Nerede Kaybettik İnsanlığımızı?

Bir, iki, üç, dört dolgu üç zincir…

Büyük bir özenle ve hızlı hızlı ördüğü örgü elinde bir yandan da pür dikkat Televizyon da Müge Anlı izliyor yaşlı kadın. Biraz meraktan biraz konuşulanların verdiği şaşkınlıkla ekrana kitlenmiş durumda.

“Kocam çok cimri idi, harcamalarımı kontrol eder, her şeyin faturasını isterdi. Ben de dayanamayıp kaçtım” diyerek derdini anlatıyor ekrandaki arkası dönük kadın hem de evde iki çocuğunu bırakarak….

Yaşlı kadın yakın gözlüğünü çıkarıp diğer gözlüğünü takıyor, yüzünü görebilmek adına ama arkası dönük kadının görmek imkansız. İçinde kabaran öfkesi dudakların da sese dönüşüyor.

He kızım, kaçtın da sanki Velizade Holding’inin sahibine kaçtın. Bir baldırı çıplağı bırakıp başka baldırı çıplağa kaç hem de çocuklarını bırakarak, şimdi burada kendini haklı çıkarmak için çırpın dur…!

Sinirleri bozulan yaşlı kadın hava almak için balkona çıkıyor, sandalyesine otururken hala kendi kendine konuşuyor.

Ne zaman kokuştu bu Dünya, tüm değerler altüst…

Bizim zamanımızda….

Bizim zamanımız derken, gözleri karşı bahçenin Sonbahar hazırlığı içinde ki ağaç yapraklarının arasına dalıp gidiyor.

Gençlik yıllarında yakın arkadaşı olan Hicran’ı hatırlıyor sevgi ile…

GENÇ KADIN bir kez daha aynaya baktı, parmağının ucu ile aldığı fondöteni dikkatlice gözünün altına sürdü. Biraz hafiflese de tam olarak kapanmadı lanet olası morluk.

Dışarı çıktığında her gün ki gibi kapı önünde oturan komşularının meraklı bakışları, ardından gelen “geçmiş olsun gözüne ne oldu?” sorusu ile karşılaşmak istemiyordu, dayak yedim diyemezdi dese de kimse inanmazdı.

Kaldı ki bir kadının dayak yemesi için ağır bir suç işlemesi gerekir; Hamdi Bey tam bir beyefendi, okumuş, kibar, merhametli, dürüst… Tümüyle doğru ama….

Kimse o muhteşem insanın, içtiği zaman canavara dönüştüğünü.

İçmek içinse hafta da yada on beş gün de mutlaka bir neden bulduğunu bilemezdi ve bilmemeli idi.

BİR KEZ BİLE KENDİ SEBEB OLMAMIŞTI ŞİDDET GÖRMESİNE…!

İş yerin de amirine kızması, ağabeyi ile bir türlü uzlaşamadıkları mal kavgası, Türkiye’nin gidişatı, kapıcının sorumsuzluğu vs…

Akşam üzeri saat altıyı geçti ise, durum vahim. Genç kadın, kayınvalidesi ve henüz dört yaşında olan çocuğunu bir odaya kapatır ve tembihler sakın dışarı çıkmayın…!

Hamdi Bey eve geldiğinde çoktan uyumuş olurlardı.

Hiç ağlamazdı genç kadın sadece elleri ile kendini korumaya çalışırdı, asıl acı olan; sabahleyin kocası uyanacak, ayaklarına kapanıp ağlayarak binlerce kez özür dileyecek ve sarılacaklar…

AMA, BU KEZ ÖYLE OLMAYACAK…

Küçük bir çantaya hazırladığı çocuğunun eşyalarını son kez kontrol etti. Kendisi için hiç bir şey almadı, sehpanın üzerinde duran Hamdi Beyin çakmağını gördü sadece onu almaya karar verdi. İçinin yandığını hissetti sevgi yıpransa bile, eşini o duruma getiren nedenleri anlayacak kadar zeki kadındı, ancak artık katlanamıyordu.

Sigarasını da unutmuştu Hamdi Bey, içinden bir tane çekip yaktı, divana oturup binbir hevesle yuva yapmaya çalıştığı, mütevazı ama şirin odasına uzun uzun baktı.

“Anne nereye gidiyoruz?” sigarasını söndürüp cevap verdi “anneannene”, “babam da bizle geliyor mu?”,
“Hayır biz artık teyzen ve dayınla anneannenle yaşayacağız.” “ama ben babamı çok özlerim ”

Elbette özler, Hamdi Bey dünyanın en mükemmel babası…

“Hadi git bak, yanına almak istediğin oyuncağın var mı?” Çocuk odadan çıkınca, olduğu yere yığıldı genç kadın. Buna hakkım yok, buna hakkım yok diye bir kaç kez tekrarladı.

Bir sigara daha yaktı ve düşünmeye başladı.

Gideceksin, yoksul ailene yük olmamak için çalışmak zorundasın, çocuğunu annene bırakıp çalışacaksın. Genç bir dul olmak bir sürü çakalı peşine takacak. Çocuğunu zar zor liseye kadar okuttun diyelim, küçük yaşta çalışmaya başlayacak konfeksiyon atölyelerinde. Bulunduğu koşullarda nasıl bir evlilik yapacağını bile tahmin edemezsin, belki de senin yaşadıkların onun yaşadıkları yanında hafif kalacak o koca şehir yutacak sizi.

Evlilik senin seçimindi, evlenip tüm olumsuzluklar dan kurtulacağını sandın. O zaman kalıp mücadele etmek yerine korkup evlilik denen bilinmeze kaçtın, şimdi de korkup kaçmak istiyorsun. Buna hakkın yok Genç Hanım, ortada istemi dışında dünyaya gelmiş bir çocuk var İYİ KOCA OLAMAYAN BU İNSAN, ÇOK İYİ BİR BABA. Sen yoksun artık yavruna sarıl…

Genç kadın yavaşça yerinden kalktı, elindeki çakmağı sehpanın üzerine koydu. Hazırladığı çantayı alarak çocuğunun odasına yürüdü. Minik giysileri çekmecelere yerleştirirken, oyuncaklarının arasında debelenen çocuğuna bir öpücük kondurarak “işimiz çabuk bitirip parka gidelim bir tanem” dedi.

Israrla burnunun etrafın da dolaşan sineği eliyle kovalayan yaşlı kadın derin bir iç geçirip NE ZAMAN BU KADAR KİRLENDİ DÜNYA, NEREDE KAYBETTİK İNSANLIĞIMIZI diyerek kendi kendine söylendi.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun