Yeni Dünya Düzeninde Türkiye Nerede Konumlanacak?

Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal‘in “Umutsuz durumlar yoktur umutsuz insanlar vardır. sözüne sadık kalarak gerek dünyada, gerekse ülkemizdeki olumsuzluklara rağmen iyimser görüşlerimi sürdürme kararındayım.

Ulusumuz adına tüm ülkemizde yüreğimize düşen büyük acıyı paylaşacağım; 5 askerimizin şehit edilmesi… Haber kaynakları askerlerimizi şehit eden silahların İsveç yapımı olduğunu ifade ediyorlar ve bu ülke şimdi NATO‘ya girmek istiyormuş(!) şimdilik Türkiye’nin vetosunun ne kadar haklı olduğu anlaşılıyor. Ancak ben yine de NATO’nun ABD’ye ait bir savaş makinası olduğunu özellikle yeniden kurulacak yeni dünya düzeninde ne NATO ne de yüzyılımızın en tehlikeli yapısı olan ABD emperyalizmin tarihin çöp tenekesine atılması gerektiğine inanıyorum.

ABD emperyalizmi ve Yunanistan ortaklığının Türkiye düşmanlığı;

Bir dönem İngilizlerin kışkırtması ile sözde İzmir’deki Rum azınlıkları kurtarmak için başlatılan; arkalarına aldıkları diğer emperyalist güçlerle gelen Yunan orduları 9 Eylül’de denize döküldü. Diğer emperyalist ülkeler de ABD’nin peşine takıldılar ve ülkemiz sınırlarına yakın Dedeağaç bölgesinde silahlı yığınak yapıyorlar.

Avrupa ülkelerinin şımarttığı Yunanistan: Türkiye sınırına 80 kilometre bir duvar örmeye başladı ve yine aynı günlerde, ABD ile ortak manevra yapıyor ki üzerine Türkiye’yi hedef alan savaş tatbikatı yapma cüretine kadar ilerlediler.

Yunanistan’ın bu sınır tanımayan Türk düşmanlığı nedeniyle bir de uluslararası kamuoyunu etkilemek için; sahte belgelerle ve film hazırlıyorlar! (*)

Önerim Yunan halkına: sen yeni dünya düzeninde Türkiye’yi karşına almaya devam eder isen ki bizde bir atasözü vardır “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olursun!”  Geçmişte İngiliz emperyalizminin bedelini ağır ödediniz, şimdi de ABD emperyalizminin bedelini ağır ödersiniz… O adalar ki onlar bizim malımızdır; yarın onlara el koyar isek kimse yardımınıza koşamaz…

Ziraat bankası yetkililerine açık mektup;

Sizlere şu konuda hak veriyorum: Demirören gurubuna 750 milyon dolar kredi vermiştiniz, ödenmeyen bu borç nedeniyle ipotek koyduğunuz bölge (Kemer Country) İstanbul’un en güzel bölgesidir… Eğer, siz banka olarak bu bölgeye yüksek yapılar ve AVM yapmak gibi düşünceleriniz varsa; sakın teşebbüs etmeyin(!) ülkemize çok daha büyük bir ihanete imza atmış olursunuz ve size tavsiyem, bu bölge bankanızın envanterinde olsun, ancak yapılaşmayı sakın düşünmeyin.

Ziraat bankasının kurucusu Mithat Paşa’dır. Mithat Paşa o dönemin en nitelikli bir şahsiyeti idi, dönemin Padişahı Abdülhamit hiç kendisinden hoşlanmazdı ve çekinirdi sonunda sarayda bir sahte mahkeme ile kendisini yargılatıp hapse mahkum etti; ancak halkın kendisini çok sevmesinden çekinerek vapuru boğazda bir süre durdurdu. Baktı ki kimse tepki göstermiyor(!) gemi Suudi Arabistan’daki Taif kentine yola çıktı ve orada ajanları tarafından boğularak öldürüldü.

Ziraat bankası yetkilileri, eğer elinizdeki Kemer Country (İstanbul’umuzun en görkemli yeridir) imara açarsanız bir kez daha Mithat Paşayı boğdurursunuz!

Tavsiyem: şimdi bir talimat ile İstanbul’dasınız, gıdanın en pahalı olduğu şehir! En azından Trakya topraklarında gıda üretimini destekleyerek ve orada Trakya ovasını kirleten nehirlerin temizlenmesini çözerseniz bu ülkeye hizmet etmiş olursunuz… Ancak bu önerilerime rağmen İstanbul’a tüm bankaların taşınmasını onaylamıyorum! Çünkü, 130 ülkeden fazla nüfusu olan İstanbul’un (bir de pek çok uzmanların görüşlerine göre büyük bir deprem felaketi ile karşı karşıya iken) hızla sanayisinin dahil Anadolu’ya taşınması gerektiğinin altını çiziyorum.

Ülkemizden güzel haberler;

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Atatürk Orman Çiftliği konusunu AİHM’ye taşıdı ve değerli mesajlarından biri ile durumu özetleyerek aktaracağım.

“Biz başaracağız adil yargılanma hakkının herkes için bir hak olduğunu bir kez daha duyuracağız. Kimse bize ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni AİHM’ye şikayet etti’ demesin. Eğer iktidar bunu söylüyorsa Cumhurbaşkanı üç kez başvurdu; kendisine verilen ceza, sicil kaydının silinmesi ve milletvekili seçilebilmek için. Eğer bir ülkede adil yargılanma hakkı yoksa ve yargı süreçleri tükenmişse bunu uluslararası sözleşmelerle imza attığımız AİHM’ye taşımak bizim sorumluluğumuz. Bugün hala üzerinden 7 yıl geçmiş hukuksuzluk devam ediyor. Arkadaşlarımız Gezi Davası’nda adil yargılanma ihlali ile içerideler. Dolayısıyla bu Türkiye’nin ve mücadele eden herkesin, Atatürk’ün bize emanetine ve şartlı bağışına ve vasiyetine aykırı davrananlara karşı verdiğimiz mücadelede Türkiye’de hukuk arama mücadelesinde verdiğimiz bir yoldur. Bu haklı bir yoldur herkes nasıl gidiyorsa biz de öyle AİHM’ne gittik. Dileriz ki iktidar adil yargılama hakkını savunur ve 2014’te uygulamadığı yürütmeyi durdurma kararını uygular ve o günden bugüne geçen süreçleri tazmin eder.”

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan

Atatürk’ün kızı olmayı hak eden bu kızımızı kutluyorum… Atatürk Orman Çiftliğine yapılan hataların telafisi kaderimiz olsun dileğimle…

Bir başka güzel haber ise mühendis odaları adına İzmir’den geldi;

Karşıyaka Belediyesince ve İnşaat mühendisleri odasınca düzenlenen ve oda başkanımız Eylem Hanım’ın yönetimi ile Yeşil Evler isimli bir toplantıdaydım. Bu konular ile yıllarca yazılar kaleme almama rağmen çok yararlı konuşmalara tanık oldum.

Meslek odalarımızın sadece kendi mesleki sorunları değil, ülkemizin en önemli sorunlarını da gündeme almalarını çok önemsiyorum.

Şimdi beklentim, Ziraat Mühendisleri odasından Dünyamızı büyük bir açlık krizi beklerken yapacakları açıklamalar…

Küresel iklim değişikliği;

Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak aşırı hava olayları sonucu dünyada, tüm ülkeler çok büyük kayıplar yaşarken en çok etkilenen ülkelerden biri de ülkemiz; aslında bundan sonra en fazla bu konu dünyamızı etkileyecek.

İklim değişikliği nedeni ile küresel açlık; son günlerde birçok ülke buğday, şeker ve pirinç gibi temel gıda ürünlerini satmamaya karar verdi. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere büyük göçlerden söz ediyorlar.

Türkiye’miz için son bir şans var, o da iktidar ve muhalefetin uzlaşmaları gerek! Fakat şimdiki gelişmelere bakıyorum da henüz bir umut göremiyorum! Oysa ülkemiz ikliminde özellikle Konya, Ankara ve Eskişehir gibi üretim merkezleri yağmurlu bir sezon geçiriyor. 
 
Uyarıyorum: ülkemizden sorumlu olanlar bu fırsatı kullanın.

27 Mayıs devrimi;

 
27 Mayıs bir devrimdi ancak; üç devlet adamı Adnan Menderes ve iki arkadaşının idam edilmesi nedeni ile üzerine karanlık bir gölge düşmüştür. Şimdi siz değerli dostlarımla paylaşacaklarım o günleri yaşayan biri olarak tanık olduğum anılardır.
 
27 / 28 Şubat olayları; İstanbul edebiyat fakültesinin en büyük salonundan içeriye girmek mümkün değildi. Salonun büyük çoğunluğu üniformayla gelen genç subaylarla doluydu ve kürsüde o günlerde çok popüler olan Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı vardı. O sıralarda Kore (tabii ki Güney Kore) gençleri ABD’ye karşı direniş yapıyorlar. Hoca (Hüseyin Nail Kubalı) şöyle devam eder konuşmasına; “Ey Atatürk gençliği, bir Kore kadar olmadınız mı?” Bu konuşma ile birden izleyicilerin coşkusunu arttırdı ve Beyazıt Meydanı atlı polisler ile gençlerin amansız mücadelesine tanık olduk. Bu sırada ise, gençlik ilk şehidini verir; Turan Emeksiz hayatını kaybetmiştir….
                   
Bir gün sonrada bir ortaokul talebesi, üzerine bindiği tankın altına düşerek hayatını kaybetti…
                 
O günler gençliğin tek bir şarkısı vardı “Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler dünya size kalır mı?”
 
27 Mayıs darbesi yeni bir anayasa, bu anayasa ile iki meclis, devlet planlama teşkilatı ve pek çok yenilikler getirdi. O günlerden geriye kalan İsmet Paşanın kendi isteği ile Adnan Menderes’e devrettiği iktidar daha sonraları İsmet  Paşaya karşı linç girişimine kalkıştı. İşte o zaman İsmet Paşanın şu sözü çok önemli idi; “Şartlar müsait olursa darbeler meşru olur ve o gün gelirse sizi ben bile kurtaramam!”  dedi. Fakat, Adnan Menderes’in eşinin kendisini ziyaret etmesi ile idamları engellemek için gerçekten olağanüstü gayret gösterdi… Adnan Menderes üstelik hasta olmasına rağmen idam edildi!!!
 
Üç kişinin idamı 27 Mayıs’a kara bir gölge düşürdü.
 
27 Mayıs ihtilalinin öncüleri gençlik ve genç subaylardı! Olaylardan sonra bütün üniversite öğrencileri sınıflarını geçmiş kabul edilerek ödüllendirildi…                 

Bir anım;

Askerlik görevime başvurduğumda, Manisa’da doktor muayenesinde renk körü olduğumu öğrendim ve renk körleri için tek gidecekleri yer Levazım subaylığı idi. Ben 6 aylık eğitim sonrası asteğmen olarak kura çektim ve yine Manisa’nın bir ilçesi Soma’ya tayin oldum. Görevim Ege’deki bütün birliklere kömür yollamak idi. O zamanlar  27 Mayıs törenlerle anılırdı.
 
O kürsüdeki fotoğrafım.
Garnizonda en genç subay 27 Mayıs anayasasını anlatmak ve bayram kutlamak için tüm okulların ve halkın önünde konuşma yapardı. Gerçi o günler, Soma’da sadece şube albayı ile birkaç askeri personel vardı. O arada komşu ilçemiz Kırkağaç jandarma bandosu da gelirdi. Benden önce görev yapan teğmen terhis olduktan sonra ve yeni gelen asteğmen benden yaşlı olunca; iki kez 27 Mayıs ve Anayasa Bayramını binlerce talebe önünde kutlamak bana nasip olmuştu…
 
27 Mayıs’ın bu gelenekleri Kenan Evren’in 1980 darbesinden sonra kaldırıldı.
 
27 Mayıs ihtilalinin ülkemizde halen pek çok tanığı var; eleştirilere açığım ancak, bir kez daha önemle vurgulamak istiyorum. Adnan Menderes ve iki arkadaşının idamı Türkiye’nin ulusal prestijine çok zarar vermiştir.
***

Not:

Yazımı kaleme alırken özen göstermeye çalıştığım vurgularda; bu günlerde pek çok bilim insanı ve uluslararası uzmanların ortak görüşleri: yeni bir dünya düzeni kuruluyor; Türkiye’nin konumlanması istenen değil, gerektiği yerde olması için yazdığım konularda dikkatinizi çekmeye çalıştım.

Ben bu konudaki yazılarımı, yorumlarımı yazmaya gayret edeceğim, her zamanki gibi yazılarımı hazırlarken sizlere ilkelerimle seslenmeye devam edeceğim.

(*) Bu bilgileri geçtiğimiz günlerde İzmir’de bir toplantıda ödüllü gazetecimiz Sayın Yaşar Aksoy’dan öğrendik.

Orhan Ayber

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun