Tıpkı Şeytan gibi!…

Adına ” – HAYAT ” denen bayrak yarışından edinilen deneyim 
Ve, arda kalan birikimle eriştiğim o mutlak sondan 
Dönüp gelememişliğim ve hatta ardıma bile bakamamışlığıma inatla 
Görünendeki, görünmeyeni aramaya adanmış ömrün sahipliğiyle…

Biliyor ve inançla haykırarak diyorum ki 
” – Sıradan ve basit bir gerçek yanıtın aleladeliğinde 
Hayatın, insanın, yaşananların, olayların ve gerçeğin sırrı 
Göz önünde olsa da gözden kaçan, kaçırılan, atlanan 
Keşfedilemeyen sadeliğinde, içtenliğinde saklıdır, gerçek ve aranan yanıt!
Şeytanın da, umudun da ayrıntıda gizliliğiyle 
Saklıdır hayatın bağrında ve insanın, insanlığın zulasında!… ”

Öyle an vardır ki
Göz önündeki sıradanlığın yalınlığında saklıdır, çoğu kez hayat ve gerçek
Tıpkı ölüm gibi, aşk gibi, sevişmek, didişmek, öpüşmek;
Sırılsıklam ıslanmacasına terlemek, kokmak
Delice sevinçlerde, sebepsizce sevmeye
Makaralar boşalmacasına, kahkahaya
Tarifsiz acı ve sancıda göz yaşına boğulmak;
Ya da, gırtlak gırtlağa dövüşmek gibi,
Devasa görünen sorunların 
Özünde egoda, çıkar çelişki ve kavgasında;
Hatta, kimi an 
İncir çekirdeğini dolduramayacak kadar, azlıkta saklılığındadır…

İnsan var olalı ve ölümü tadıp, keşfedeli 
Hayat da ölüm de anda saklıdır, anda…
Ne aşk, ne ölüm, ne de kurşun adres sorar;
Bulur ve çıkagelir kanırta kanırta…
Hayatın sana dayatmışlığında,
Sevmek ve gülmek için ne nedene .
Ne de bahanelere ve sığınışlara gerek vardır!…

Son nefesimi verirken, diş-tırnak hayata tutunmayı öğrenişliğimle 
Ertelemelerin ve keşkelerin 
Yaşayan ölü ömürler çoğaltmak ve acıların derin kuyusunu var etmek oldoğunu keşfetmişliğimle 
Fark ettim ki;
Diyetini, bire bir peşinen ödeyen olarak
En çok bilinen ama reddedişlerde en çok yok sayılan 
Çoğu kimse için;
Andır ve anı yaşamaktır, hayat
Ötesi berisi, ilerisi-gerisi, önü-arkası yok bunun!…

Bilin ki, yalınlık ve içtenlikle, gerçeğin yakıcı-kavurucu sıcaklığıyla; 
Bugün vardır…
Bugünde de an,
An…

Soluğun güzelliğini, kıymetini yada yittiğini;
Ederini, albenisini bilmek, yaşamak ve ertelememektir hayat!
Dahası…,
Var olmanın dayanılmaz çekiciliğinde ve anı, anda yaşamaktır hayat!…
Bugün farkındalıklardayken vardır, hayat…

Ya, yarın?
Hatta…,
Bu gün içindeki farkındalıkla yaşanan anda var.
Bir salise yada bir soluk;
Hatta, bir göz açıp-kapama süresi sonra, meçhuldür!…
Ve, yokluğu potansiyelinde, bağrında taşımışlığıyla, riskli…
Daha da ötesi yoktur, yok hayat!…
Yoktur, zamanın ve hayatın hükmünü icrasıyla 
Yaşanmış ve bitip, yitip gitmiştir bile çoktan, hayat!…

Ve biline ki 
Pek çokları için hayat hiç yoktur…

Elden gelir bir haltın olmamışlığında da
Yaşanmayacak, yaşanamayacaktır da üstüne üstlük!…
Benim, sizin ve bazı diğerleri için, hayat;
Dedim ya, an itibariyle son nefesimi verirken öğrenivermişliğimle bire bir;
Dudaklarımdan hayata ve zamana
Ve, insan kulaklara dökülüveren gerçeğin fısıltı ve haykırışlarıyla
Nakşolup, miras kalmıştır, durum ve çıplaklığıyla gerçek!…

Aldığım bu son dersle, öğrendim ki 
” – Hayata ve insana dair öge ve gerçekleri bizzat yaşamışlığımla öğrenip, keşfetmişliğimle .”
Hayatın, aşkın ve erememenin içe işleyen kahreden acısını keşfetmekle 
Eriştiğim en yalın gerçek, şudur ;
” – Genç ölümlerin kurbanları 
Hiç mi hiç yaşlanmamakta, hatta, hiç mi hiç büyümemektedirler!…
Ölü yaşları, tutkuları ve yaşanmamışlıkları, saklarlar;
Ölümün ve toprağın bağrında! ”

Böğrüme saplanan o, görünmez paslı hançer ve kesif bir sızıyla
İliklerime dek yayılmasıyla tattığım;
Önce, tarifsiz derin acıyla, soluksuz kalmacasına kıvranarak,
Sonra, hissizlik ve uyuşma, ardı sıra da üşüme ile beraber akan;
Pıhtılaşan o, koyu kan karası renkle belenen bedenimin
Bedenliğimden azad edildiğini hissedişimle, öğrendim ki sonunda;
Tenimden, bedenimden uçan, canla;
Yitirdiğim hayattı aslında ve sonrası yoktu!…

Savrulurken boz-bulanık o, malum gizemli gri boşluğa 
Fark ettim ki,
Ölümümle yiten nefes, uçan can, kalan kadavraydım, kadavra!
Bu anda, anladım ki 
O son saatlere ve hatta saliselere sığan;
Ve kala kala elimde-avucumda kalan, o yegane olgu
Ölümdü, ölüm!…

Öğrendim ki, nihayetinde yolun ve hayatın sonunda;
Son nefesimde, dudaklarımdan dökülen sözlerle
Yüreğimin taşıp, dilimin söylemişliğinde
” – En büyük pişmanlığımız;
Yapamadıklarımız ve ertelediğimiz hayatlardır
Ertelediğimiz hayatlar!…
Onlar ki 
Yaşanmamışlıklarıyla ardımızda meçhulde kalanlardır;
Meçhulde, meçhule kalanlardır!… ”

Üryanlığın çarpıcılığıyla sözlerime sinen, düşüncelerimle
Size kalan, içtenlikli son mirasımsa;
Dudaklarımdan dökülen şu gerçeğin dillenişidir:
” – Bilin ve asla ama asla unutmayın ki;
Hayat gizi, bizzat kendinde 
Ve 
Hayattan, yaşanmışlıklardan derilen 
Hayata ağıp, ömürlere karışan kitapların
Satır aralarında ve ayrıntıda saklıdır 
Ayrıntıda
Tıpkı, şeytan gibi!… ”

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

Friedrichshafen / Almanya, 31 /12 / 2016, Saat ; 02_20

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun