Kısa Hikayeler (2)

Sabah uyanınca pencereden dışarıya bakar, yorgan gitmiştir. Üzülür, yokluk işte. Zaten başına ne gelse iyi kalbinden ötürü gelirdi. Oğlu anlayamamış durumu, bir durum olduğunu fark etmiş ama, annesi yine ne yapmış anlamaya çalışmış.

Birkaç gün sonra Adana’dan kız kardeşi gelen kadıncağız, yatılı misafiri geldi diye üzülsün mü, kız kardeşiyle özlemi dineceğine sevinsin mi anlamamış. Sevinç ile karışık kaygı yaşamış.

Misafirleri geldikten sonra, uyuma vakti gelene değin kadıncağız dua etmiş.

Bir yorgan değil ki eksik. Birkaç yorganı yitik!

Misafirlerine bir döşek açıp yorganını vermiş. Bir odalı evde saklanamamış! Durumu saklayamamış da!

En küçük oğlu söylenmeye başlamış, haliyle yorganlara ne olduğunu merak etmiş.

Kadın utangaç ve suçlu tavrıyla başlamış söze; “Kışın günü sen yaşta gençler içip, bu kara kışta sızıyor sokakta. Üzerlerini örtmesem, donarak ölecekler. Üzerlerini örtünce de sabah yorganlarımı da yanlarında götürüyorlar. Ne yapsaydım?” demiş.

Annesine kızamamış çocukları, bacısı da kızıyla birlikte döşeklerine davet etmişler. İki bacı sarılarak uyumuş.

Bu hikaye babaanneme ait. Nice böylesi hatıraları beynimde teneffüs ediyor.

O kaderciydi, empatisi güçlüydü ve çok dindar bir kadındı. Hayat ona karşı hiç zarif yaklaşmadı, fakat o vicdanı ile hayatın sunduğu acıların karşısında hep doğru davranışlarda bulunmayı başardı.

İyiliğe olan umudunu yitirmedi, ölene dek kim muhtaçsa dedemden yadigar (çok cüzi miktarda) emekli maaşına dokunmayıp hep parasını ihtiyacı olan çevresine sundu.

Kimseye muhtaç olmadan yaşadı, ama hiçbir zaman mutlu olamadı.

Anısına saygıyla…

Torun İlkay

 

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun