Kalbim Didim’de Kaldı…

Pandemi, sağlık sorunları vesaire derken uzun süredir bir yere çıkamamıştık. Bir şeyler yormuştu ikimizi de. Evimizi özlemeye var mısın dedim Zeynep’e. Dünden razıydı.

Yollardaydık.

Nereye gidiyorduk, ne zaman dönecektik, hiç konuşmadık bunları. Olabilirse değişik yerler görmeliydik.

Nasıl oldu ben de bilmiyorum, 2011 yılının 11 Nisan’ında, bir kıyıdan bütün denizlere, bir tepeden bütün insanlara kardeş olmak niyetiyle yurt tutup, beş yılımı geçirdiğim Didim’e de düşürdük yolumuzu.

Beton yığını olarak hafızamda yer etmiş Didim’in caddelerinde, sokaklarında ilerleyince yüzümdeki şaşkınlığı hemen yakaladı Zeynep. “Anladığım kadarıyla çok değişmiş buldun Didim’i.” Nasıl karşılık vereceğimi bilemedim. 7 yılda Didim’de bu kadar bir değişim, böylesine bir gelişim asla bekleyeceğim bir şey değildi açıkça söylemek gerekirse. Ağzım açık kaldı desem yeridir. Caddeler, sokaklar pırıl pırıl…Kıyı düzenlemesi muhteşem. Yeşilin ve mavinin içinde masal bir kent. İsteyince oluyormuş demek ki. Heredot’un “Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü” sözüyle tasvir ettiği Didim’e de böylesi yakışırdı zaten.

Didim’de çok sayıda entelektüel insanın yaşadığını biliyordum. Onlardan biri de gazeteci dostum Erdoğan Şahin. Kısa süreliğine de olsa onun konuğu olduk. Didim üstüne, sanat, edebiyat ve özellikle de şiir üstüne konuştuk kendisiyle. Sevgili dostum bizi bir parka götürdü. Parkta Nazım’ın; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine / bu hasret bizim” dizeleri işlenmişti bir heykel kaidesinin alnına. Etkilenmemek, duygulanmamak mümkün değildi. “Şimdi de size başka bir yer göstereceğim” demesiyle beni yeni bir heyecan sarmıştı. 2500 kişilik görkemli Didim Amfi Tiyatrosu karşımızdaydı bu kez de. Kumsalın, yeşilin ve tarihin içinden gülümseyerek seyrediyordu geleceği. Zeynep dünyayı gezmiş, edebiyattan kendisini beslemiş ve iç görüsünü hukukçu birikimiyle donatmış bir edayla benden önce davranıp “Didim estetik bir dünya kenti” deyiverdi bir çırpıda. Asla haksız sayılmazdı.

Kemal Gündüzalp gibi Türkiye’nin önde gelen yazarlarının, Zeynep Aliye gibi öykücülerin, İrfan Ertel gibi ressamların, İbrahim Tanman, Mahmut Öztürk gibi düşün adamlarının; dahası emekli olduktan sonra yerleşmek için burayı seçen akademisyen, bilim ve sanat insanlarının bir bildiği vardı, öyle ya! Kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, güven içinde yaşamlarının tadını çıkaracakları bir yerleşim yeri bulmuşlardı kendilerine. Didim; düşünceye, bilime ve sanata ev sahipliği yapmaya başlamıştı belli ki.

Didim’den ayrılmadan Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay’a uğramalıyım ve Didim’de yarattığı büyüleyici güzelliklerden ve bu inanması güç dönüşümlerden ötürü kendisini kutlamalıyım diye geçirdim içimden. Başkanın beni unutmadığını, kolayca anımsayacağını düşünerek yöneldik Didim Belediyesi’ne doğru Zeynep’le birlikte.

Bir sürpriz de belediyenin girişinde karşıladı bizi: Didim’de yaşadığım sıralarda tanıdığım, kendisini çok iyi yetiştirmiş, duyarlılığından, düzgünlüğünden, birikiminden ve insan ilişkilerinden etkilendiğim bir güzel insan Şennur! Hayır yanılmıyordum. Zabıta giysileri içinde bizi karşılayan Şennur’du. Didim’den ayrılırken telefonunu almayı ihmal ettiğim ve soyadını da anımsayamadığım için bir türlü iletişime geçememiş ve haber alamamıştım kendisinden. Sevincime diyecek yoktu. Demek ki Ahmet Deniz Atabay Didim’i dünya kenti yaparken böyle kadrolar da katmış ekibine. Sırtının yere gelmeyeceğini çoktan anlamıştım sevgili başkanın.

Sekreteri, “Başkanımız toplantı halinde” dedi. Daha sonra da başka bir randevusu varmış. Ahmet Deniz Atabay’la görüşemeden, kendisini kutlayamadan ayrıldık Didim’den.

Dostum Erdoğan Şahin’e ve değerli eşi Hülya Hanıma ise konukseverlikleri ve sundukları dostluk için teşekkür edecek sözcükler bakınıyorum Çanakkale’ye döndüm döneli.

Didim’de yaşadığım sıralarda Didim üzerine çok yazı yazmıştım Mustafa Özgürsoy yönetimindeki Gazete 2000’de. Şiir bahçeleri, öykü evleri kurmaktan; yaşanır, adil, demokratik ve özgürlükçü bir dünya eskizinin Didim’de oluşabileceğinden söz etmiştim o yazıların bir kısmında.

Yelda Karataş, “Kalbim Ege’de kaldı” der bir şiirinde, bilirsiniz. O hesap benim kalbim de Didim’de kaldı bu kez. Orda çok sayıda arkadaşım, dostum da var ayrıca. Başka yerlere uğramak için yaptığımız programdan ötürü çok büyük bir çoğunluğuyla görüşemedik ne yazık ki.

Demek ki bir daha gitmek gerek Didim’e.

Evimizi mi? Çok özlemiştik!

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun