“İstanbul’la Oynuyorum”

“…İstanbul duruyor
Yerinde,
Kız Kulesi orta yerinde
Yüreğimde rüzgâr eser
Düşündüğümde….” (S:20)

İstanbul’la Oynuyorum adlı kitap tek bir şiirden oluşan kitap aslında. Tek bir ağaç gibi. Dallarında masallar öyküler, söylenceler asılı olan… Şiir, şiir! Çünkü İstanbul da bir şiir! “İstanbul’um ben / Yok çaresi” diye okura seslenen.

“Ya da bir âdem
Mahmutpaşa’da.
Açıksa koyu verelim,
Sarılı verelim,
Açık vermeyelim!
Ne alırsan bir lira
Ağabey!” (S:22)

Şair İstanbul’u, “Yazmakta olduğum bir şiirin / İlk dizesisin / Arkası gelmeyen” diye tanımladığına göre iyice dalmak gerek dizelerin içine. Peki kendisi nerede? Sesinin yönüne kulak kabartarak anlarsınız bunu:

“Vapur vapur yanaşan
İstanbul’um.” (S:31)

Anlıyorsunuz ki şair İstanbul olmuş, özdeşleşmiş onunla. İstanbul elbiseli bir şair var artık karşınızda. İstanbul elbiseli derken dertlerini giyinmiş İstanbul’un, gelmişten geçmişe tüm hallerine tanık olunca… Kuşkusuz eşsiz doğasından etkilendiğini göz ardı edemeyiz bütün bunları söylerken.

“Adada eylül
Martılarda Sait Faik
Beyazıt’ta haziran
Aksaray’da
Türban eylemleri
Taksim’de
Kanlı Bir Mayıslar
Beyoğlu’nda
Kayıp analarının isyanı
Mahkûm yakınlarıyla
Cumartesi Anneleri
Yarını olmayana hücreler
Metris Günlerinde…
Bayrampaşa, garibanlara
Üsküdar
Paşakapısı’nda ince sızı…” (S:43)

Şair İstanbul’u karış karış dolaşıyor, tarihini didik didik edip ortaya çıkarıyor, doğal güzellikleriyle birlikte. Büyülü tablolar sunuyor. Geçmişten bir elbise denemesinde sıra, gelecek nakışlı, düş renkli, yarın kokulu…

“Bir kadın
Sarı saçlarını
Bağlamış arkada
Atkuyruğu
Koşuyor durmadan
Alnı açık, başı yukarıda
Bakıyor uzaklara” (S:59)

Derken, biri daha, biri daha! Allı, yeşilli, morlu, sarılı… Bütün bütün iyi erkekleri, bütün iyi kadınları, bütün iyi gençleri İstanbul’un…

“Yeşil bir direnişin simgesi oldular Gezi’de” (S:59)

Elbiseyi yapamıyorlar ama, alınıyor çünkü ellerinden kumaşları, makasları… Haramiler hiç de sevinmesin yine de.

“Bir martının
Uçarken telaşla
Düşürdüğü çekirdek
Yüreğimde
Şaşkın
Bir kiraz ağacı …” (S: 64) diye özetliyor şair bu meseleyi.

Çünkü:

“Bahane yok
Bayat simitlere
Ümraniye’de direnişlere
Taksim’de yürüyüşe
Kayıplarını arayan analara

Nerede İstanbul!” (S:69)

Önce İstanbul’la karıyor kendisini şair… Sonra da dize dize duyarlıklarına doğru ilerliyor İstanbul’un.

“İki yakası birleşmeyen
Boğaz köprüsü” nü geçerek (S:82) Çığlık atar: “Sana geliyorum” der!

“İçim kanar, yüreğim yanar” diyerek de yüreğindeki kuşları uçurur şair güzel İstanbul için…

“Duvardan Göktepe
Gökyüzünde Metin” (S:98) seyreder onu. Belki Ali İsmail de, Berkin belki de…

Kitap bitince ölüm yıldönümünde bir kez daha anımsadığımız Vedat Türkali’nin dizeleri düştü dilime.

“Haramilerin saltanatını yıkacağız
Bekle bizi İstanbul!”

Dilin tadıyla bizlere sunduğun, uzun soluklu bir şiir. Eline sağlık usta….

(İstanbul’la Oynuyorum, Şiir, Ali Erkan Güneri, Ürün Yayınları 2022, 112 sayfa)

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun