Sansür Yasası ve Bartın’daki facia üstüne

Gazetecilik yaptığım süre içinde köşemde başka kişilerin görüşlerine de yer vererek ülke gündemine düşen yakıcı sorunlara dikkat çekmeye çalışırdım.

İki bölüm halindeki bu yazı da o alışkanlığın bir devamı.

Uzun süre güncelliğini koruyacak olan yazının 1.bölümünde Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Adnan Özyalçıner’in Sansür Yasası ile ilgili 3 Ekim 2022 tarihinde yaptığı açıklama; ikinci bölümünde ise Türkiye Yazarlar Sendikası adına Bartın-Amasra’da ki Feci kaza ile ilgili yapılan açıklama yer almaktadır.

Adil, demokratik ve özgürlükçü bir dünya özlemiyle, iyi okumalar.
Hayrettin Geçkin

SANSÜR YASASINA HAYIR!

Anayasal hakkımız olan her türlü söz ve yazı özgürlüğümüz baskı altındayken temel hak ve özgürlüklerimizle yaşam hakkımız da engelleniyor.

Gün geçmiyor ki siyasal, ekonomik ve toplumsal baskılarla gazeteler, gazeteciler, engellenmesin. Mahkemeler, tutuklamalar, hapse atılmalarla susturulmasın. Müzik yapmak kısıtlanarak konserler iptal edilmesin. Protesto yürüyüşlerini, tiyatroyu, sinemayı, kitapları, kısacası sanat-edebiyatı, giyim kuşamı, yiyecek içeceğimizi engelleyecek yasaklar getirilmesin.

Meclis’ten geçirilmek istenen yasa, bütün bu baskı ve yasakları pekiştirecek bir yasadır.

Dezenformasyonu önlemek bahanesiyle getirilmek istenen bu yasa, düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlamış olmakla kalmıyor, toplumsal yaşam içinde bireyler arasında serbestçe iletişim kurma ve konuşma özgürlüklerini de engelliyor.

Yasaklamanın getireceği korku ve çekimserliklerle haksızlıklar, yolsuzluklar, adaletsizlikler konuşulamayacağından sansür, otosansür uygulamaları artacak. Her türlü bireysel ve toplumsal muhalefet yalan haberi önleme bahanesiyle tümden susturulacak.

Bu durumda hangi haberin yalan, kışkırtıcı, ya da doğru olduğuna kim/kimler karar verecek?
Her haberin, her konuşmanın iktidarı olumlayan ya da olumlamayan haberler, konuşmalar olarak ele alınıp alınmayacağını nereden bileceğiz? Bunu bizlere kim, nasıl garanti edecek?

Doğru olarak gidişatı yerenler, gerçekleri açıklayanlar yalancı, övenlerse doğrucu mu sayılacak?

Her türlü sansürü, sansürlemeyi, oto-sansürü olağanlaştıracak dezenformasyonu önleme bahanesiyle ortaya sürülen bu sosyal medya yasasının tek bir sonucu vardır: Daha çok baskı, daha çok hapis.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki sayın milletvekillerimiz, bu yasayı geri çekerek ezilen, horlanan, baskı altındaki insanımızın soluğunu büsbütün kesmeden arada bir soluk almasına izin verin!



Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı
Adnan Özyalçıner




BARTIN-AMASRA’DAKİ FACİA, KAZA YA DA KADER DEĞİLDİR!


“Güneşi görebilmek için karanlığı kazıyoruz” diyordu, maden işçisi Yasin Çelik. Karanlığı kazarken güneşi yitirdiler.


Maden işçileri, yerin yüzlerce metre altında en güç koşullarda kazaya uğramadan geçen günlerin hesabını yaparak çalışan, her gün sevdikleriyle vedalaşarak girdikleri madende gün ışığına kavuşmayı ümit eden, sağlıksız çalışma ortamından dolayı emeklilik sonrası yaşamları da kısa olan insanlardır. Ne yazık ki ülkemiz, maden kazaları sonucu yaşanan ölümlerde dünyada ilk sıralarda yer almaktadır.


İş kazalarının %98’i önlenebilir kazalardır. Öngörülebilir ve önlenebilir olduğu halde ülkemizde meydana gelen pek çok iş kazasının en başta gelen nedeni kâr hırsıdır. Bu nedenle pek çok kaza aslında kaza değil, cinayettir. Maden kazalarının ise teknik, sosyal, ekonomik, eğitim, planlama ve denetim sorunları gibi pek çok nedeni vardır.
Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumuna ait Amasra Taşkömürü İşletme Müessesinde meydana gelen ve 41 işçinin yaşamını yitirmesine yol açan facia, göz göre göre gelen bir faciadır, kaza ya da kader değildir. Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” adlı romanındaki gibi öngörülebilen, ancak önlenemeyen bir cinayettir.


Büyük boyutta can kaybı ile sonuçlanan maden kazaları, uygun güvenlik önlemlerinin gerektiği gibi alınamadığını, denetim ve kontrol mekanizmalarının işletilemediğini göstermektedir. Madencilik bilim ve teknolojisi, grizu patlamalarını önleyecek bilgi birikimine ve deneyimine sahiptir. Bu nedenle maden faciaları ve can kayıpları önlenebilir niteliktedir. Maden kazalarını önlemeye yönelik çalışmalar eksiksiz yapılmalıdır. Amasra’daki facia ile ilgili soruşturmalar titizlikle yürütülerek facianın gerçek nedeni belirlenmeli ve ihmali olanlar yargı önüne çıkarılmalıdır.


Türkiye Yazarlar Sendikası olarak yaşamını yitiren maden işçilerinin ailelerine ve tüm emekçilere başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyoruz. Bu gibi facialar “kaza, kader ya da fıtrat” değildir ve Türkiye’nin geleceğini karartmamalıdır.




TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI YÖNETİM KURULU

Patron ve İşçi

Başkalarının Acısına Seyirci Kalan, Kendi Acısıyla Başa Çıkamaz

 

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun