki o dönemde Yahudi olduğu halde Hristiyan olanlar çok. Madem ki “Hristiyan” yani “İsacı” diyor, “Musevi” yani “Musacı” da denebilirdi. Bu genelleme yanlıştır. Günümüzde de Yahudi olanlar içinde ateisti, dinsizi, Hristiyanı, müslümanı, Budisti vardır.

Ayrıca bir millete bir gıdanın yasaklanıp, diğer milletlere serbest bırakılmasının mantığı olabilir mi?
Örneğin “Türklere balık yemeyi yasakladık” dense bu kabul edilebilir mi?

39- İnananlar Muhammed’in kulu mu?

Zümer-10. Kul ya ıbadillezıne amenütteku rabbeküm lillezıne ahsenu fı hazihid dünya haseneh ve erdullahi vasiah innema yüveffes sabirune ecrahüm bi ğayri hısab

Ayet, “De ki ey inanan kullarım” ile başlıyor.

De ki: ‘Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah’ın arz’ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.’

Muhammed, inananlara “kullarım” diye sesleniyor. Bazı meal tahrifatçıları bu hatayı kamufle edebilmek için mealin başın “Bizim adımıza de ki” ya da “tarafımdan söyle” gibi ilaveler yapmışlar. Halbuki Arapçasında bunlar yok. Bazıları da “Kullarım” değil, “kullar” olarak çevirmiş.

Eğer Kur’an’ı Allah gönderseydi ayette Allah’ın “de ki” demeyip direk kendisinin söylemesi gerekirdi. Ya da “İnanan kullarıma de ki” şeklinde olmalıydı.

Aynı ifadeyi Zümer-53′de de görmekteyiz:

Zümer-53. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

40- “Günah Çıkarma” Kur’an’da da var!

Tevbe-102. Onlardan (Münafıklardan) bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
103. Onların mallarından, onları günahlarından arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlara huzur verecektir. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

41- Meleklerden peygamber olur mu?

Muhammed’e inanmayanlar ” Elçi olarak bize bir melek gelmesi gerekmez miydi” derler. Buna şu yanıt verilir:

İsra-95. De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”

Mantıklı. Dünyada insanlar yaşadığına göre melekten peygamber olmaz.
Gel gelelim meğer öyle değilmiş. İsra-95′de melekten peygamber olamayacağı söylenirken;
Bakın aşağıdaki ayette ne diyor:

Hac-75. Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.

42- Cehennemde sadece ne yenir? Zakkum mu? Darı dikeni mi?

Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.

Leyse lehüm ta’amün illa min dariy’ın.

Onlar için darı dikeninden başka bir yiyecek yoktur.

Zakkum ağacı ile darı dikeni çok farklı bitkiler olduğuna göre ayetler arasında çelişki mevcuttur.

B- KUR’AN’DAKİ BİLİMSEL ÇELİŞKİLER

1- Tarık Suresi 7. ayet:

(Bu su- meni) Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar.

Tıp, testislerden diyor.

2- Cennetin genişliği göklerle yer kadar mı?

Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran Suresi-133)

Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır.

3- Dünyanın 4 günde, göklerin ise 2 günde yaratılmış olması: (Füssilet/11-12)

9. De ki: “Siz gerçekten yeri iki günde yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün alemlerin Rabbidir.

10. Hem ona üstünden ağır baskılar (dağlar) yaptı, onda bereketler meydana getirdi ve onda azıklarını dört gün içinde araştıranlar için bir düzeyde takdir buyurdu.

11. Sonra göğe doğruldu da o bir duman iken ona ve yere: “İkiniz de ister istemez gelin!” dedi. İkisi de: “isteye isteye geldik.” dediler.

12. Böylece onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte (bulunan meleklere) işlerine ait emrini vahyetti. Dünya gökyüzünü kandillerle donattık ve koruduk, işte bu, hep o çok güçlü ve herşeyi bilenin takdiridir.

4- Yerin göklerden önce yaratılmış-düzenlenmiş olması: Füssilet/10-12

5- Miras dağıtımındaki avl yöntemi gerektiren matematik hatası. (Nisa/10-12)

KUR’AN’DA MATEMATİK HATASI

6- Güneşin kara çamurlu bir suya batması.

Sonunda güneşin battığı (mağrib) yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta (Garabe) buldu, yanında bir kavim gördü. (Kehf Suresi-86)

Ayetten; dünyayı göğün altında uçsuz bucaksız bir yer olarak gören ve göz yanılmasından dolayı güneşin dünyanın batısında bir çamur gözesine battığını sanan bir yanlış bilgiye sahip olunduğu anlaşılmaktadır.

7- Ortadoğuda yetişen Hurma, üzüm gibi meyvalardan bahsedilip batıda yetişenlerden hiç bahsedilmemesi.

8- Kalbin beyin fonksiyonlarına sahip gösterilmesi.

Duygular, düşünceler, inançlar kalbin mi beynin mi fonksiyonları? Bakara/97-260-283, Kehf-28, Şuara-195

9- Ay’ın yarılması:

Kamer-1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

10- Gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımın Allah’ın insanları korkutma ve cezalandırma aracı olduğu:

Rad/12-13. O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.

11- Her canlının çift yaratıldığı:

Zariyat-49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

Her canlı çift değildir. Bakteriler, virüsler bölünerek çoğalırlar.

12- Rahman-14. Allah insanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı:

Halbuki benzer bir hayvanın dna’sı üzerinde yapacağı değişiklikle insanı yaratması daha bilimsel olmaz mıydı?

13- Kısasa Kısas:

Bakara-178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir.

Kısas’ın çağdaş hukukta geçerliliği olabilir mi?
Bu ayetle Kur’an’ın evrenselliğinden bahsedilebilir mi?

14- Denizin yarılması, ölünün diriltilmesi gibi bilim dışı sözde mucizeler.

15- Hayvanların 8 çift olması:

Zümer-6. Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah’tır. Hükümranlık O’nundur, O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O’nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?

Sekiz çift hayvan az değil mi? Hangileri acaba? At, eşek, deve, koyun, keçi, öküz-inek, tavuk-horoz, hindi, ördek, tavşan, kuş, balık, kedi, köpek, balarısı…
Aşağıdaki ayetlerde açıklanıyor hangileri olduğu:

Enam-143. Sekiz çift yarattı: Bir çift koyun, bir çift keçi. (…)
Enam-144. Deveden bir çift sığırdan da. (…)

16- Yıldızların şeytanlar için atış tanesi olduğu:

Mülk-5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

Kandille kastedilen yıldız. Ama sanki yıldızın ne olduğu bilinmiyor. Boyutları küçük sanılıyor. Güneş ile yıldızlar farklı düşünülüyor. Koca yıldız, belki de dünyanın 30-40 misli büyüklüğünde, ama ayette şeytanlara atış tanesi olarak yapıldığını söylüyor.

17- Savaşçı Melekler:

Al’i İmran/124-125. İnananlara: “Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?” diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.

Savaşta müslümanlara melek ordusuyla destek veriliyormuş. Bugünlerde çok ihtiyaç var bu melek ordusuna ama Allah’tan tık yok, umursamıyor sanki..
Melek ordusu bilimdışı değil mi? Allah onun yerine müslümanları güçlü kılmış olsa daha doğru olmaz mı?
165. (Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud’da) kendi başınıza geldiği için mi “Bu nasıl oluyor!” dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.

Galip gelinen savaşta melekler var, mağlup olunanda neden yardımcı olmamışlar acaba?
Galibiyet meleklerden, mağlubiyet insanların hatasından mı?

18- Ay’ın nur olduğu:

Yunus-5. O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay’ı da bir nûr kılıp, ona birtakım konaklar tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz.

Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.

19- Bir gecenin bir ömre bedel olması:

Kadir-3. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır!

Sadece bir gece, bin aydan yani yaklaşık bir ömürden nasıl daha hayırlı olabilir?

20- Tatlı suda inci ve mercan yetiştiği:

Rahman suresi 19-22 ayetleri ile Furkan suresi 53. ayetinde geçen iki denizin birbirine salındığı-karıştırıldığı ama aralarında bir engel olduğunu yazan ayetlerde denizlerden birinin suyunun içilebilen tatlı su olduğu, diğerinin acı ve tuzlu su olduğu yazılıdır. Rahman-22′de her ikisinde de inci ve mercan yetiştirildiğini yazar. Halbuki tatlı suda inci ve mercan yetişmez. Suni olarak inci yetiştirilse bile mercan hiç yetişmez.

C- KUR’AN İLE TEVRAT ARASINDAKİ ÇELİŞKİLER

1- İbrahim’in babasının adı; Tevrat’a göre Tarah, Kur’an’a göre Azer.

2- İbrahim’in kurban etmek istediği oğlu; Tevrat’a göre İshak, Kur’an’a göre İsmail.

3- İsmail Tevrat’a göre peygamber değil, Kur’an’a gore peygamber.

4- Süleyman; Tevrat’a göre kral, Kur’ana göre peygamber.

5- Davud; Tevrat’a göre kral, Kur’ana göre peygamber.

6- Cennette Havva’yı aldatan Tevrat’ta yılan, Kur’an’da şeytan.

7- Tufan Tevrat’a göre tüm dünyaya, Kur’ana göre sadece Nuh’un kavmine.

8- Nuh’un gemisi; Tevrat’a göre Ararat dağına, Kur’an’a göre Cudi dağına.

9- Haman; Tevrat’ta Pers kralının yardımcısı, Kur’ana göre firavunun taş ustası.

10- Tanrının adı; Tevrat’ta YHWH, Kur’an’da Allah.

11- Tevrat’a göre insan, tanrının suretinde yaratılmıştır. Yani tanrı, insanın en mükemmel halidir. Ama Kur’an’a göre Allah’ın eşi-benzeri yoktur.

12- Putlara tapmadığı için ateşe atılan; Tevrat’ta 3 Yahudi, Kur’an’da İbrahim.

13- İmran; Tevrat’a göre Musa’nın babası, Kur’an’a göre İsa’nın dedesi.

14- Savaşa giderken, dizlerinin üzerine çökerek su içen askerlerin komutanı Tevrat’a göre Gideon, Kur’an’a göre Talut.

15- Deve eti Tevrat’ta haram, Kur’an’da helal.

Yahudiler Muhammed’e gelip;
” Sen İbrahim’in tevhid dinini getirdiğini söylüyorsun ama o senin gibi deve eti yemezdi, çünkü haramdı.” derler.
Bunun üzerine gelen ayette şöyle der:

Ali İmran-93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”

Tevrat’ı okuduğumuzda devenin yasak edilmiş olduğunu görmekteyiz:

Levililer/ 11:4-24. Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır.

Bu durumda deve daha sonra temiz ve eti yenebilir hale evrimleştirilip mi helal kılınmıştır?
Yoksa zaten temiz ve helaldi de Tevrat mı tahrif edilmiştir?
Sebebi Kur’an’da belirtilir:

Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.

Dünya halklarından sadece Yahudilere konan bir yasakmış!!

D- KUR’AN İLE İNCİL ARASINDAKİ ÇELİŞKİLER

1- İsa bebekken, İncil’e göre mucize göstermemiş, Kur’an’a göre göstermiştir. Konuşmuş ve peygamber olduğunu söylemiştir.

2- İsa, İncil’e göre çarmıha gerilmiştir. Kur’an’a göre çarmıha gerilen İsa değil, İsa’ya benzeyen başka biridir.

3- Kur’an’a göre İncil’de Ahmet’den bahseder, İncil’de Ahmet ismi geçmez.

4- Şeytan, İncil’e göre melek, Kur’an’a göre cindir.

5- Şeytan, İncil’e göre Tanrı ile aynı mertebeye ulaşmak istediği için, Kur’an’a göre ise Adem’e secde etmediği için lanetlenmiştir.

6- İncil’e göre iyilikler Tanrıdan kötülük şeytandan, Kur’an’a göre hayır da şer de Allah’tandır.

7- İncil’de bir aziz olarak geçen Yahya’nın babası Zekeriya, Kur’an’da peygamber olarak geçer. Buna karşın Tevrat’taki Zekeriya peygamberden hiç bahsedilmez.
Yani Kur’an’da Meryem’ler karıştırıldığı gibi, Zekeriya’lar da karıştırılmıştır.

Editörün notu: Bu yazı gibi yeni bir kanıt yazısı var ki çok iddialı referanslar ile Kuran’ın Tanrı sözleri olmadığını iletiyor. Okumak ve daha çok emin olmak isteyenlere bu o yazının linkini iletiyorum.

https://xn--gndemarivi-9db80j.com/gundemarsivi.com/kuran-hz-muhammedin-sozu-mu/

Kuran’da Arapça Olmayan Yüzlerce Sözcük Var

20 thoughts on “Kur’an’daki Çelişkiler

  1. 1-
    Bakara 48’de inkarcıların kendilerine şefaat edeceklerini düşündüğü put ve benzerlerinin hiçbir faydası olmadığına işaret edilmiş.
    Meryem 87’de ise Allah’ın inayetiyle şefaat etmelerine izin verilenlerden hiç kimse Allah’ın iznini almadan hiç kimseye şefaat edemeyeceklerine işaret eder. Burada bir çelişki yok.
    2-
    Nisa 78’de iyiliği de, kötülüğü de Allah’ın yarattığından bahsedilmiş.
    Nisa 79’da ise Allah’ın yaratmasına değil, insanların iradelerine dikkat çekilmiştir. Burada da bir çelişki yok. Zaten bu kitabı birinin yazdığını düşünün. Sizce bir sonraki ayette hata yapar mı? Bir düşünün bunu.
    3-
    Bakara 62’de din hak din iken inananların cennete gideceğinden bahseder. Mesela Kur’an gelmeden önce Hristiyan, İncil gelmeden önce Yahudi olan birinin cennete gideceğini söyler ki bu doğrudur.
    Ali İmran 85’de ise İslam’a Kur’an geldikten sonra inanmazsa, cehenneme girecektir. Burada da bir çelişki yok.
    4-
    Çelişki gibi görülen şey “Eni (genişliği), gökle yerin genişliği kadar olan…cennet” ifadesi ile “Genişliği (eni), göklerle yer arası kadar olan… cennet” ifadesidir.

    Bu ayetlerin hiçbirinde “göklerle yer arası kadar…” ifadesi yoktur.

    Ali İmran suresindeki ayette “semavat = gökler” çoğul şeklinde, Hadid suresindeki ayette ise, “sema = gök” tekil olarak kullanılmıştır. Bunda bir çelişki yoktur. Çünkü, “sema” kelimesi bir cins isim olduğu için çoğul (gökler) manasını da vermektedir. Nitekim Türkçe’de de bunu görüyoruz; bazen “gök”, bazen de “gökler” diyoruz ve aynı şeyi kastediyoruz.

    Diğer bir farklı nokta da şudur: Al-i İmran suresindeki ayette -meal olarak- “…genişliği/eni göklerle yer (genişliği kadar) olan cennet” şeklindedir. Hadid suresindeki ayette ise, “…genişliği/eni gökle yer genişliği gibi (kadar) olan cennet” şeklindedir.

    Yani tek fark, Al-i İmran suresinde teşbih edatı olan “Kef” harfi kullanılması, Hadid suresinde ise bu edatın kullanılmamasıdır; fakat mana aynıdır. Bu bir tefennün sanatıdır. Biri teşbih-i sarih, diğeri teşbih-i beliğdir, yani bir çelişki yoktur.
    5-
    Hepsi kendi zamanına göre ilk Müslümandır. Burada bir çelişki yok.
    6-
    Allah’a ait olmayan ayetler (!)
    1-
    Hud 2’nin İngilizce meali: ˹Tell them, O Prophet,˺ “Worship none but Allah. Surely I am a warner and deliverer of good news to you from Him.
    İngilizce bilmeyenler için, Burada Tell them, de ki demektir. Burada de ki dediğine göre Allah’a ait olduğu açıktır. Burada arkadaşımız cımbızcılık yapmış. 😀
    2-
    Şura 10’un İngilizce meali: ˹Say to the believers, O Prophet,˺ “Whatever you may differ about, its judgment rests with Allah. That is Allah—my Lord. In Him I put my trust, and to Him I ˹always˺ turn.” Say to the believers, yani inananlara söyle denir burada. Yani bu da Allah’a aittir ve yine burada cımbızcılık yapılmış. 😀
    3-
    Tevbe 30’da kullanılan Allah onları kahretsin sözü, Arapça’da sık kullanılan bir deyimdir. Burada da bir sıkıntı yok.
    4-
    Bir önceki ayete, yani Zariyat 50’ye bakarsak, de ki dendiğini görürüz:

    50 – “Ey Muhammed! de ki: “Öyleyse Allah’a koşun, gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”

    51 – “Allah’la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O’na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”

    Bir önceki ayette de ki dendiğine göre, burada da bir çelişki yoktur. Yine cımbızcılık yapıp çelişki iddiasında bulunulmuş ama boş. 😀 Komiksiniz.

    5-
    En’am-104: “Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.” ifadesinde de ki denmediğine göre, Söz Allah’ındır. Bu ayet yanlış anlaşılmış.
    6-
    Enam 114, Kuran’ın ayrıntılı kılındığını söyleyen ayettir. Bu ayette de bir hata yok.

    Bu ayetlerden Kur’an’ı yazanın Muhammed olduğu açıkça belli oluyor. Hitap eden Allah değil, Muhammed. Belli ki gaf
    yapmış, “De ki” ekini unutmuş. Demiş arkadaş, ne kadar cımbızcı olduğun belli, hiç biri çelişki değil. Ayeti cımbızlıyorsun.

    Neyse, Bu sözde Allah’a ait olmayan ayetleri de cevapladım. Devam edelim.

    7-
    Bu ayet hakkında 3 farklı yorum mevcut.

    Ebu Suud’un izahlarına göre, iblis meleklerle birlikte yaşıyordu, onlar gibi ibadet ediyordu. Secde emri gelince iblis meleklerden ayrıldı.

    İkinci bir görüşe göre, meleklerin bir cinsi vardır ki, doğup büyürler, bunlara cin denir. İblis de işte bunlardandı.

    Başka bir görüşe göre, secde emri bütün cinlereydi. Fakat Cenab-ı Hak melekleri zikretmekle cinlere de hitap etmiş olmaktadır. Böylece sadece melekler değil, bütün ruhanî varlıklar secde ile emredilmiştir.

    Burada da bir çelişki yok.

    8-
    Bakara suresinin bu ayetinde -ölümün emare ve alametlerinin ortaya çıkması sebebiyle yakında öleceğini düşünen kimselerin- anne ve babalarına, yakınlarına vasiyet etmeleri emredilmiştir. Bu vasiyet emrinin vacip veya mendup / sünnet olduğu konusunda iki ayrı görüş söz konusudur.

    Bu iki görüşten en sahih olanına göre, vasiyet vacip idi. Mirası bildiren ayet nazil olunca bu ayet neshedildi ve Allah tarafından takdir edilen miras payları belirlenmiş oldu. Artık o hakkın sahipleri, bir vasiyet edenin minnetine katlanmadan doğrudan doğruya vâris oldular. (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

    İslâm’dan önce Araplar’da miras taksimi şöyle yapılırdı: Ölenin erkek çocukları varsa bütün mirası onlar alırlardı. Erkek çocuğu olmayanın malı yakından uzağa doğru diğer erkek akrabasına kalırdı. Bazen vasiyet yoluyla çocuklara, akrabaya ve arkadaşlara da mal bırakıldığı olurdu.

    Bu âyet başta ana ve baba olmak üzere, kadın-erkek ayırımı yapmadan, bütün akrabaya vasiyet etmenin gerekli bulunduğunu ifade ederek müminleri, daha sonra gelecek olan miras hükümlerine hazırladı. Nisâ suresindeki miras âyeti (4/11 vd.) zaten mirastan pay almakta olan bu erkekleri doğrudan zikretmeksizin kadın akrabayı da mirasa dahil etti. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

    Bu ayeti nesheden hükmün ne olduğu konusunda da değişik görüşler vardır. İki yorum şunlardır:

    Birincisi: Bu ayetin hükmünü nesheden Nisa suresinin miras hukukunu ortaya koyan 11-12. ayetleridir.

    İkincisi: Bu ayetin hükmünü nesheden, soruda da söz konusu edilen “Doğrusu Allah Teâlâ her hak sahibinin hakkını vermiştir. Artık vârise vasiyet yoktur.” manasındaki hadistir. (bk. Razi, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

    Denilebilir ki, ilk defa vasiyet hükmünü nesheden, miras ayetleridir. Veda hutbesinde söz konusu olan hadiste ise, bu nesih hükmü bir kez daha pekiştirilmiştir.

    İster, konumuz olan bu hadis-i şerifin doğrudan vasiyet hükmünü neshettiğini, ister nesh edici olan miras ayetlerinin hükmünü teyit eden bir konuma sahip olduğunu kabul edelim, her iki durumda da -soruda söz konusu edilen- bu hadis ile söz konusu vasiyet ayeti arasında bir çelişkinin olmadığı açıktır. Çünkü bir nasih, biri mensuhtur.
    9-
    Hac 47 ve Secde 5 birbiriyle çelişmiyor ve öyle görünmüyor. Burada bir sıkıntı yok.
    Mearic 4’te ise, meleklerin hızlı gidişlerine vurgu yapılmıştır. Yerden Arş’a kadar sadece bir günde ulaşırlar. Melekler nurani varlıklar olduğu için, insanların binlerce yılda gidemeyeceği yerlere ve makamlara bir anda giderler. Buradaki “bir gün” ifadesi de zihinlerin kavramaları için seçilmiş bir sözcük olabilir. Yani “bir gün” bir an manasına da gelebilir. Nitekim, Rahman suresinde yer alan,

    “O her gün ayrı bir yaratıştadır.” (Rahman, 55/29)

    mealindeki ayette geçen “her gün”, “her vakit” olarak açıklanmıştır.
    10-
    11-
    Bu ayetin konusu çok farklı. Başlık Kurandaki çelişkiler (!) ama burada ayet söylenmiş. Başlığın çelişkiler olduğu bir konuda sözde çelişkiler anlatılması gerekmez mi?
    12-
    İlgili ayetin tefsiri şöyledir:

    Çünkü Allah ve melekleri Peygamberi hep salat eder dururlar. Allah (c.c) rahmet ve nimet vermesi ile melekler istiğfarları ve hizmetleriyle Peygambere daima ikram etmektedirler. Bu sayede,

    “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize melekleriyle beraber rahmetini gönderen Allah’tır.” (Ahzab, 33/43)

    buyurulduğu üzere, müminlere ilâhî feyz inmektedir.

    Ey iman edenler! Sizler ona salat ve selam getirin, selamlayarak teslim olun. (Allahhümme salli ala Muhammed, …) gibi dualarla onun üzerine Allah’ın salavatını, rahmetini ve bereketlerini niyaz edin.(Alusi, XI, 2/83) Ve selam vererek ona hürmet edin. Ve bir manaya göre, hiç incitmeyerek teslim olun, boyun eğin.Bu ayet gösterir ki Peygamber’e salavat getirmek farzdır. Ancak tekrarına değinilmemiştir. Sahih olan budur ki, ismi zikrolundukça vacip olur. Bu hususta birçok hadisler rivayet olunmuştur. Bu cümleden olmak üzere Resulullah buyurmuştur ki:

    “Yanında adım zikrolunup da bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün.” (Tirmizi, Daavat, 100; Ahmed b. Hanbel, II/254)

    Yine buyurmuştur ki:

    “Allah Teâlâ benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona ‘Allah seni bağışlasın’ derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak ‘Amin’ derler. Bir Müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: ‘Allah seni bağışlamasın’ derler. Yüce Allah ve öteki melekleri de o iki meleğe cevaben ‘Amin’ derler.”(İbn Kesir, II/515)

    Bazıları Resulullah’ın adı tekrar tekrar anılsa bile bir mecliste bir kez vacip olur demişlerdir.

    Nitekim Secde âyetinde de böyledir. Bunun gibi her duanın başında ve sonunda da vaciptir. Namazda (Allahümme salli ala Muhammed…) diye salavat okumak biz Hanefilerce vaciplerden değil, sünnettir. İbrahim Nehai’den rivayet edilmiştir: “Sahabeler, teşehhüddeki ile yetinebilirlerdi” demiştir. Fakat Şafiî Hazretleri: “Namazın caizliği için salavat şarttır, vaciptir” demiştir.

    Sahabeler: “Ya Resulullah selam vermeyi biliyoruz. Fakat ‘salat’ı nasıl getireceğiz?” demişler. O zaman namazda okunan salavat duası Müslümanlara öğretilmiştir. Peygamberlerden başkasına salavat, Peygambere tabi olarak caiz olursa da başlıbaşına birisine salavat getirmek mekruhtur. Çünkü örfte peygamberlerin şiarıdır. Nitekim aziz ve celil olmakla birlikte hakkında “azze ve celle” denmez.

    13-
    Bakara 106’da unutturursak der, unutturduk demez.
    Nahl 101’de Kur’an’ın bazı hükümlerinin ilahî hikmet doğrultusunda değişeceğine işaret edilmiştir.
    Fatır-43: “… Hayır! sen Allah’ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda asla bir döneklik bulamazsın. “

    Feth-23: “… Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız. “ bu ayetlerle hiçbir çelişki yok.
    14-
    Konu sözde çelişkiler olsa da, burada düzensizlik var denmiş. Burada düzensizlik yok. Dikkatli okursanız anlayacaksınız.
    15-
    Evet, Edison, Einstein, Ebu Talip ebedi cehennemde olacak.

    “Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azab edecek değiliz.”
    (İsra, 17/15)

    Bu ayetten de görülebileceği üzere Allah peygamber göndermediği hiçbir kavme azap etmez.

    “Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin, sahte tanrılardan uzak durun” diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimileri de saptırılmayı hak ettiler. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların âkıbetinin ne olduğunu görün.” Nahl Suresi 36.ayet.

    Bu ayetten de anlaşılabileceği üzere her ümmete peygamber gönderilmiş. yani bu bir adaletsizlik değildir.

    16-
    Ayette bir hükmün farz olmasından ziyade, sorulan sorunun cevabının açıkça verileceğinden söz edilmiştir.
    Burada da bir çelişki YOK.
    17-
    Attığın ayetlere bakılınca kendin çelişki uydurduğun belli. Hele ki Yusuf 12’nin yazdığın yazıyla alakası yok.
    Namazın kaç vakit olduğu vb Hadislerde bahsedilmiştir.

    Devamını daha sonra cevaplayacağım.

    1. Öyle “Burada bi çelişki yok, aha burada da bi çelişki yok” demekle olmuyor beyfendi. Ortada buz gibi çelişkiler var ve sen cımbızlanmış burada bi çelişki yok devam edelim diye diye geçiyosun, daha doğrusu gerçeklerden kaçıyosun.

      Örneğin en ilk ifade edilen: Bakara-48: “Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği ” denilmiş. Yani kimse kimseye şefaat edemez demiş açık ve net. Bundan ötesi var mı?

      Ama ötekinde: Meryem-87: “Rahman’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.” denilerek açıkça çark edilmiş işte.

      Bundan ala çelişki mi olur? Diğerlerini de zamanım olduğunda söylerim.

      Cımbızlamak demişsin. Bir cümle kendi başına bir fikri anlatmaya yetiyorsa niye tek başına alıntı yapılmasın.
      Buna cımbızlamak denmez. Her bir ayet açıklanırken kuranın baştan sona oraya copy paste mi yapılması lazım. “Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği demiş bu cümlenin öncesi de sonrası da eklense anlam değişmez.

  2. Kendinizi fazla yormayın. Size rest çekilmiş 1400 küsür yıl önce, eğer bu kitabın bir beşer tarafından yazıldığını söylüyorsanız, sizde tüm yandaşlarınızı toplayın onun gibi bir kitap, onun bir suresi gibi bir sure getirin. Haydi hodri meydan. Getirin vede bu meseleyi kapatın…. Getiremezseniz ki getiremediniz bu güne kadar bundan sonra getiremeyeceksiniz, o zaman bekleyin. Bizde beklemekteyiz….

    1. @umut çakıroğlu, Beyfendi, düşünen araştıran insanlar, sahtekar, şaklaban değildirlerki bugün bir araya gelip ahanda bize vahiy indi, tanrının sözlerini yazdık, kutsal kitap yazdık deyip insanları kandırsınlar. Öyle bir kitap diye sipariş verdiğine göre yarın birileri, “bize vahiy geldi kutsal kitap yazdık” derse demekki sen inanacaksın.

      1. Nedense düşünen, araştıran insanlar kutsal olduğu aşikâr olan bir kitabı yalanlamak için cümleleri çarpıtmaya çalışarak her türlü şaklabanlığı yapıyor. Bunu yapmak kolaydır. Sonuçta meal, istediğiniz yere çekebilirsiniz.
        Biraz da biz soralım o halde siz cevap verin…

        ***

        1929 yılında Amerikalı bilim adamı Edwin Hubble evrenin sürekli olarak genişlediğini ispatlamıştır.

        Kuran-ı Kerimde Zariyat süresinin 47. Ayeti aynı şekildedir. Zariyat suresinin 47.ayetinde:”göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz.” buyurulmaktadır.

        ***

        Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan başka bir yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?” (Zümer Suresi: 6)

        Kur’an, bebeğin rahimdeki üç karanlık devresine bu ayet-i kerimesiyle dikkat çekmiş ve insanın anne karnında üç aşamalı bir yaratılışla yaratıldığını bildirilmiştir.

        Türkçeye “üç karanlık içinde” manasıyla çevrilen Arapça فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ifadesi, embriyonun gelişimi sırasında bulunduğu üç karanlık bölgeye işaret etmektedir.

        Bu bölgeler sırasıyla:

        1- Batın duvarı karanlığı

        2- Rahim duvarı karanlığı

        3- Amniyon zarı karanlığıdır.

        ***

        “Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. (Rum, 30/1-4)

        ***

        “Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, bir ‘hicr-i mahcur’ (çift yönlü bir engel) koyan, O’dur (Allah’tır).” (Furkan, 25/53)

        ***

  3. Sadece çelişki olduğu ileri sürülen ayetleri cevapladım. Yoruma istek gelirse bilimsel hata iddialarına da cevap vereceğim.

    Çelişki İddiası 1:

    1- Hesap gününde Allah’tan başkası şefaat edebilir mi?

    Edemez / Bakara-48: Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

    Edebilir / Meryem-87: Rahman’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

    Edebilir diyen diğer Ayetler: Enam-51, İnfitar/ 18-19
    Edemez diyen diğer ayetler: Bakara-123, Zuhruf-86, Secde-4

    Cevap:

    Attığı diğer bütün ayetlerde, Allah’ın izni olmaksızın şefaat olmayacak diyor. Diyor ki, “O’nsuz size ne bir dost ne de bir şefaatçi bulunur” (32:4)

    Yani Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemeyecek. 2:48’de genel kuralı söylüyor. 19:87’de ise Arapça “illa” eki getirerek istisna belirtiyor. Bunu şöyle bir örnekle açıklarsam anlaşılabilir. Diyelim ki bir havaalanındasınız, karşınızda bir tabela gördünüz “Bütün yolcular bekleme odasında beklemelidir.” az ileride bir tabela daha gördünüz “VIP yolcular hariç bütün yolcular bekleme odasında beklemelidir.” Şimdi bu tabela öncekiyle çelişir mi? Hayır çelişmez.

    Çelişki İddiası 2:

    2- Kötülük Allah’tan mı gelir?

    Nisa -78: Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: “Bu Allah’tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa “Bu, senin tarafındandır” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır”. Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?

    Nisa-79: Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.

    Cevap:

    Bu ayetlerde hiçbir çelişki yok. 78.ayette muhattap insanlar, 79.ayette ise muhattap Hz. Muhammed. Zaten bu kitabı (haşa) bir insan yazdığını farzetsek bile sizce bir sonraki ayette çelişki yapabilir mi?

    Çelişki İddiası 3:

    3- Müslüman olmayanlar cennete gidebilir mi?

    Gidebilir/ Bakara-62: Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur. (Ayrıca Maide-69 )
    Gidemez/ Ali İmran-85: Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ayrıca tevbe-30)

    Cevap:

    Ayetin iniş sebebine bakarsak çelişki olmadığını anlayacağız.

    “Sahâbeden Selmân-ı Fârisî daha önce Hristiyan olmuş ve bir süre Hristiyanlarla birlikte yaşamıştı. Hz. Peygamber’in hicretini takiben o da Medine’ye gelip İslâm dinine girmiş ve arkadaşlık etmiş olduğu Hristiyanları ve onların amellerinden gördüklerini Hz. Peygamber’e anlatmış, Hz. Peygamber de “Onlar İslâm dini üzere ölmediler” buyurmuşlardır. Selmân diyor ki: (Hz. Peygamber böyle buyurunca) dünyam karardı. Sonra Selmân Hristiyanların (dinî hayatlarındaki) gayretlerini de anlatmış, bunun üzerine “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur.” meâlindeki âyet inmiştir. Ardından Hz. Peygamber Selmân’ı çağırıp şöyle buyurdu: “Bu âyet senin arkadaşların hakkında indi. Kim benim peygamber olarak geldiğimi işitmeden önce Îsâ’nın dini ve İslâm üzere ölürse o hayırdadır. Ama bugün kim beni işitir de bana iman etmezse o da helâk olmuştur”

    Çelişki İddiası 4:

    4- Cennetin genişliği ne kadardır?

    Göklerle yer kadar/ Ali İmran -133: Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
    Gökle yer kadar/ Hadid-21: Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

    Cevap:

    Bu ayetlerde bir çelişki yok. Ali İmran suresindeki ayette “semavat = gökler” çoğul şeklinde, Hadid suresindeki ayette ise, “sema = gök” tekil olarak kullanılmıştır. Bunda bir çelişki yoktur. Çünkü, “sema” kelimesi bir cins isim olduğu için çoğul (gökler) manasını da vermektedir. Nitekim Türkçe’de de bunu görüyoruz; bazen “gök”, bazen de “gökler” diyoruz ve aynı şeyi kastediyoruz.

    Çelişki İddiası 5:

    5- İlk müslüman kimdir?

    Enam-163′e göre Muhammed.
    Araf-143′e göre Musa.
    Ali İmran-67′ye göre İbrahim.

    Cevap:

    Ali İmran 67’de Hz. İbrahim’in ilk Müslüman olduğuna dair bir yazı yok.

    Araf 143’te ise Hz. Musa kendisi ben ilk Müslümanım diyor, burada Allah, ilk Müslüman Hz. Musa’ydı demiyor.

    Enam 163’te ise kullanılan evvelu kelimesi ilk anlamına da gelir, önder anlamına da gelir. Hatta bir sözlük yazarı Ragıp İstefani, bunu önder anlamında kullanmıştır. (Müfredat: أول maddesi)

    Çelişki İddiası 6:

    6- İblis melek midir, cin midir?

    Bakara-34′e göre melek, Kehf-50′ye göre ise cindir.

    Bakara-34: Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

    Kehf-50: Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

    Cevap:

    Arapça’da tağlib sanatı diye bir sanat vardır. Çoğunluğa seslenilir. Bunu örnekle açıklarsam şöyle: Diyelim ki bir sınıfta 30 başarılı 1 de başarısız öğrenci var, hepsinin ayağa kalkması için başarılı öğrenciler ayağa kalksın demek yeterlidir. Arapça’da bu böyle. Burada da tağlib sanatı kullanılmış. Kanıtlayalım:

    Araf 11-12: Andolsun sizi yarattık; sonra size şekil verdik; sonra da meleklere, “Âdem’e secde edin” diye emrettik. İblîs’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenler arasında yer almadı. Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblîs), “Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi.

    Gördüğünüz gibi buradan da anlaşılabilir. Meleklere seslenildi, İblis hariç hepsi secde etti diyor. Ama iyi bakın, beni ateşten yarattın diyor İblis. Cinler de ateşten yaratıldığına göre tağlib sanatı kullanıldığı apaçık. Melekler nurdan, cinler ateşten yaratılmışlardır.

    Çelişki İddiası 7:

    7- İslam’da Vasiyet geçerli midir?

    Bakara-180′de ölümü yaklaşanlar için vasiyet etmek şart koşulmuşken, Nisa/ 11-12 ayetleriyle vasiyetin bir hükmü
    kalmamış, miras taksimi zorunlu kılınmıştır.

    Bakara-180: Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.

    Ayete ilaveten, Muhammed’in Veda Hutbesinde şöyle dediği yazılıdır:

    “Mirasçı için ayrıca vasiyet etmeye gerek yoktur.”

    Cevap:

    Bu ayetlerden bunu nasıl çıkarmış şaşılacak bir şey. İki ayette ben dediği gibi bir şey göremedim, geçiyorum diğerine.

    Çelişki İddiası 8:

    8- Allah’ın katına olan mesafe-zaman çelişkisi:

    Secde 5: Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar.

    Mearic 4: Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
    Bu çelişkiye bir de Allah katındaki zaman çelişkisini ekleyelim:

    Hac-47: Senden çabucak azabı getirmeni istiyorlar. Allah, asla vaadinden caymaz. Doğrusu Rabbının katında bir gün; saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

    Cevap:

    Bu mu çelişki gerçekten? Secde 5’te işler bin yıl tutan bir günde çıkar diyor. Burada işlerin açısından 1000 yıldır. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Mearic 4’te ise Melekler ve Ruh’un çıkış süresi söyleniyor. Gerçekten bu mu çelişki? Hac 47’de ise geçen Rabbinin katı ifadesi yani Arapça “İndallah” kelimesinin ne anlama geldiğini hiç kimse bilmiyor. Bu çok manaya geliyor olabilir. Bu ayetten Allah burada bulunuyor manası çıkaramayız. Çünkü O bize şah damarımızdan yakın olduğunu da buyuruyor veya kâbeye “Allah’ın evi” de diyor fakat Kâbe’nin içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Peki ne olabilir? Örneğin Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği evrenin ana merkezî bölgesi olabilir. Tıpkı hücrenin içinde çekirdeği gibi veya vücudumuzda beynin konumlanması gibi. Veya içinde yaşadığımız evreni insanların ve başka varlıkların geçici bir sınav alanı olarak bir simülasyon halinde hazırladıysa gerçek hayat burada değildir ve gerçek hayatın olduğu yere Allah’ın katı diyor olabilir. Ama Allah’ın katı ifadesi Allah’ın orada yaşadığı gibi bir anlama gelmiyor ve dolayısıyla oranın zamanına uymak zorunda olduğu anlamına da gelmiyor.

    Çelişki İddiası 9:

    9- Allah herşeyi bilir mi?

    Gaybı bilen yalnızca Allah’tır” ayetlerine rağmen Enfal/ 65-66 da Allah’ın bir müslümanın kaç düşmana bedel olduğunu ancak savaştan sonra bilebildiği anlaşılıyor.

    Enfal-65: Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kafirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

    Enfal-66: Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah’ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

    Cevap:

    Eğer inanır motive olursanız siz kendinizden on kat fazla orduyu yenersiniz, fakat eğer zaaf gösterirseniz ancak iki katı kadar bir orduya galip gelebilirsiniz. Yani Allah’ın kuralı değişmiyor. Değişen sadece insanın durumudur ve Allah’ın her iki hükmü de her iki durum için geçerlidir. Yani sahabeler tekrar motive olurlarsa tekrar on katı kadar bir orduyu yenebilirler demektir. Bundan dolayı Kuran’da bir ayetin gelip başka bir ayeti iptal etmesi durumu yoktur. Farklı durumlar için konulmuş farklı hükümler vardır.

    Çelişki İddiası 10:

    10- Allah gönderdiği kanunları, hükümleri değiştirir mi?

    Bakara-106: “Herhangi bir Ayet’in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allah’in herseye gucunun yettigini bilmezmisin? “

    Hac-52: Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Nahl-101: Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

    Rad-39: Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.

    Aşağıdaki ayetlerde ise farklı söylenir;

    Fatır-43: “… Hayır! sen Allah’ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda asla bir döneklik bulamazsın. “

    Feth-23: “… Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız. “

    Cevap:

    Fatır 43, Feth 23’de Allah’ın kanunu diyor, diğerlerinde ise ayet diyor. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. (Rad 11)

    Çelişki İddiası 11:

    11- Ganimetlerin tamamı mı yoksa 1/5′i mi?

    Enfal-1’de “ganimetler Allah’ın ve peygamberindir” denirken,
    Enfal-41′de “ganimetlerin beşte biri Allah’ın ve peygamberindir” denir.

    Enfal-1: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”

    Enfal-41: Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. (…)

    Cevap:

    Düz bir meal üzerinden bunu anlayamazsınız. Enfal 1’de Enfal, Allah’a ve Elçisi’ne aittir deniyor. Enfal, ganimetlerden arta kalan demektir. Enfal 41’de ise ganimet deniyor. Yani bir çelişki yok.

    Çelişki İddiası 12:

    12- Peygamberler eşit mi yoksa üstün olanı var mı?

    Bakara-285‘te Peygamberler arasında fark olmadığı söylenirken, aynı surenin 253. ayetinde; “İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık..” denir.

    Bakara-285: Peygamber de, iman edenler de O’na indirilene inandı. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbimiz, Dönüş sana’dır” dediler.

    Bakara-253: İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. (…)

    Cevap:

    Bakara 253’te Allah, peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık diyor. Bakara 285’te ise müminler peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz dediler diyor. Yani burada Allah kendisi biz fark görmedik demiyor. Müminler öyle dediler diyor. Türkçeniz var mı?

    Çelişki İddiası 13:

    13- Allah’ın velisi var mı yok mu?

    İsra-111. Ve de ki: “Övgü, Allah’adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zillettten ötürü de bir veliside yoktur.” O’nu alabildiğine Yücelt.
    Yunus-62. Uyan! Allah velilerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar!

    Cevap:

    Arapçasına baktığımızda, Yunus 62’de dost deniyor. İsra 111’de ise veli deniyor. Yani bir çelişki yok.

    Çelişki İddiası 14:

    14- Meleklerden peygamber olur mu?

    Muhammed’e inanmayanlar ” Elçi olarak bize bir melek gelmesi gerekmez miydi” derler. Buna şu yanıt verilir:

    İsra-95. De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”

    Mantıklı. Dünyada insanlar yaşadığına göre melekten peygamber olmaz.
    Gel gelelim meğer öyle değilmiş. İsra-95′de melekten peygamber olamayacağı söylenirken;
    Bakın aşağıdaki ayette ne diyor:

    Hac-75. Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.

    Cevap:

    İsra 95’in ana konusu, insana insan, meleğe melek, cine cin peygamber gönderilmesidir. Yani burada herkese aynı türden peygamber gönderilir deniyor. Ana konu bu. Bir de yeryüzünde diyor bakın, melekler yeryüzünde mi? Hayır. Hac 75’te ise Allah meleklerden peygamber seçmiştir diyor. Yani burada insana melek peygamber gönderildi denmediği için, bir çelişki yok. İnsanlar bunu nereden çıkarıyor merak ediyorum?

    Çelişki İddiası 15:

    15- Cehennemde sadece ne yenir? Zakkum mu? Darı dikeni mi?

    Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

    Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.

    Leyse lehüm ta’amün illa min dariy’ın.

    Onlar için darı dikeninden başka bir yiyecek yoktur.

    Zakkum ağacı ile darı dikeni çok farklı bitkiler olduğuna göre ayetler arasında çelişki mevcuttur.

    Cevap:

    Allah Hicr suresinin 44. ayetinde şöyle buyuruyor: ”Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.”

    Her cehennemlik cehennemin aynı yerine gitmez. Bir kişi işlediği günaha göre cehennemin belli katına gider. Mesela münafıklıklar cehennemin en alt katına giderler.

    ”Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.” (Nisa suresi 145)

    Katları birbirinden ayıran nedir? cezalardır. Farklı ceza demek farklı bir ”yiyecek” demektir. Cehennemin bütün katlarının cezaları aynı değilken bu ayetlerde çelişki olduğu nasıl iddia edilebilir?

    Çelişki İddiası 16:
    16- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır?

    6 günde : (Araf-54) (Yunus-3) (Hud-7) (Furkan-59)
    8 günde : (Füssilet/ 9-12)

    Cevap:
    Fussilet 9’da yeryüzünün iki günde yaratıldığı söyleniyor, Fussilet 10’da 4 günde gıdaların oluştuğunu söylüyor. Gıdaların oluşması yeryüzünde biyolojinin başlaması demektir ve bunu anlatıyor. Yani Dünya’nın ömrünün ilk üçte birlik döneminde Dünya biyolojiye uygun olacak bir yere dönüştü ve ömrünün üçte biri tamam olunca ilk biyolojik aktiviteler başladı ve kalan üçte ikilik periyodda biyoloji başladı ve yeryüzü hayvanları ve bitkileriyle gitgide gelişmeye başladı. Bu bir anda olmadı süreç içinde oldu. Fussilet 10’da ise göklerin de iki günde yaratıldığını belirtiyor. İki günde yaratılan göklerin süresi Dünya’nın yaratılması ve gıdaların yaratılması sürecinden hariç değildir. Yani beraber yaratılmışlardır. Yeryüzü ve gıdaların yaratılması devam ederken bu sırada gökler de düzenleniyor. Göklerin yani atmosferin yaratılmasının ne zaman başlayıp ne zaman bittiği Kuran’da belli değildir. Sadece süresi verilir, yani iki gün. Bu emektir ki göklerin yedi gök halinde düzenlenmesi yeryüzünün oluşmasının yani iki günün sonunda da başlamış olabilir bundan bir müddet sonra da başlamış olabilir. Fakat göklerin yedi gök halinde düzenlenmesi iki gün sürmüştür, yani toplam Dünya’nın yaratılışının kabaca üçte biri kadar sürmüştür. Bu iki günlük süre göklerin toplam ömrü de değildir. Tabakalar halinde yaratılma süresidir.

  4. Beyler ; Din ve kuran ı anlatırken saplantılarınızı bırakın.!1-Ben şu mezhep tenim,şu tarikattanım diyenle r baştan inandırıcı lıklarını kaybeder.Doğuştan itibaren tek yönlü yetişmiştir.Din ve mezhep,tarikat gibi bölünmeler yoktur. Kuran da böyle bir ayet yok.Bilhassa bölünmeyin der.HzMuhammed in daha naaşı toprağa verilmeden ,bahçe de toplanan lar halef seçimine başladılar.Bu yanlış arap adeti halen devam ediyor.İslâmiyet paramparça oldu ve aralarindaki savaş 1450 yıldır bitmedi.Bir bir lerini öldürüyorlar. 2-Sonradan uydurulan ve değiştirilen ayet ler çok..Meydana çıkıpta ağzı LÂF yapan ukalalar , kendi lerine göre mealler yazmıştır.Şu anda gerçek ve ilk sayılan kuran yok.Bunun da en büyük isbatı:Ülkemizde yazılan ve hiçbir denetim yapılmadan satılan ları karşılaştırın ! Sonra da ; Mekke de En haram daki ( Kâbe ) sütünlarda bedava olarak dağıtılan,Dünya daki dillerde yazılan Kuran lardan bir kaç yana alıp komisyon kurarak inceleyin.Hristiyanların Iznik manastırında ki ;80 küsur ıncili teke indirme çalışmaları ve 4 tam aşağı indirememelerinden fazla zorlanıp dağılırsınız.Süre ve ayet sayısında bile bizim prof.lar tartışıyorlar. 3-Böyle bir çalıştaya hiç bir din bilgini !gitmez ! İlk yapılacak iş : Tüm Hadis-rivayet-ebu kimden aktarım ve bizim şeyhinin demişti..Gibi safsataları bırakıp başlamanız. Tırmızi vs.ler.Nerden uyduruyorlar.1450 yıl önceki sözleri ve olayları.Anlatırken de mübarekler film seyrediyormuş çasına ayrıntılar veriyorlar.Peygamberin gece lerini bile perde nin arkasından dikizler gibi söylüyorlar. 4- Fısıltı oyunu vardır. 10-15 kişi yan yana gelir.1 nci 2 nciye fısıldar.-Domates-diye..15 nciye sıra geldiğin ve yüksek sesle ” Patates veya Dolma biber ” 1 dk.kada anlam değişir.Konu din olunca 1450 yılda din baz ların sözler i Allah ve Peygamber kelâm ı oluyor.SÖZ uçar yazı kalır.İslâm aleminin % 90 nı yanlış yönlendirilip ŞİRK batağına atılıyor.Din sadece Allah la kul arasında dir.50 kişiye Allahı tarif edin derseniz , 50 yana tarif çıkar.

  5. 2 part halinde cevaplayacağım. İlk, çelişki iddiaları, sonra bilimsel hata. PART #1

    1.İddiaya Cevap:
    “Allah izin vermedikçe kim şefaat edebilir?” ifadesiyle anlatılmak istenen “Allah’ın izin verdiklerinin şefaat edeceği” değildir. Bu geleneksel İslam anlayışının bir çelişkisi olabilir ama Kuran’ın çelişkisi değildir. Bu konu aslında birçok Arap dilbilimcinin işlediği bir konudur. Meryem 87’deki ifade şu demek değildir: “Allah bazılarına izin verecek, onlar da şefaat edecek.” Arapçada Allah’ın iznine bağlanan “illa” edatı, dilde istisna değil imkânsızlık ifade eder. Yani bu ve benzer ayetlerdeki “illa” edatı Allah dışında kimsenin şefaat yetkisine sahip olmadığını anlatmak için kullanılmıştır. Kuran’a göre şefaat sadece Allah’a aittir. Meryem Suresi’nin 87. ayetinin yanlış anlaşılması yüzünden çelişki iddiası ortaya çıkmıştır. Bakara suresinin 254 ve 255.ayetlerine bakarsak, izin olmadan şefaat olmayacak ifadesi ile şefaat olmayacak ifadesinin aynı anlama geldiğini görebiliriz.
    Bakara 254: “Ey inananlar! İçinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin. Kafirler zalimlerin ta kendileridir.”
    Bakara 255: “İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunabilecek kimmiş?”

    2.İddiaya Cevap:
    Nisa 78’de Arapça indallah geçiyor. Nisa 79’da minallah geçiyor. Farklı kelimeler farklı anlamlar demektir. İndallah Allah’ın katından demek. Nisa 79 ise Allah’tan demek. 78. ayette 3 defa ind kelimesi kullanılırken 79. ayette bu kelime birden kullanılmıyor. Bu çok dikkat çekici bir durumdur. Eğer bu ayetler arka arkaya değil de Kuran’da ayrı ayrı geçseydi belki hiç dikkat çekmeyecekti bile. Allah bu ayetleri ardı ardına koyarak adeta inkar edenlere çelişki bulma fırsatı veriyor. Fakat aynı zamanda kelime seçimlerini hassasca ayarlayarak adeta ”ben ne dediğimi iyi biliyorum” da diyor.

    3.İddiaya Cevap:
    Çelişki yoktur, Allah tek bir din gönderdi: İslam.
    Ali İmran 19: “Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki “kıskançlık ve hakka başkaldırma” (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.” Kuran, asla Yahudi ve Hristiyanların dinlerinden ayrı bir din diye söz etmiyor. Kuran, bunları “yehuda” ve “nasara” diye topluluk isimleri olarak tarif ediyor ama asla başka bir dinden olduklarını söylemiyor. Allah, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar tek bir din gönderdi, o da İslam dinidir. İslam özel isim değildir, yaratıcıyı teslimiyet manasını taşır özünde. Kafir olmayan Yahudi ve Hristiyan, İslam dininden sayılır. Zaten Kuran, İbrahim, Musa ve İsa gibi peygamberlerin de İslam’a çağırdığını çeşitli ayetlerde vurgular, onların çağırdığı kanuna uyanlar İslam dininden sayılır.

    4.İddiaya Cevap:
    Ali İmran 133’de “sema” çoğul şekilde, Hadid 21’de “sema” tekil kullanılmıştır. Burada bir çelişki yoktur çünkü “sema” cins isim olduğu için çoğul manasını da vermekte. Türkçe’de de bunu görürüz. Bazen gök bazen gökler deriz ve aynı şeyi kastederiz.

    5.İddiaya Cevap:
    Bunu metaforla anlatırsak daha iyi anlaşılır.

    “Günlerdir kovalanmaktan ve saklanmaktan bunalmıştık. Bahçe kapısından içeri girerken arkadan uzanan bir el bileğimi kavradı. İrkildim ve dönüp kim olduğuna baktım. Karşımda yine o polis vardı ama bu kez sivil kıyafetliydi.

    “Selim” dedi, “Ben sizin suçsuz olduğunuzu düşünüyorum. Ama bu iş kaçmakla olmaz. Eğer mahkemeye çıkarsanız ben de size destek çıkarım. Aklanır ve bundan böyle korkuyla yaşamazsınız. Gelip teslim olmanız kaçmanızdan daha iyidir. Bak, sen diğerlerinden daha akıllı ve daha düşüncelisin. Üstelik sana güveniyorlar ve fikirlerine çok değer veriyorlar. Eğer ilk olarak sen teslim olursan diğer arkadaşlarının da teslim olması kolaylaşır. Yoksa bu kaçışınızın sonu yok. Şimdi seni görmezden geleceğim ama git arkadaşlarınla konuş. Yarın sabah gelip teslim olun. En kötü ihtimalle teslim olmanız iyi halinizi göstererek hafifletici sebep olarak yargıçı etkileyecektir. Söylediklerimi iyi düşün. Gel devletin adaletine güven ve önce sen teslimiyeti kabul et. ”

    Beni oracıkta tutuklayacağını zannettiğim Komiser Mahmut yanımdan uzaklaşıp giderken öylece kalakalmıştım. Hem onun bu babacan tavrına olan şaşkınlığımı atamıyor hem de söylediklerini derin derin düşünüyor, idrak etmeye çalışıyordum. Sözlerinde o kadar haklıydı ki o an orada ikna aşamasına gelmiştim. Her ne kadar suçsuz olsak da teslim olarak kendimizi aklamak kesinlikle daha akıllıcaydı. Nihayet “haklı” dedim içimden ve teslim olmaya karar verdim. Ama arkadaşlarıma bu durumu nasıl açıklayabileceğimi tasarlamakta zorlanıyordum. Bana karşı çıkma ihtimallerini düşündükçe omzumdaki yük daha da ağırlaşıyordu. Ağır adımlarla kapıya vardım ve araladım. Arkadaşlarım içeride her şeyden habersiz beni beklerken halen tartışıyor, şehir dışına kaçma planları kuruyorlardı. Beni görünce sanırım yüz ifademden olsa gerek bir şeyler olduğunu anladılar. Her biri merakla ne olduğunu sormaya başladı. Yavaşça divanın kenarına ilişip oturdum ve elimin ayasını “tamam anlatacağım” der gibi kaldırdım.

    Başıma geleni olduğu gibi ve kararımı gerekçeleriyle anlattım. Ardından, arkadaşlar düşündüm ve en mantıklı olanın teslim olmak olduğuna karar verdim, dedim. Artık siz ne kadar itiraz ederseniz edin, ben bu kararımdan dönmeyeceğim ve ilk teslim olan ben olacağım.”

    “ilk müslüman” gelen son mesaja “ilk teslim olan”dır. Çünkü müslüman “teslim olan” demektir. Şu yazıyı yazmakta olduğum yazım programı bile paragraf içinde yazarken baş harfini küçük harfle yazdığım “Müslüman” kelimesinin ilk harfini ısrarla büyük harfe çeviriyor ve ben dönüp dönüp tekrar “M” harfini “m”ye dönüştürüyorum. Ama yazıyı din harici başka bir konuda yazsaydım müslüman ve benzeri kelimeler yerine “teslim, teslimiyet, teslim olan” gibi kelimeler yazacaktım ve meramını anlatmak isteyen bir yazar olarak bu sorunu yaşamayacaktım. Yukarıda, yazı girişindeki gibi polisiye bir öykü yazıyor olduğumda ve konu içerisinde defalarca “teslim olmak” geçiyor olduğu halde, hiçbiri için yazım uygulaması neden beni ilgili kelimelerin baş harfini büyük harfle yazmaya zorlamadı!!! Şimdi aşağıda çelişkili olduğu iddia edilen ayetlerde herhangi bir çelişki var mıymış, yok muymuş, hep beraber bakalım. Al-i İmran 67’de İbrahim elbette müslüman (teslim olan) olarak niteleniyor. Kendine gelen mesaja ilk teslim olandı. Bundan daha doğal ne ola ki…
    Ali İmran 67: “İbrahim ne yahudi idi, ne hristiyandı: O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.”
    Enam 163’ü atanlar, 2 önceki ayeti atmıyorlar:
    Enam 161: “De ki: “Rabbim, beni dosdoğru bir yola iletti: Dimdik ayakta duran bir dine, Hanif olan İbrahim’in inanç sistemine. O müşriklerden değildi.”
    Burada Hz. İbrahim’in zaten Müslüman olduğu söyleniliyor. Başta dediğim gibi: ilk müslüman” gelen son mesaja “ilk teslim olan”dır.
    Araf 143’ün de bağlamına bakarsak kolayca kavimden bahsettiği görülebilir.
    Araf 142: “Musa, kardeşi Harun’a “Kavmimde benim yerime geç…”
    Araf 145: “…Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret…”
    Ve ayrıca Araf 143’te de muslim değil mümin kelimesi var. Farklı kelime farklı anlam ifade ediyor. Yani burada yeryüzündeki ilk mümin dese yine çelişki olmazdı. Bir çelişki söz konusu değildir.

    6.İddiaya Cevap:
    Gaf mı? Bu iddiayı ortaya atanların, edebiyat bilgisinin sıfır olduğu bellidir. Arapça’da, bazen muhatap (sen) zamiri, konuşan (ben) zamiri yerine geçebilir. Bazen konuşan (ben) kendisini yüceltmek maksadıyla üçüncü şahıs (o) diye anlatabilir (Kadı Beydavi) Kur’an’da bunun örneği çok görülür. En basitinden, Bakara 83-84 ayetlerinde İsrailoğulları üçüncü şahıs (o) diye anlatılırken birden muhatap (sen/siz) olarak anlatılıyor. Bu bir hata değil, dilin yapısıdır. Her ne hikmetse, hiçbir Arap buna hata demiyor. Çünkü hata değil. Bir söz sanatı. Fakat bizim ateistler hata diyebiliyor. Her konuda bize “1400 yıldır kimse anlamadı, tek siz mi anladınız?” diyen ateistlere şunu soruyoruz; 1400 yıldır, bu kadar Arap edebiyatçısı, alimi, müfessirleri bu kitabı okumuş, kelimelerin anlamları üzerinde dahi tartışmalar çıkarmış, hiçbiri de “dil hatası” olduğunu fark edememiş de bir tek siz Arapça bilmeden mi fark ettiniz?

    7.İddiaya Cevap:
    Arapça’da tağlib sanatı vardır, çoğunluğa seslenilir mesela bir sınıfta 20 erkek 1 kız var ise erkekler ayağa kalksın demek yeterlidir. Bakara 34’te de İblis meleklerin arasındaki tek cin olduğu için tağlib vardır. Tağlibin kanıtı Araf 11-12 ayetleridir, yine meleklere seslenildi der ama beni ateşten yarattın der İblis. Bu da tağlibin kanıtıdır. Çünkü melek olsa nurdan yarattın demeliydi. Zaten Kehf 50’de de meleklere seslendik diyor, yine tağlib var. Sonunda da bilgi ekliyor “o cinlerdendi.” Hem Kuran’ı bir insan yazdı desek, bu kadar basit bir konuda kendiyle çelişebilir mi bir adam gibi düşünün bakalım.

    8.İddiaya Cevap:
    Nisa 11-12’de tam 4 kere diyor vasiyetten sonra diye. Nasıl bir çelişki bulmuşlar anlamadım.

    9.İddiaya Cevap:
    Mearic 4’te meleklerin ve Cebrail’in yükselme süresi
    Hac 47’de Allah katında 1 günün süresi
    Secde 5’te Allah katına işlerin yükselme süresi
    anlatılıyor. Hepsi farklı işler, bu yüzden çelişki yok. Zaten Mearic 4 kıyamet ayeti bağlamında. Bu süre, kıyamet günü gerçekleşecek olabilir. (Mearic 1-10)

    10.İddiaya Cevap:
    Nesini anlamamışlar bu ayetin. Ayet aslında çok açık. Yani eğer inanır motive olursanız siz kendinizden on kat fazla orduyu yenersiniz, fakat eğer zayıflık gösterirseniz ancak iki katı kadar bir orduya galip gelebilirsiniz. Yani Allah’ın kuralı değişmiyor. Değişen sadece insanın durumudur ve Allah’ın her iki hükmü de her iki durum için geçerlidir. Yani sahabeler tekrar motive olurlarsa tekrar on katı kadar bir orduyu yenebilirler demektir. Bundan dolayı Kuran’da bir ayetin gelip başka bir ayeti iptal etmesi durumu yoktur. Farklı durumlar için konulmuş farklı hükümler vardır. Motive olmuş olanlar için 65.ayet, zayıflık gösterenler için 66.ayetin hükmü geçerlidir.

    11.İddiaya Cevap:
    Ayrıcalık mı? Güldürmeyin. Sınırın sınırı var bu ayette. Tam tersi ateistleri çürüten bir ayet.
    Ahzab 50: “Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak
    verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala
    kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar
    da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını (ki sonuncusu
    diğer müminlere değil, zatına mahsustur) sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip
    oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus
    olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.”

    Bu ayete göre Hz. Muhammed’in evlenebileceği kişiler kısıtlanıyor. Normal bir
    Müslüman Ehl-i Kitap’tan bir kadın ile evlenebilirken bu ayet peygamberimize sadece
    “mümin” kadınlarla evlenmeye izin veriyor. Sonrasında diyor ki “senle hicret eden
    kadın” yani peygamber ile hicret etmeyen kadın evlenemez ve son kısıtlama gelerek
    peygamberin kuzenleri sayılıyor. Basitçe peygamber sadece kendi ile hicret eden
    mü’min kuzenleri ile evlenebiliyordu.

    Bu ayetin iniş sebebiyle alakalı, Ümmü Hani’den şu nakledilir:
    “Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bana talib oldu. Ancak ben ona özür beyan
    ettim, o da benim özrümü kabul etti. Daha sonra Allah’u Teâlâ: ′′Ey Peygamber!
    Mehirlerini verdiğin zevcelerini ve Allah’u Teâlâ’nın sana ganîmet olarak verdiği
    câriyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının
    kızlarını ve teyzenin kızlarını sana helâl kıldık…′′ diye devam eden Sûre-i Ahzâb,
    Âyet 50’yi indirdi. Ümmü Hâni dedi ki: ′′Artık ona helâl olmuyordum, çünkü ben hicret
    etmemiştim. Ben Mekke’nin fethinde serbest bırakılanlardanım′′
    (Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 34)
    Gördüğünüz gibi bu ayet yüzünden Ümmü Hani ile evlenemedi. Ümmü Hani
    peygamberin peygamberlikten önce talip olduğu bir kadın, yani beğendiği bir kadın.
    Ayetin sonunda peygambere kendini bağışlayan kadınların mehirsiz evlenebileceği
    yazıyor. Ve gerçekten talipler geliyor ve diyor ki, “Mehirsiz evlenmeye razıyım.” Fakat
    peygamber ne yapıyor sizce? “Hadis İmâmları sahih hadis kaynaklarında Sehl ve
    başkalarından şunu rivâyet etmektedirler: Bir kadın Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve
    sellem)’a gelip: Ben kendimi sana hibe etmek üzere geldim, dedi. Peygamber sustu,
    nihayet bir adam kalkıp şöyle dedi: Eğer sen onunla evlenmeyi düşünmüyorsan, onu
    benimle evlendir. Böylece peygamber onu, o kadın ile evlendirdi.” (Buhârî, IV, 1797,
    VC, 1996; Müslim, II, 1085; Nesâî, VI, 54; Müsned, VI, 134, 158, 261)

    Peygamber bu ayetten sonra İbn Abbas’ın rivayet ettiğine göre hiçbir kadın ile
    evlenmedi. Şimdi pek çok soru ortaya çıkıyor:
    1. Peygamber niye evlenebileceği kadın sayısını kısıtlasın? Diyelim ki 2000
    kadın var, kaç tanesi hicret etmiştir? 1000. 1000’den kaç tane kuzeni? 20’den
    fazla değildir.
    2. Peygamber niye bu ayetten sonra kimse ile evlenmedi? Hatta kendini
    kısıtlayarak Ümmü Hani ile evlenemedi.
    3. Neden mehir vermeyeceği halde birçok kadın onla evlenmek istedi? Bunlar
    peygamberin apaçık risaletine delil değil midir?

    12.İddiaya Cevap:
    Buradaki yüsallûne fiili ile sallû emir kalıbı, tıpkı Tevbe 103 ve Ahzâb 43’teki ilgili kelimelerde olduğu gibi “yardım etmek, destek olmak” demektir. Yani salat etmek destek olmak anlamında. Bu anlamın delili Enfâl 62’dir. Kuran’da Allah’ın ve meleklerin müminlere de salat ettiği yazar. Yani destek olurlar.
    Enfal 62: “Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki Allah sana yeter. O, seni yardımı ile ve mü’minlerle destekledi.”
    Ahzab 43: “Allah ve melekleri, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size salat etmektedir. O, mü’minlere karşı çok merhametlidir.”
    Tevbe 103: “Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizleyip arındırırsın. Ve onlara salli ol, kuşkusuz senin salatın onlara dinginlik verir. Allah, Her Şeyi Duyan’dır, Her Şeyi Bilen’dir.”

    13.İddiaya Cevap:
    Fatır 43, Fetih 23’te kanun diyor ayet değil. Yani sünnetullah. ‘sünnetullah’tan bahsedilir ve bunlarda bir tebdil/tahvil yani değişim olamayacağının altı çizilir. Sünnetullah, Allah’ın değişmeyen kurallarıdır. Bunlar, fiziki, biyolojik, toplumsal kurallar yanında, Allah’ın daima iyinin yanında olup, zalimlere karşı olması gibi prensiplerden; iman, ibadet, ahlak ve muamelat gibi kurallarına kadar tüm bu tarih boyunca hiç değişmeyen kuralları kapsar. Zaten Fatır 43 ve Fetih 23’te de diğer ayetlerden başka kelimeler geçiyor. Tebdil ve tahvil.

    14.İddiaya Cevap:
    Boş iddia aslında, cevap vermeye bile gerek yok. Ben okudum ayeti gayet de düzenliydi. Hata bulamadıkları için saçmalıklara başvuruyorlar.

    15.İddiaya Cevap:
    Bu bir çelişki iddiası değil. Boş yapmışlar. Başlık çelişkiler…

    16.İddiaya Cevap:
    Maide 101. ayetin, ”ayetleri sorgulamayın” diye bir ifadesi yoktur. İlgili ayette, hükümlerin detayı hakkında soru sormayı yasaklar. Örneğin “namaz niye beş vakit? Üç olsa? Başa sarık sarmak farz mı?” gibisinden gereksiz detayları sormayı yasaklar. Mesela Allah bir hayvan kesilmesini emir ediyor. Fakat Musa kavmi sürekli olarak detay sorarak ibadeti içinden çıkılmaz bir hale getirmeye çalışıyor. (Bakara 67-71)

    17.İddiaya Cevap:
    Sizler Kuranı mubini ayetlerin manası apaçık öyle açık ki konuşmayı yeni söken bir çocuk bile her ayeti anlar şeklinde mi anlıyorsunuz? Yine çelişki iddiası değil ve saçma.

    18.İddiaya Cevap:
    Yahudilerin itirazı ile alakası yoktur. Şu ayete bakalım:
    Bakara 143 “Sizi insanlara şahitler olasınız, Elçi (resul) de size bir şahit olsun diye,
    böyle orta bir toplum yaptık. Eskiden üzerine bulunduğun kıbleyi ancak, topukları
    üzeri geriye dönen kimselerden, Elçiye (Resule) bağlı kalan kimseleri, bilmek için
    yaptık. Bu büyük bir olaydan başka bir şey değildir. Ancak kendisine Allah’ın hidayet
    gösterdiği kimseler hariç, (onlara zor gelmez). Allah, inancınızı zayi edecek değildir.
    Kesinlikle Allah, Merhametli’dir, Rahim’dir.”
    Ayet, kıble değişikliğinin sadece inananları ortaya çıkarmak için yapılan bir imtihan
    olduğunu söylüyor. Yani, inandığını iddia edenler, sözde değil özde inanıyor ise,
    inançlarını eylemleri ile doğrulaması gerekiyor. Ayet bunu net bir biçimde ifade
    etmiştir.

    19.İddiaya Cevap:
    Enfal 1’de Arapça enfal der, Enfal 41’de ganimtum der.
    Enfal, fazlalık anlamına gelen nefelin çoğuludur. Yani fazlalıklar yani ganimetlerden arta kalan demektir. 41.ayette ise ganimet diyor evet yani ganimetlerden arta kalanın tamamı, ganimetlerin 1/5’i.

    20.İddiaya Cevap:
    Bakara 285’te müminler ayrım yapmaz diyor. Allah üstün kılabilir, müminler peygamberleri ayırmayız dediler diyor.

    21.İddiaya Cevap:
    Ayette, peygamber muhatap alınarak “litunzira=لتنذر” yani “Senin uyarman için” denilmiştir. Peygamberin elçilik görevi, sadece Mekke ve çevresi ile sınırlıdır. Peygamberin elçilik görevi, Mekke ve çevresi ile sınırlı olduğu için, Allah’ın “bütün dünyayı…” demesi beklenemez. Ancak Kur’an evrenseldir. Alemlere öğüttür. Kur’an’ın bütün insanlara gelmiş olduğu En’am 90 ve Kalem 52 gibi birçok Ayette söylenmiştir.

    22.İddiaya Cevap:
    Bu ayetlerin iniş sebebi şudur:
    İbn Abbas anlatıyor: “Hz. Peygamber (asm) Namaz kılıyordu. Ebu Cehil yanına gitti ve “Sana böyle bir şey yapma (namaz kılma) demedim mi?” diye onu tehdit etmeye başladı. Hz. Peygamber (asm) namazını bitirince, Ebu Cehil’e döndü ve ağır sözlerle onu azarladı. Bunun üzerine Ebu Cehil: “Sen çok iyi bilirsin ki, bu vadide benden daha kalabalık aşiret sahibi yoktur.” demek suretiyle tehditlerini sürdürmeye devam etti. Bu olay üzerine ilgili ayet indi: “Sen adamlarını çağır! Biz de zebanileri çağıracağız.”

    23.İddiaya Cevap:
    Bunu 6.soruda yine sormuştu, cevabı orada.

    24.İddiaya Cevap:
    Bu tamamıyla iltifat sanatıyla ilgili bir şey. İltifat sanatı hem Türkçe’de olan bir şey hem de peygamberden önce bile kullanılan bir şey. Google’a bir yazın iltifat sanatı nedir ne değildir diye. Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerini örnek verebilirim. 6.soruda cevabı var…

    25.İddiaya Cevap:
    Edebiyat bilmek de önemli tabii ki, aksi takdirde bir şairin sadece tebessüm edeceği türden bir eleştiri yaparsınız… Buna “tekrir sanatı” denir. Arapça pek çok şiirde bu sanat uygulanır. Aynı cümle, bu sanatı uygulamak için tek şiir içinde defalarca kez tekrar edilir. Edebiyatçı hiçbir insan “bozuk plak gibi aynı şeyi tekrar ediyor” demez. Kur’an, indiği dönemde şairlere edebiyatı ile meydan okuduğu için, her türlü söz sanatını uyguluyor. Bunu eleştiren insanların en azından Google’a “Tekrir sanatı nedir?” diye yazmasını rica ediyorum.

    26.İddiaya Cevap:
    Ona havale edilir denmesi ondan başka kimsenin bilmediğini gösterir. Ne saçma bir iddia. Melekler getirir mi diyor ayet?…

    27.İddiaya Cevap:
    Soru kalıplarıyla üretilen cümleler edebi bir zevk ve uyanıklık verir. Soru, muhatapların dikkatini çeker, onların dağınık zihinlerini bir yere toplar. Öğretim metodlarının en iyilerinden biri soru sorarak öğretme metodudur. İnsanlar arasında bunu ilk defa Sokrates’in sistemli bir şekilde kullandığı kabul edilir. Allah bildiği halde neden sorar konusu Sokrates’inde insan psikolojisini anlamasıyla geliştirdiği yöntemle yakından alakalıdır. Sokrates, soru sorarak öğretme tekniğini sistemleştirmiştir ve buna Sokratik sorgulama veya Sokratik öğretme denir. Sokrates sorular sorarak muhatabını konunun içine daha fazla çeker, ayık bulunmasını ve alıcılarının açık olmasını sağlar, dinleyicinin kendi cevabı ile yeni öğreneceği cevabı karşılaştırmasını ve zihninde kalıcı olarak değiştirmesini mümkün kılar.

    28.İddiaya Cevap:
    Arapça’da ve hatta tüm dillerde yemin bir şeyin, somut veya soyut bir varlığın üstüne yapılır. Türkçemiz’de en yakın olarak yemin anlamına gelen “kasem” birşeyi birşeye dayanak göstermektir. Aralarında bir illiyyet veya sebep-sonuç ilişkisi olduğunu belirtmek için kullanılır. Kâsem bir şeyin üzerine yapılması gerekir. Bunun amacı söylediği şeyin dayanağının yemin ettiği şey olduğunu belirtmektir. Allah’ın Kuran’da belirttiği yeminler de işte bu şekildedir. Yani haber verdiği olayın dayanağının üzerine yemin ettiği şey olduğunu belirtmek için yapılır. Bizler nasıl ki Allah’ı sözlerimize dayanak yapmak için Allah adına yemin ediyorsak, Allah da verdiği bir haberin sebebi, delili veya dayanağı olarak başka bir şeyi gösterirken aynı kâsem (yemin) ifadesini kullanır. Yani bunun dayanağı şudur anlamına gelir. Buradaki Allah’ın yaptığı yemin “yalan söylemiyorum” demek değildir, “söylediğimin dayanağı şudur” demektir.

    29.İddiaya Cevap:
    Siz sövmeyin ama onlar öyledir, yüzlerine vurmayın.

    30.İddiaya Cevap:
    Hızır o çocuğu neden öldürdüğünü zaten açıklamış. Demiş ki o çocuk büyüyüp anne babasına zararlı olacaktı ve ben bu işi tek başıma yapmadım. İleride yapacağı işler ailesini nasıl bir pişmanlığa sürükleyecekti, orası bize karanlık bir konu. Kuran uzun uzadıya açıklama yapmamış ama yaptığı açıklamalardan biliyoruz ki Hızır bunu zalimlik olsun diye kafasına göre yapmamış.

    31.İddiaya Cevap:
    Çelişki iddiası değil, cevabı çok uzundur. Link atayım cevabı orada var: https://drive.google.com/file/d/1hVaFoMK12Si-xCXP3lX-taewTJaWmHX3/view
    28.iddianın cevabına bakınız. Bu PDF’ten.

    32.İddiaya Cevap:
    İsra 111: “Ve de ki: “Hamd, çocuk edinmeyen Allah’a özgüdür. O’nun mülkte ortağı yoktur. O’nun acizlikten dolayı bir veliye de ihtiyacı yoktur. O’nu tam bir yüceltme ile yücelt.”
    İhtiyaçtan dolayı velisi yoktur diyor. Velisi hiç yoktur demiyor.

    33.İddiaya Cevap:
    Ankebut 17 ayetinde insanların putları yarattığı yani biçimlendirip tasarladıkları aynı “haleka” fiili ile bildirilmektedir.
    Ankebut 17: “Siz ise, Allah’tan başka, birtakım putlara kulluk ediyorsunuz ve yarattığınız putlarla iftira ediyorsunuz. Şunu iyi bilin ki, Allah’tan başka kulluk ettikleriniz, size bir rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse, rızkı Allah’tan isteyin. Ve yalnızca O’na kulluk edin. O’na şükredin. Eninde sonunda O’na döndürüleceksiniz.”
    Evet ayetlerden görüldüğü gibi halk etmek (tasarlamak) insanlar için de kullanılan bir kelimedir. Yani tasarlayarak yapmak demektir. Bu yüzden her insan bir tasarımcıdır, melekler de tasarlayarak yapar, cinler de tasarlayarak bir şeyler yaparlar, hatta leylek bile yuvasını tasarlayarak yapar. Allah da bize diyor ki tasarlayarak halk edenlerin en güzeli Allah’dır. Yani en güzel tasarlayıp biçimlendiren Allah’tır. Bu ifade Allah’tan başka yoktan var edenler de vardır anlamına gelmiyor. Allah yaratanların en güzelidir ifadesinde kullanılan haleka kelimesi yoktan var etme değildir diye açıkladık. İslam kaynaklarında yoktan benzersiz yaratma fiili ibda’ fiilidir. Bakara 117’de kâinatın yoktan var edildiği ifade edilirken bu fiil kullanılır. Bir de Ragıp El isfehani, Rahman 10’da geçen Mizan’ın (dengenin) yaratılmasında da bu yoktan yaratma fiili kökünün kullanıldığını Müfredat isimli eserinde bildirir. İşte bu fiilde Allah tektir, ortaksızdır. Yoksa tasarlama (halk etme) konusunda şuur verdiği her varlık bir tasarlayarak yapıcıdır. Bu yüzden Allah kendisi kadar güzel tasarlayan biri olmadığını belirtmek için Haleka fiili kullanmıştır. Haleka kelimesi evet yaratmak olarak da çevrilebilir ama tam anlamını vermediği için bu örnekte olduğu gibi bilmeyenlerin zihinlerinde bir anlam çelişkisi doğurur. Bu yüzden haleka kelimesinin, biçimlendirerek yapan, tasarlayarak yapan anlamına geldiği özellikle belirtilmeli, bu fiilin sadece Allah’ın yaratma sanatı için kullanılmadığı da belirtilmelidir. Kuran Allah yaratanların en güzelidir ifadesi ile aklımızı şuur sahibi tasarımcıların yaptığı tasarımlarla bir kıyaslamaya sevk ediyor ve bu kıyaslama ile Allah’ın ilmini, kudretini daha iyi anlamamızı istiyor. Ayetin amacı budur. Yoksa Allah başka yaratıcıların varlığından söz etmiyor ve Kuran da bu tür düşünceleri ısrarla reddediyor. Tek Tanrı’yı ısrarla vurgulayıp, Tek Tanrı’dan gayrı ilah arama derdine düşenleri gerçeğe iletiyor. Kendisine benzer bir yaratıcı yani evreni bu kadar büyük bir ilimle, kudretle tasarlayan birinin olmadığını söylüyor. Allah yaratanların en güzelidir denmesinin sebebi şuurlu mahlûkatın yaptığı tasarımlarla Allah’ın tasarlayarak yaptıklarını hayalimizde canlandırıp, bizleri düşündürmektir.

    34.İddiaya Cevap:
    Allah’ın Samed olması demek ise bizim gibi şahsi ihtiyaçları olmadığı ve dolayısıyla ihtiyaçlarını karşılamak için kimseye muhtaç olmadığı anlamına gelir. Yukarıdaki ayetteki “Allah’a yardım etmek” ise Allah’ın dinine yardımcı olmak demektir fakat O’nun şahsi ihtiyaçlarını karşılamak demek değildir. Allah dinin insanlar arasında yayılmasını kendi ihtiyacından dolayı değil insanlığın ihtiyacından dolayı istemektedir. Kısaca, Allah’ın kendi Zatı için hiçbir şeye muhtaç olmaması ile yeryüzünde Allah’ın dinine yardım etmeğe çağırması arasında herhangi bir çelişki yoktur. Şu ayetlerde bu gerçeği insanlara öğretir: Zariyat 56-58: “Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım. Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum. Hiç şüphesiz, rızık veren O’dur, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır.” Yukarıdaki ayete göre de Allah’ın insanlardan birçok beklentileri var ama bunlar ihtiyaç değildir ve Yaratıcımızın Samed olmasına aykırı da değildir.

    35.İddiaya Cevap:
    Fussilet suresinin 11.ayetinde, “SONRA” duman halinde bulunan göğe yöneldi denilir. Sonra, sümme kelimesi ile ifade edilmektedir. Kuran’da genelde dahası/ayrıca/aynı zamanda gibi anlamlarda kullanılır. Gerçekten sıralama olarak sonra kelimesi ba’de kelimesi ile ifade ediliyor. Şimdi, sümme kelimesinin kullanıldığı ayetlere gelin bakalım.
    Bakara 52: “Sonra, (sümme) bunun ardından, (ba’de) belki şükredersiniz diye sizi affettik.”
    Bakın, burada sonra “dahası” anlamında kullanılıyor. Tıpkı “Bunu yapman hataydı, sonra baban sana bunu yapmamalısın demişti.” cümlesindeki sonra ifadesi gibi. Devam edelim.
    Bakara 51: “Hatırlayın! Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra (sümme) siz, onun arkasından (ba’de) buzağı yaparak zalimleştiniz.”
    Bakara 56: “Sonra, (sümme) şükredesiniz diye ölümünüzün ardından (ba’de) sizi dirilttik.”
    Bakara 92: “Gerçekten Musa size beyyinat ile geldi. Sonra (sümme) siz onun arkasından (ba’de) buzağı figürünü yaptınız. İşte siz, o zalimlersiniz.”
    Enam 11: “Yeryüzünde gezin sonra (sümme) yalanlayan kimselerin akıbeti nasıl olmuş? Bakın”
    Mesela bu ayette “önce dolaşın, ondan sonra görün” manasında değil, “dolaşın bu esnada/aynı zamanda görün” manasındadır. Burada summe (ثم) “aynı zamanda” mânâsına gelmiştir.
    Hud 3: “İstiğfar edin, sonra (sümme) Rabbinize tevbe edin.”
    Halbuki istiğfar ve tevbe ayrı şeyler değil, istiğfar, hatadan dolayı af istemek; tevbe ise hatadan dönüş demektir. Tevbe etmeden istiğfar edilmez. İkisi bir arada yapılır.
    Ali İmran 111: “Onlar, eziyetten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar bile geri dönüp kaçarlar. Sonra (sümme) onlara yardım da edilmez.”
    Evet, fazla uzatmadan gösterdik. Gördüğünüz gibi hiçbiri kronolojik sıra belirten sonra değil. Tıpkı “Bunu yapman büyük hataydı, sonra baban sana bunu yapmamanı da söylemişti.” dediğimizde amacımızın sıra belirtmek olmaması gibi. Bunu anladık. Yani Kuran’da kronolojik sıra belirten sonra, ba’de ile, belirtmeyen, dahası gibi anlamlara gelen sonra ise sümme kelimesi ile ifade ediliyor. Fussilet 11’de de sümme yazıyor. Peki, Fussilet suresindeki ayetlerde aynı anda yaratıldıkları yazıyor mu? Gösterelim:
    Fussilet 11: “Sümme, duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.”
    Bakınız burada Allah, hem göğe hem de yere “gelin” diyor. İkisine birlikte gelin diye emredilmesi, ikisinin beraber düzenlenme aşamasından geçtiğini gösteriyor. Biri bitince birine başlanmış değil. Fussilet 11’deki sümme kelimesine dahası veya aynı zamanda anlamı uygundur. Çünkü aynı ayette aynı anda yaratıldıkları yazıyor ve Kuran’da da sümme neredeyse hiç, kronolojik sıra belirtmek için kullanılmıyor. Yani bir çelişki yoktur, eşzamanlı yaratılış vardır.

    36.İddiaya Cevap:
    Nisa 25 “…Hür ve köle…hepiniz birbirinizdensiniz…”
    Ayette hür ve köle kadınlar ile evlilikten bahsedip devamında “hepiniz birbirinizdensiniz” diyerek, her iki tarafın da insanlık bakımından eşit olduğu söylenir. Nahl 75’i bir örnekle açıklayalım. Siz eşitliği savunan birisi olarak bir şirkete gidiyorsunuz. Şirkette patrona “Hiç işçi ile patron bir olur mu?” diyorsunuz. Bu sizin insanlar arasında ayrım yaptığınızı mı gösterir? Yoksa bulunduğunuz ortamda, kişilerin sahip olduğu imkanın farklılığından mı bahsettiğinizi gösterir? Tabii ki ayrım yaptığınızı değil, imkan farklılığından bahsettiğinizi gösterir. İnsanlık bakımından hür ve köle arasında hiçbir farkın olmadığını, yukarıda gösterdiğimiz Nisa 25 ayeti gösteriyor.

    37.İddiaya Cevap:
    Mükemmel bir floodu bırakıyorum.
    https://twitter.com/Kisas_i_Enbiyaa/status/1451561161275723780

    38.İddiaya Cevap:
    Musevilere Yahudi denmesinde hiçbir hata yok, Musevi kelimesi zaten 19, 20.yüzyılda çıkmış bir kelime.

    39.İddiaya Cevap:
    “Kul” sadece “de ki” demek değildir. Onlara tarafımdan şunu da söyle, onlara şunu da ilet gibi anlamlarda da kullanılır. Yani çeviriler hatayı kapatmak için değil, gerçekten kelimenin bağlama uygun düşen anlamı o olduğu için bu şekilde yapılmıştır ki doğrudur. Bu kullanım Türkçede bile görülür. Örneğin “Onlara de ki: Oraya gelirsem onları bitireceğim.” gibi kullanımları günlük hayatta da görürüz. Yani “de ki” dendikten sonra mesajın sahibi de konuşabilir, mesajı aktarması istenen kişi de konuşulabilir. Bu tamamen yazarın tercihidir. Bu sebeple ayette bir mantıksızlık olmadığı çok açıktır.

    40.İddiaya Cevap:
    Dua et diyor. Kesin olarak bağışlanacaklar demiyor, ne saçma iddia.

    41.İddiaya Cevap:
    İsra 95’in ana konusu, insana insan, meleğe melek, cine cin peygamber gönderilmesidir. Yani burada herkese aynı türden peygamber gönderilir deniyor. Ana konu bu. Bir de yeryüzünde diyor bakın, melekler yeryüzünde mi? Hayır. Hac 75’te ise Allah meleklerden peygamber seçmiştir diyor. Yani burada insana melek peygamber gönderildi denmediği için, bir çelişki yok. İnsanlar bunu nereden çıkarıyor merak ediyorum?

    42.İddiaya Cevap:
    Çelişki tanımında, aynı zaman ve aynı anlam gibi bir şart geçiyor. Bu neden önemlidir? Mesela iki çelişen önerme iki farklı zaman dilimi için geçerli olabilir. Örneğin “Sadece kar yağdı.” ve “Sadece yağmur yağdı.” ifadeleri, çelişen önermeler barındırmaktadır. Fakat eğer bağlamında iki farklı ifadenin iki farklı zaman dilimi için geçerli olduğu anlaşılmaktaysa, o zaman: “Pazar günü sadece yağmur yağdıysa, Salı günü sadece kar yağmış olabilir.” diyebiliriz. Bu yüzden çelişen önermelerin bağlamı ve bütünlüğü önemlidir. İki farklı şey kıyaslandığında, daima zaman ve mekan gibi koşullar hesaba katılmalıdır. Şimdi, söz konusu ayetlerde neden bir çelişki olmadığını izah edelim. Ayetlerde günahkarlardan bahsediliyor, çelişki olması için, ayrı günahkarlardan bahsedildiği açık olmalıdır. Kuran’a baktığımızda, tek çeşit günahkar grubu olmadığı anlaşılmaktadır. Allah Hicr 43-44’te şöyle buyuruyor:
    “Şüphesiz hepsinin buluşma yeri Cehennem’dir. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya onlardan bir bölüm ayrılmıştır.” (Hicr 43-44)
    İslam’a göre, Cehennem yedi kapıdan oluşmaktadır. Her günahkar kişi, işlediği günaha göre Cehennem’in belli katına gider. Her Cehennemlik Cehennem’in aynı katına gitmez ve aynı cezayı almaz. Nisa 145’e bakalım.
    “Doğrusu, münafıklar ateşin en alt tabakasındadırlar. Ve onlar için asla hiçbir yardımcı bulamazsın.” (Nisa 145)
    Her katta birbirinden farklı ceza varsa, ve ayetlerin bağlamında aynı günahkarlardan bahsedildiği anlaşılmıyorsa, -ki anlaşılmıyor- o zaman ayetlerde bir çelişki olması söz konusu olamaz. Farklı günahkarlardan bahsediliyor. Hakka 25-36, Gaşiye 1-6 okuyun.

  6. işte ateistler hz.mehdi bu yüzden geliyor doğru islam anlayışını göstermek için ve bütün ayetleri almışsın çelişki diye keşke hayatınıda çelişki diye yazsaydın ne yaparsanız yapın insanları ALLAH tan uzaklaştıramıyacaksınız zalimler için yaşasın cehennem…

  7. Yorumlar da o kadar çok takla var ki ciddiye alınacak hiçbir tarafı yok
    Şu bilimle çelişen ayetlere bir açıklama gelseydi ???

  8. O kadar Allah’ tan bahsediyorsunuz da neden inanmıyorsunuz kim ne derse desin dik kafalılıkla varacağınızı sandığınız sonuç nedir,siz inanmıyorum demiyorsunuz inandırında görelim diyorsunuz,biz klavuz olarak Kur’an-ı Kerim’i tercih ettik siz ise bilmediğiniz bir yolda yolu bulmaya çalışıyorsunuz.Bir şeyi eleştirmeden önce anlamaya çalışın derim,’Dünya bir bal damlası insanda bir karınca gibi aldanırsa içine düşer ve boğulur.’

  9. Önce Turan Dursun’un Din Bu yapıtlarını okudum Daha evvelde Halil Toprak ve Şinasi Koç’un eserlerini okumuştum . Daha sonra beş Kur’an meali okuduğumda dedim ki;Kur’anı kendi dilinde okuyan herkes Turan Dursun’u anlar. Ayrıca bir not;Günümüze gelen Kur’an Osman Kur’an’ı olsa bile Osman’ın yaptıklarından ötürü o zamanın ileri gelenlerince (Hatta biri Halife Ebu Bekir Oğlu..) öldürüldüğünü unutmayalım. Osman’dan sonra Kur’an yeniden Mervan tarafından toplanmış ve eski nüshalar yakılmıştır. Kaynak; Ahmet Cevdet Paşa-Peygamberler Tarihi

  10. Kuranı defalarca okudum, ateistlerin çelikilerinide okudum. Ateistler nerede çelişki buluruz diye yırtınıp duruyorlar, lakin bilmedikleri bir mesele Kuran o kadar ahkentirki içinde hiç bir çelikli bulunmaz. Her ayeti düzgünce çevirdiğiniz an bazıları çelişki bulunmakta yırtınırken müminler ise o ayetle diğer ayetin arasındaki farkı anlar ve çelişki olmadığını anlar.
    Ay gün iyi kötü yıl sayıları kuranda ne kadar geçer bunun mucizesini yazmıcam sadece bir örnek vericem

    Matematiğe ve bilime seven insan

    “Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü 45’e bölersek, %28,8888888889 buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,1111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır.

    şu oranları düşünse bile Kuranın mucize üstüne mucize olduğunu anlar, ay ikiye yarılsa bu bir mucize ama kuran bundan daha da bir mucize.

    Neyse beni anlayan anlamıştır insAllah.

    1. Ateistlerin ve dincilerin tek referansı vardır, Kuran. Sizce yorumlamada farklılıklar olabilir mi? Misal, Kuran’da 34 kez ırmak kelimesi geçer. Ülkemizdeki ılımlı İslam siyasetinden sonra, siyaseten ırmaklarımız eskisi gibi mi? Diyeceğim şu ki nasıl yorumlarsanız ve nasıl kim yorumlarsa sonuç tartışmada kalıyor. Cennet hayali ile cehenneme mahkum bırakılmak da nedir? İlkay.

  11. Kuran ın Tevrat ın İncilin,TANRI ın kitabı olmadığını anlamak için mantığınızla okumanız kafi,o zamanlardada,şimdiki gibi makam ,güç ve zenginlik elde edebilmek için uydurdukları kendi ve kendine biat edenlere ayrıcalıklar tanıyan bilime nantığa aykırı yazıtla.bence kuran,ınıda Haticenin eski nişanlısı Varaka Bin Neffel Muhammede vermiş,dikkat edin varaka, muhamed,le haticeyi tanıştırıp evlenmelerine vesile olmuş.adam olene kadar ayetler tıkır tıkır geliyor ,varaka ölüyor,uzunca bir süre ayet falan gelmiyor..bu bir ; ikincisi adam nasturi rahibi ve şair,arapça, ibranice ve latince çeviri yapablecek kadar dillere hakim,birde bir arkadaşımın düşncesi beni düşündürüdü,Muhammedin okuma yazması yoktu ona cebrail fısıldıyor oda eve gelip yorganın altından Evlatlığı Zed,e( hani karısından ayetle boşatıp gelini kendi karısı yaptığı evlatlığı zeyd)e yazdırıyor.Peki doğru yazıp yazmadığını nasıl teyit ediyor,zira okuma yazması yok.,Muhammedin.. Biz ve tüm evren TANRI ın yarattıklarıyız,fakat bazıları dediğim gibi çıkarları uğruna kendi dinlerini kendi Tanrılarını yaratmışlar .

    1. Hepsini tek tek okuduk asla ve asla çelişki yok .. inanmayanlar bahane üreterek kendilerini haklı çıkarma peşinde. Tebbet süresi Ebu lehep için o inanmadan kafir olarak ölecek diyor. Ve öyle ölüyor. Bu ayet indikten sonra 8 yıl yaşıyor. Ebu lehep kuranı çürütmek için yalandan olsa bile inandım der kuranı yalanlardi. Ama o inandım demiyor iman etmeden ölüyor. Şiddetle İslam düşmanlığı yapmasına rağmen. Çelişki sadece kafirler için var çünkü onlar böyle olmasını istiyor. Hayır öyle değil.

      1. Kafir dediğinizde kimleri ifade ediyorsunuz, misal Afrika’da açlıkla savaş veren bir çocuğun Kuran’ı bilmesi mümkün değil, Müslüman değil diye bir örneklendirmede bulunayım. Hiç günah işlememiş, fakat Müslüman değil; kafir mi olur? Madem Kuran özel, neden her yerde değil de diğer kutsal kitapların iniş yaptığı yerden çıkmış… İnancınıza saygılar, İlkay.

  12. bilimie çelişen noktalar dediğiniz yerler ise şüphesiz insanların cuzi akklı ve iradesiyle ortya konulmuştur her an her sey degisebiliyor bugun dünya için geoit diyoruz belki 10 sene sonra farklı bi isim cıkaracaklar dunya aslında öyle degilmiş diye daha 100 sene evveilne kadar evren için genişlemiyor duragandır deniyordu hatta einstein boyle söylemişti ve seneler sonra aslında evrenin her yöne genişledigi ispatlanınca enstein en büyük yanılgım diyo bunun için o yüzden mesele şu insan olarak cuzi akımızla k-çelişki ve yahutta hata bulabilriz ama Allah bize çelişki olmadıgını söylüyor ve bizde buna iman ediyoruz birde bi yazar muhtesem bir kitap yazmıs olsun ve her okuyan bundan farklı anlamlar çıkarsın herkes kendi hayatı için izler bulsun siz bu yazara her okyan farklı anlıyor bu nasıl kitap her tarafı çelişki mi dersinz yoksa ne de akıllı bi yazarmış herşeyinde farklı anlam mı dersiniz

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun