Son Soru

Sıradan bir gün….

”4 milyar yıldır olduğu gibi güneş yine aynı yerden doğuyor”, dedi kendi kendine Olcay.

Mehmet’le randevusu vardı.

’Hala ilk günkü gibi heyecanlanıyorum onunla buluşacağım zaman, sanırım dünyanın en büyük aşkı bizimkisi’’ yüzüne yayılan gülümsemeyle duşa girdi, saçlarını kuruttu, makyajını yaptı ve  elbise dolabını açtı.

‘’Acaba ne giysem Mehmet’e daha güzel görünürüm.’’

Yazlık sarı çiçekli krem rengi bir şort ve bahar gibi hafif askılı bir bluz ”makyajım da tamam, off topuklu ayakkabı giymeyi çok özledim, ama Mehmet çok kısa onun yanımda kısa kalması onu rahatsız eder; mecburen düz babetlerimi giyeceğim.” diye düşünmeye ve kendi kendine konuşmaya devam etti.

”3 yıldır onunlayken hiç topuklu ayakkabı giyemedim, kompleks yapmasın diye ama itiraf etmeliyim topuklularımı çok özledim. Onun için bütün fedakarlıklara değer tabi… Kapıda umarım karşı komşumun annesiyle karşılaşmam, kadınla ne zaman karşılaşsak gözleriyle beni parçalıyor. En son eve geç geldim diye bana sinirlenmiş ve cehennemde etlerimin çıtır çıtır yanacağını söylemişti, şu an ki mutluluğumu sen bile sarsamazsın cadı teyze…  Sanki onun evine giriyorum ona neyse hiç anlamıyorum.”

Asansöre bindi, saç sakal uzamış pahalı giyimli Arap komşusuyla karşılaşmıştı 12. kattan  zemin kata kadar bu Arap uyruklu tipin  göz tecavüzüne maruz kalmamak için 11. katta indi ve yandaki diğer asansöre bindi.

Otoparktan sokak kapısına doğru ilerlerken apartmanın çocuklarının top oynadığını gördü, nasıl olduğunu anlamadan top ayağına geldi, çocuklardan birisi “Abla topumuzu  atar mısın?” dedi.

”Ablanın bacakları da ne kadar uzun” diye kıkırdaşan çocuklara gülümsedi ve geçti.

Metro durağına kadar kalabalık caddede birkaç kişi omzuna, koluna, ayağına çarptı hatta birisi babetini arkadan ezdi, ayakkabısı ayağından çıktı, neredeyse yere düşüyordu, ama hiçbir şey onun enerjisini düşüremezdi, Mehmet’le yalnızca hafta da bir gün buluşabiliyordu ve hiçbir negatifliğin modunu düşürmesine izin vermemeliydi.

Metroya bindi, onun harika çiçek kokulu parfümüne ter kokuları karışıyordu, iki kadın konuşuyordu.

– Bizim cemaat parfümün günah olduğunu söylüyor.

– Haklılar da, malum erkekleri baştan çıkarmak için bu meşrep kadınların yapmayacağı yok.

Olcay, kendi kendine düşündü umarım Mehmet’te parfümümle baştan çıkar, diye düşünüp gülümsedi.

Yan taraftaki gençler “yaaa bu ne iğrenç bir ter kokusu insanların çevresine karşı hiç saygısı yok.” dedi.

“Aaaaa sen ne yapıyorsun” diyerek arkasını döndü ve bedensel tacizde bulunan sapığa tokatı patlattı ve metronun kapısı açılınca kaçan sapık hemen kaçtı. Zamanını bile hesaplamıştı.

Olcay metrodan indi ve Mehmet’in evine doğru ilerlemeye başladı ve her klasik gün gibi sözlü tacizleri duymamazlıktan geldi.

Eli ayağı titriyordu. Sakinleşmesi lazımdı, bu halde Mehmet’in yanına giderse onu da mutsuz ederdi.

Bir kafeye oturdu bir bardak soğuk su ve kahve istedi, yalnız oturduğunu gören birkaç kişi gözlerini hiç ayırmadan ona bakıyorlardı.

Ne bakıyorsunuz hiç mi tek başına oturan kadın görmediniz, diye bağırmak istedi ama kendini tuttu. Derin bir nefes aldı kahvesini ve suyunu içmeye koyuldu. Ayağa kalktı:

– Affedersiniz, lavabo ne tarafta acaba?

Elini yüzünü yıkadı makyajını tazeledi kafeden çıktı ve Mehmet’in evine doğru ilerledi.

Mehmet’in kapısını çaldı, kapı açıldı.

‘’Komşulardan seni gören olmadı değil mi hayatım?

Mehmet’in üzerinde beyaz gömleği ve mavi kotu vardı; saçları, traşı, parfümü her şeyi ile çok yakışıklı ve özenli görünüyordu.

Saatlerce onu izleyebilirdi. Ama hemen komşular görmeden içeri girmeliydi. Ah şu dedikoducu ajan komşular.

– Evet olmadı canım, merak etme.

– Geç otur canım senle konuşacaklarım var. Biliyorsun bu hafta düğünüm var ve uzun bir süre seninle görüşemeyebiliriz.

– Biliyorum, defalarca konuştuk, ailen tesettürlü kız istiyor, annen gelin olarak kendine onu seçti, sen de anneni üzmek istemiyorsun, baban da malum, sizin töreler falan filan; ama sen beni seviyorsun, benden vazgeçemiyorsun  bunlardan başka daha ne konuşacağız?

– Hayatım artık her aradığında telefonlara bakamam, belki haftada bir değil haftalarca görüşemeyebiliriz, ne bileyim işte buna benzer şeylere hazırlıklı olman gerekiyor.

– Anlamıyorum sevmediğini söylediğin kadına yakalanmaktan mı korkuyorsun? Yakalanırsan boşanırsınız ve ailen de bizim aşkımızın bitmeyeceğini anlar.

– Saçmalama Olcay o işler hiçte öyle değil. Dul ve tesettürlü bir kadının hayatı öyle kolay olmaz, biliyorsun bizim oralarda nişandan ayrılmak bile suç. Ve o benim sadece nişanlım değil ayrıca akrabam da onu öyle ortada koyup mağdur edemem, sorumluluklarım var benim. Uzun uzun tekrar tekrar bu konuları konuşmaya vaktimiz yok hadi günün birazanın tadını çıkaralım. İkimizi de zor zamanlar bekliyor biliyorsun, seni çok  özledim.

Olcay başını televizyona çevirdi ve ”Baş örtülü bacılarımızın mağduriyetleri” haberine daldı gözleri…

– Neye bakıyorsun? dedi Mehmet.

– Haberi gördün mü?

– Ah şu zavallı kadınlardan mı bahsediyorsun? Ne üzücü değil mi aşkım? Oysa senin gibi özgür ve güçlü kadınlar sokaklarda, iş yerlerinde, gecelerde / gündüzlerde istedikleri gibi dolaşıyorlar, onlar öyle hiç değil. Keşke bütün kadınlar senin gibi istedikleri hayatı yaşaya bilseler.

– Sence ben istediğim hayatı mı yaşıyorum Mehmet?

– Evet hayatım şu an benimlesin daha ne olsun, benim gibi bir erkekle beraber olmak her kadına nasip olmaz, adın gibi şanslısın tatlım… dedi kahkaha atarak.

Olcay’a sıkı sıkı sarıldı, sanki hiç bırakmayacakmış gibi, sıcacık…

Olcay hiç gülümsemiyordu, Mehmet’e baktı onu ne kadar sevdiğini  ve onu kaybetmekten ne kadar korktuğunu düşündü. Buraya gelmek için sıradan tacizlere uğradığı, sıradan bir güne uyandığı ve hiç bunları Mehmet’e anlatma gereği duymadığını fark etti. İş yerindeki tacizler hele… Hep aman Mehmet üzülmesinlerle doluydu. Aman onurlu, gururlu, dik duruşlu kadın imajım bozulmasın diye savaşarak hata mı yapıyordum acaba? diye düşünedurdu.

Mağdur olduğu konuları anlatsaydı, mesela annesinin ya da nişanlısının hiç kendisi kadar mağduriyet yaşamadığını Mehmet anlar mıydı? Olcay son sorusunu sordu:

Mağduriyet nedir Mehmet?

Dilek

Git’me

Hiçliğin Keyfi

İki Yaz Arasında Kalan Kalbim

Sevgilim!

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun