Sürüldüklerimiz – Verev Düş(üş)ler (1)

kendine ve kendime, yani kendimize verdiğimiz özgürlük sarp yerin ucundaki gelincik çiçeğine benzer. kokusu elimizde – dilimizde – tenimizde tüter burcu burcu. ah… yıldızlarla sınırlı özgürlüğümüz. ulaşmak isteriz. tırmanırız sarp yerin engellerini ve düşleniriz. olayın anlamsız yanı, anlamsız kokulu bir gelincik çiçeğinin kokusunu değiştirmektir buselerle. belki de ‘tanımak – anlamak öldürmektir’ dürtüsünün getirisidir bu. renklerini gökkuşağına çevirmek… soyutları devşirmek somutlara… ey sevgili, niçin düşlenirken çoğullaşan şeyler tekilleşir yazarken… ve senden kalan, anılardan süzülen bir çift gözdür… niçin..?

sözlerin bittiği andı
tene ok gösteren dudaklarımızın iş başı
ve elimizde kırık söz/yaşları
yaşamın kıytırık köşelerinden geçtik
güneşe de ölerek

dur… dur ışıltılarına ağdığım. görünce üşümeye başladığım… dur… bil ki o gelincik çiçeği kızıldır ve kızılın iki yüzü vardır. acı ve sevinç. tutmaya bir kala yada yola çıkarken iyi ’düşün/düşünme’ yaşamak istediklerin için ver kararını yada kararlı ol insani şeyler için. bu sürüldüklerimiz çamı, bu ikinci ağaç, bu da üçüncü. dikkat et dördüncüsü şair dal’ıdır ve unutma kızarmıştın – titremiştin dokunurken. istek tutar gibiydin. ’buradan öte gidilecek yol, zor yoldur.’ söz diken, göz batan’ olur ve süreriz birbirimizi bilmeden sürüldüklerimizin orta yerine. derken, yine bizden öncekilerin örklerine takılırız bilmeden, iyi mi!..?..!

yediğim içtiğimdin. yokluğunda ağılandığım. serinlikte sevdiğim. ay dalar’dı gökyüzünü gün biterdi. bir çığlığa aç kuşlar dadanırdı yüreğime. edimi belirsizdi yokluğunun. gidecek yer yoktu. içime kaçardım.. Irmak kıyısıydı sığındığım yer. yazıtlar – sigaram – içkim ve tümünü kapsardı içtiğim. yıkandığım, ışık danslarına daldığımdı düşlerim… düşler, düşlenirdim. soluduğum hava gerçekti. Yoktun ve ırmaklarımızın bir yatakta akmamasıydı sürüldüklerimiz. görünce seni ezgiler takılırdı dilime. aşk dediğin bir soluk duman. içinde keyfini süzmen, dışında biçimlendirmen önemli. kendini bilene geldiği yol açıktır. açılım taşlarının anılarını yüreğinde sıcacık korur. sevgili ve dost, söz yeterince açık mı..?

yarını fısıldayan tınıların çatağında
bir dişi tay çıldırır
ey yıldız ölümlerinden arda kalan ayrılık kırıntıları
ve edimsiz – dönümsüz doğrular içinde çırpınan yürek
söyle bana
her şey her şeye değerken bir şey yangını nedendir
ah… su ver bana yüreğim
yıkandığım ırmaktan.

sevgi ve sevgili; neyi – nasıl paylaşmak yada yaşamak doğrultusunda içsel kurallardan başka bir şeyi tanımayan ‘öznel şey’dir arkadaş. sevgi ve sevgili bir sırayı takip etmeli ve önce tanımak gelmeli. ussal kutuplaşmalar açılımlarıyla ussal paylaşım yüzdesini artırıyorsa, devamında sevgi oluşumundan sevgili ortaya çıkmalı. sevgi ve sevgiliyi bir şeylerle sınırlamak aptallığın getirisidir. ’derken, dibine not düşeyim, filler yanlış anlamasın; gereksinim onursuz konuma girmemek yada sokmamak için olmalıdır.’ sevgi ve sevgili; süreç içinde insanın yaşam ve kendiyle barışık olma durumunu güçlendirmek için değişken – devingen – sarsıcı ve sarıcı olmalıdır. bugün barışık olmayı oluşturan sevgili, süreç içinde ortaya çıkan kişilik yapısıyla küskünlüğü getirebilir. günü sevgi doğrultusunda salt sevgi yada sevgili ile bir şeyler yaparak yada paylaşarak geçiren insan, almıştır alacağını günden. toplum yapısının bireysel özeleştirisine inildiğinde, eksilmelerle dolu geçen o kadar çok gün vardır ki..! süreç akarına bakıldıkta; sevgiye sarmaşık barışık zamanların yada dolu geçen gün sayısının parmaklara yada güngen’lere indirgendiğini kavrarız. sevgi kişinin duruş konumlarına göre de değişen bir olgudur. anne – baba – kardeş – eş – çocuk – arkadaş gibi. bu bağlamda ayrıntılar kendiliğinden oluşur ve akarını gösterir. yani insan duruş konumuna göre sevgiyi yaşar. bu duruş konumlarının özneli, insanı diğer insanlara bağlayan ‘nesnel göstergesel’ şeydir. yani sevgidir. adını koyduğumuz yada koyamadığımız bağlar kendini sevgi tümelinin parçaları olarak gösterirler ve bizimkiler ayrılırken sevişerek ayrılırlar… efekt bitti..!

ay kıvrımlar atar suya
gün içinde yaşandıysa bir güngen aralık
düşünme boş ver
kalsın üstü
say ki denize attın
kazançlısın
geride öyle bir sürü var ki
gün içinde
güneş altında
geceleri söyler

gelecekten önce söylenecek söz var. seçimsiz bir yaşamın neresinden tat alabilir insan. yılı – yeri – kişileri bilmeden nasıl olabilir. her şey sahnesiz bir tiyatronun boşluktaki çığlıkları yada fısıltıları gibi. kabullenmeler zinciriyle kuşatılmış yaşam, sorguyu sürecin hangi aralığında nasıl bulabilir. sorgu tadında bir yaşam yeni kabullenmeleri nasıl içermelidir arkadaş. sevgiliye de sorudan yanıt düşer elbette.

bil ki arkası var… iyi mi..!..?..!

Bahattin Avcu

Sürüldüklerimiz – Verev Düş(üş)ler (2)

Sürüldüklerimiz – Verev Düş(üş)ler (3)

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun