Savaş Bitti Mi Piyotr?

“Savaş zamanı geride
Kadınlar ve çocuklar kalır yalnızca”

Küçük Rayşa hırsla saldırdı annesinin memelerine. Henüz sertleşmeye başlamış damakları, annesinin acı içinde yüzünü buruşturmasına sebep oldu. Melanya; “Minik Rayşa’m, küçük şeytan seni…” diye mırıldanarak yanağını okşadı çocuğunun.

Rayşa söylenenleri daha iyi duymak istermişçesine gözlerini kocaman açarak ama memeyi de bırakmadan annesinin yüzünü seyrediyor bir yandan onun ağzından dökülen tatlı ezgiyi dinliyordu.

“Kuşlar çoktan uyudu
Minik tavşan annesinin koynunda
Ay ışığı oynaşırken Don nehri üzerinde
Balıklar bile uyudu karanlık suların içinde.
Uyu minik Rayşa’m uyu.
Bu savaş bitecek babamız Piyotr ekmekle dönecek
Uyu minik Rayşa’m bu savaş sen uyanmadan bitecek.”

Sesin yumuşaklığı ve ezginin melodisi önceleri bir süre oyalasa da boş memeyi emmekten yorulup sıkılmaya başlayan Rayşa ağlamaya başladı. Anne, panikle hırkasının cebinden çıkardığı bir parça haşlanmış şeker pancarının ucunu bebeğin dudaklarına yavaşça sürmeye başladı. Şekerin tadını alan Rayşa yorgunluğunda etkisi ile yavaşça gözlerini kapattı.

Melanya çocuğun sürekli ağlamasından rahatsızlık duyan ve bu yüzden kendisine küfürler savuran ve o an elinde ne varsa gelinine fırlatan ihtiyara yakalanmamak için evin arkasındaki boş ağılda samanların üzerine oturmuş bir yandan, bebeğini susturmaya çalışıyor diğer yandan kocası Piyotr’u düşünüyordu.

Bir yılı aşkın süredir devam eden savaş tüm köylünün yaşamını zorlaştırmıştı. Cepheye gıda sağlamakla görevli birlikler en yakın cephe hattına teslim etmek üzere köyde ne var ne yoksa toplayıp götürmüşlerdi. Melanya’nın şimdi oturduğu boş ahırdaki iki inek ve dört koyuna da yiyecek komitesi tarafından el konulmuştu. Geçen sonbaharda kocası Piyotr ve köydeki diğer tüm erkekler 30 km uzaklıktaki 1. Alaya katılmışlardı. Piyotr giderken Melanya içindeki minik kıpırtıları yeni yeni hissediyordu. Kocasının elini karnına bastırarak “Kendine dikkat et olur mu? Bak; ikimizde seni sabırsızlıkla bekleyeceğiz.” demeyi kuruyordu ki kaynanası anlamış olacak, gelininin koluna çimdiği basarak; “Sakın oğluma hamile olduğunu söyleme!” arkasını dönüp çıkarken “Ne zaman döl tutacağınızı bilmez oldunuz?” diye söylenerek oğlunun yanına seğirtmişti.

Sonraki günler yüzü hiç gülmedi Melanya’nın. Yüzünün gülmesi şöyle dursun, küfür, dayak ve aşağılanma olmasa yeterdi ona.

Bir sabah; kışın hayvanlara verilmek için ayrılan şeker pancarlarını, kendi yiyecekleri tükenmeye başladığı için, yulafla beraber haşlayıp yemek üzere, elinde ki hasır sepete doldurmaya başlamıştı ki mengene gibi iki elin koltuk altlarından uzanıp memelerini sertçe avuçlaması ile korkuyla çığlığı basmıştı. Bunun üzerine kaynanası “Ne bağırıyorsun köpeğin kızı pancara fare mi dadanmış?” diyerek kafasını mutfağın penceresinden uzatıp bakınca yaşlı kocasını gelininin hemen arkasında görmüştü. “Jaromil seni ihtiyar azgın köpek…”

“Kes sesini be kadın. Ben bu pancarları yarın pazarda satmak için ayırdım, onlara dokunma demek için uyarmaya geldim ama küçük orospu birden bağırmaya başladı.”

İhtiyar kadın gözlerini kısıp önce Melanya’ya sonra da kocasına öfke ile bakarak; “Açız be adam aç insanlar pazara gelip senden alışveriş yapacak parayı bulsa bile sen o parayı ne yapacaksın? Var git işine.

Öfkeden kıpkırmızı kesilen Jaromil belinden çıkardığı kısa kamçıyı uzaklaşmak için hamle yapan Melanya’nın baldırlarına ve sırtına rastgele vurmaya başladı. Yere kapaklanan Melanya’ya tekme atmak üzereydi ki kendinden umulmayacak bir çeviklikte yaşlı kadın bir solukta kocasının önüne dikilivermişti. “Hele Jaromil hele bir daha dokun ona. Hadi bas tekmeyi, ölsün de kurtulalım. Torunun Rayşayı da, köyde ki oynaşın Olya emzirir artık he ne dersin?” Jaromil elindeki kamçıyı hava da savurarak; “Hah ne haliniz varsa görün. Ayrıca söyle bakalım o küçük piçin Piyotr’dan olduğuna emin misin ha? Öfkeli gibi görünmeye çalışarak gözlerini kısarak eğildi yaşlı karısının üzerine; “Seni yaşlı bunak seni”. Jaromil yanlarından ayrılırken küfürlü sesi hala kulaklarında yankılanıyordu Melanya’nın.

Köyün üzerini top top bulutlar kaplamıştı. Mısır tarlalarına inip kalkan kargaların sesinden başka bir ses yok gibiydi. Çok geçmeden bu sessizliği köyün üst başından yorgun atların çektiği arabaların gürültüsü bozdu. İki arabaydı; kiminin kolu bacağı, kiminin kafası yüzü sarılı askerleri taşıyordu biri. Diğeri ise yan yana uzatılmış üç cansız bedeni. Köy meydanını az geçince Jaromil’lerin evine yaklaşırken durdu küçük kafile.

Jaromil ve karısı yan yana yatan bedenlere baktıktan hemen sonra bağırarak yere attı kendini yaşlı kadın. Jaromil bir müddet tepkisiz kaldıktan sonra evin alt başında ki tarlanın içine doğru bir koşu tutturdu.

Ahırda bebekle uyuya kalan Melanya duyduğu seslere önce bir anlam veremedi. Sonra; eve doğru ağır bir şey taşıdıkları anlaşılan birkaç kişinin seslerini duydu. “Yavaş Pavel daha yavaş, zavallının kafasını doğrult. Hey Aloşa, örtsene şunun yüzünü. Neden zamanında kapatmazlar ki bu zavallıların gözlerini bak işte gördün mü açık kalmış.

Melanya kucağında küçük Rayşa ile yatak odalarının kapısına yaklaştı, kapı açıktı oysa her sabah kapatırdı, “Uyudun mu Piyotr?” diye yavaşça seslendi. Cevap beklemeden içeri girdiğinde kocasını yatağa uzanmış iki eli göbeğinin biraz yukarısında üst üste, öylece tavanı seyrettiğini gördü.

Usulca yaklaşırken kucağında ki bebeğe; “Bak Rayşa. Babamız döndü. Savaş bitti. İşte Piyotr bak bu Rayşa sen yokken bana bıraktığın Rayşamız” Hadi söyle ona Piyotr söyle, savaş bitti değil mi? Kocasının üzerine hafifçe eğilerek tekrar sordu; “Sen bilirsin ha. Ekmek olacak mı artık bundan sonra? Seni duyamadım, söylesene;

Savaş bitti mi Piyotr?

SABİRE KAFALI, 12/12/2021

Kısa Hikayeler (1)

Bizim, Sizin, Hepimizin Hikayecisi…

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun