Müslüman Türk Dünyasında Harf Islahı; Mirza Fethali Ahundzade

Mirza Fethali Ahundzade Efendi (1812-1878)

Kimdir ve neden biz bu ismi hiç duymuyoruz!

“Ne özgün ne de çeviride benden hiç söz etmemenizi rica ediyorum sizden, çünkü bugünkü cehaleti içinde onun iyiliği için çabaladığımı henüz anlamayan kendi halkımın kin ve düşmanlığını bana yönelmesini istemiyorum.”

Aklın İflası, Mirza Fetali Ahundov

Sürekli bir gecede cahil kaldık konuşmalarının yapıldığı bir ülkede harf devriminin öncesi ile sonrası ve fikrin sahibi neden okul kitaplarında kısa bir başlık halinde dile getirilip gençlere anlatılmaz?

İnsanın en çok yüreği tekrar tekrar aynı konuşmaları yapınca yoruluyor. Karşındaki okumaktan aciz zavallı nefes alan insanımsı canlıya bakıp dert anlatmaya çalışmak sizin de yüreğinizi yormuyor mu!?

Amaç belki de bu yorgunlukla kendi kabuğuna çekilmiş insanlar yaratmaktır!?

Bu çağda, bu teknolojide, bilgiye ulaşmak el mesafesi kadar yakınken, insanlar neden masal anlatıcılarına takılı kalır?

Nedir bu hayal dünyasında, gerçeklerden uzak yaşama sevdası?

Masal anlatıcılarının karınlarını doyurabilmek için bildikleri daha insancıl daha vicdanlı bir yol yok mu?

İnsanlar, cennete gitmek için terlik satanlara güvenip, elinde belgeleri ile tarih anlatanlara neden güvenmek istemezler?

Korkulan nedir?

“Bazı dar görüşlü insanlar, cehennemin yarattığı korkunun, insanlığı suç işlemekten alıkoymaya yaradığını sanıyorlar.”

Aklın İflası, Mirza Fetali Ahundov

Eminim şu an yaşadığımız yorgunluğun çok daha üst seviyesini Mirza Fethi Ahundzâde’de yaşamıştır ve iyiyi güzeli ortaya koyma çabasından vazgeçmemiştir.

Bir çokları Atatürk’ü sanki gece yarısı canı istemiş, dur ben harf devrimi yapayım da hayatımız renklensin, demiş gibi hayal ediyor sanırım. Oysa hiçbir devrim, değişim bir gecede olmaz, buna harf değişimi de dahil. Günlerce gecelerce yıllarca bilim insanları bu konular üzerine tartışırlar, çalışmalar yaparlar, emek verirler.

“Türklerin Latin harflerine geçmesinin temellerini 1857’de atan ve o dönem Osmanlı devlet otoriteleri ile fikir alış-verişi yapan Arap alfabesinin Türk dili ile uyumsuzluğunu düzeltmek için çalışmalar ortaya koyan Ahundzâde’yi biraz merak edip araştır mıyoruz?” Sorusu zaman zaman aklıma düşer ya hu bir kişinin tanıtılması, okullarda anlatılması, toplumda ki gereksiz, zaman kaybı sayılabilecek, saçma sapan tartışmaları bitirebilecekken; bir vicdan sahibi eğitmen de çıkıp ilkokul, ortaokul, lise vesaire müfredatlarına Azeri yazarı yerleştirilmesi gerektiğini belirtmez mi?

Onu tanımamak bizim suçumuz mu yoksa okulların müfredat içeriklerini düzenleyenlerin mi?

Sahi kim sorumlu bu işlerden!?.

Mirza Fethali Ahundzâde kısaca;

Tiyatro yazarı, şair, edebiyat teorisyeni, tercümen, mütefekkir (düşünür), reformist olarak bilinen Azeri ve Türk edebiyatının öncü yazar ve düşünürü ayrıca Arapça, Farsça, Rusça, Osmanlı Türkçesi ve Azeri Türkçesi dillerine iyi derecede hakimdir… Bir dönem tercümanlık yapmış ve bu süreçte birçok aydın ve düşünür ile tanışıp düşünce dünyasını geliştirmiştir. Müslüman dünyasının geri kalmışlığına kafa yorup halkı aydınlatmaya çalışan oyunlar yazmıştır.

Çocukluğunu (din adamı olması için) medreselerde geçiren Ahundzâde  iyi derecede dini eğitim almış ve din adamlarının şarlatanlıklarına yakinen şahit olduktan sonra bu şarlatanlıklarla alay eden tiyatrolar yazarak halkı uyandırmaya çalışmıştır.

“Nereye bakarsan bak, her yanda bir düzensizlik görüyorsun; sağa bakıyorsun bir tüccar parasızlıktan iş yapamadan, sola bakıyorsun bir köylü tarımsal araçlardan yoksun bir halde oturuyor. Devletin geliri çok az, gümrüklerde ve diğer mali kuruluşlarda büyük bir karışıklık yaşanıyor. Çiftlik ve toprak sahibi varsıl kimseler ve genel olarak çiftlik sahibi din adamları gibi üst tabakadan insanlar çeşitli camilere ve türbelere bağışlarda bulunuyorlar, devlet hazinesine ise tek kuruş verdikleri yok; böylece bütün vergi yükü, acımasız tahsildarların vergi tutarlarını düzenli ödemeleri konusunda aşağılama biçiminde üzücü işkenceler yaşattıkları yoksul halkın sırtına yıkılıyor.”

Aklın İflası, Mirza Fetali Ahundov

Ahunzade’nin Osmanlı yetkililerine yazdığı mektuplardan anlaşılacağı üzere kafasında Türk alfabesi için iki fikir vardır.

Birincisi; Arap alfabesinin Türk diline daha uyumlu hale getirilmesi üzerinedir (ki bu zor olandır).

İkincisi ise; direkt Latin harfleriyle Türkçeye uyumlu yeni bir alfabeye geçişidir.

Dönemin şartlarından dolayı bu projelerini sağlığında hayata geçiremeyen Ahundzâde, ölmeden önce gelecek nesillerin mutlaka alfabe değişikliğine gideceğini belirtmiştir.  Zaten okuma yazma oranı düşük olan Müslüman Türk dünyasının Arap harfleriyle yapılan yazışmalarda ne kadar zorlandığını iyi kötü birkaç basit örnekle biz sıradan insanlar bile ortaya koyabiliriz.

Örneğin; bizim Fatma (çocuğunu sütten kesen kadın, anlamında), diye bildiğimiz isim bazı bölgelerde Fatima, Fatıma, Fadime gibi değişik şekillerde okunmuştur. Fe-te-me kalıbından gelen bu isimde dahi toplum, okuma uzlaşmasında bulunamazken birçok yazılı kaynaktaki  farklı şekilde okumalar, içinden çıkılmaz karmaşalara sebebiyet vermiştir. Arapçada o,ö,u,ü harflerinin olmaması gibi, en basit seviyede sorunlardandır.

Senelerce Osmanlıca eğitimi almış profesörlerin zaman zaman bazı yazışmalarda fikir ayrılıklarına düştüklerine de sıklıkla şahit oluyoruz.

Çok merak ediyorum, bugün Arap alfabesine dönsek kimler yine bir gecede cahil kalacak,  aydınlar mı yoksa hep cahil olup cahilliğine bahane üreten uyuşmuş zihinler mi?

Yoksa ilk Türk alfabesine yani Orhun harflerine dönelim, diye yaygara koparırlar mı? Değişmekten ve gelişmekten bu kadar korkanlar mezarlıklarda dolaşmaktan korkmayacaklar ve dedelerinin mezar taşını mı okuyacaklar!?…

Mevzu okumak ve öğrenmek olunca iki satır yazıyı bile okuyamayanlar, tıpkı Ahundzâde’nin rahatsız olduğu bazı şarlatan din adamları gibi toplumları ısrarla geri bırakmak istemelerinin kendi çocuklarının geleceğine engel olmak olduğunu idrak etseler, toplumun bir bütün olduğunu ve günü gelince kendi nesillerinin de bu şarlatanları hiç iyi anmayacaklarının farkında olsalar keşke!

İnsanlığı geri bırakmak için savaşanlar ile baş etmenin tek yolu sanırım güzel olana emek vermek. Yani bana en makul geleni bu, her zaman iyiliğinde kötülüğünde bulaşıcı olduğuna inanan bir insan olarak bu gereksiz tartışmaların okul sıralarında öğrenilip daha ilerici konulara geçilmesinin hayalindeyim.

Toprağa attığımız güzel kokulu çiçek tohumları gibi insanca yaşama tohumlarını etrafımıza saçmanın yollarını bulmalıyız. Müslüman dünyasının aydınlanması için karşılıksız, cennet vaadi olmadan emek veren Ahundzâde gibi değerli şahsiyetleri yeni nesillere daha ayrıntılı tanıtmak zorunluluğu hissediyorum. Eğitim sistemimi düzenleyicilerinde bir gün din adamları gibi evlatları kendilerini hiç hoş anmayacağı kanaatindeyim, (zira bazı niyetinin ne olduğu belli olmayan bu şahıslar yüzünden) Müslüman dünyası bir türlü aydınlanma sürecini tam anlamıyla tamamlayamamaktadır. Ve ben bu cehaletten çok yoruldum.

“İranlılar çoğunlukla cahildirler. Kullandıkları alfabe barbarlık döneminden kalmıştır. Bu sebeple İranlılar arasında  belki de bin kişiden biri okumayı beceremiyor. Öyle bir çare bul ki, İranlılar okumayı halletsinler. Yani insanlar zorlanmadan ana dillerinde okuyup yazabilsinler.”

Ahundzade, Seçilmiş 66

Dilek

Kırımlı Münevver, İsmail Gaspıralı

Köy Enstitüleri

Genç Mustafa Kemal’in Komutanları

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun