Mutluluktan Yana

Tarifsiz duygular karmaşasıyla bezenen ruhlar, bedenler…

Derin mi derin acılar, gam ve göz yaşı odağı olup çıkar…

En zor olan da

Anlatamamaktan da öte,

Anlattığını sandığın anda;

Sanki inadına yaparmışcasına,

Yüzüne, gözlerinin içine baka baka;

” – Mış gibi davranarak ” yalana yeltenenlerin

Ya da tepeden tırnağa yanlış,

Hele ki de sadece, kendilerince anladıklarını yaptıklarını, görmektir…

 

Ondandır demelerim,

” – Senin anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır, asıl olan ve belirleyici olan!… ” diye…

Bozuk saat de günde iki kez doğruyu gösterir, misali…

An gelir, sözde doğrular içinde, riyayla ve iki yüzlülükle karşı karşıya kalarak

Giyinirsin tepeden tırnağa yanlışların azabını, şalını…

 

Çoğu kez, yiter insan…

Değil, sadece kalabalıklar içinde…

 

Yiter gider, kendinde, derinliklerinde ve hüzünlerin dehlizinde

Riyanın ve iki yüzlülüğün enkazı altında kalakalmışlığında…

 

Kendine bile ağır gelir böylesi anlarda…

Bu hallerde değil sadece, bir başkası, çevre vesaire…

 

Kendisi bile ağır gelir, çekilmez, katlanılmaz olur kendine…

 

” – Çıra, dibine karanlıktır ! ” atasözüne uygunluklarla,

Mutluluğa atılarak yürünse bile adımlar, niyet ve amaçtan bağımsızlıkla,

Mutsuzluğa varır; hüzne, eleme-kedere çıkar tüm yollar…

Adına bahtsızlık, kader, felek, kör talih…

Vesaire, vesaire…

 

Özcesi, ne dersen de ne denir ise densin;

Asıl olan mutluluktan yana payını alamamandır,

Mutluluktan yana payını alamaman!…

 

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun