Haylaz Çocuk

Bildiğiniz gibi değil!

Yaramazlıkta üstümüze yoktu bizim. Keyfimiz için başkasına zarar vermeyi, birilerini rahatsız etmeyi işten sayardık. Nerede yaramazlık varsa biz oradaydık. Bazen bostana giren, zerzevatı tarumar eden domuzlar kadar zararlı olabiliyorduk.

Dokuz yaşlarında olduğum günlerden bir gündü. Ablamın şemsiyesini çalmıştım. Hani hırsızlık deniyorsa buna tabi, ben de çalmış oluyorum böylelikle bir kere. Gerçi, “ev ahalisinden herhangi birisinin, hane içinden herhangi bir şeyi almasına hırsızlık denmez” derler. Ama olsun! Yine de itiraf etmiş olayım diye söylüyorum. Çaldım işte.

Vermezdi çünkü ablam şemsiyesini, bu yüzden ben de çalardım. Daha doğrusu izinsiz alırdım. Kibarca isterdim bazen, vermezse kabalaşırdım, bin bir dolapla istemekte ısrar ederdim, yine vermezse -son kertede- çalardım.

Ablamın şemsiyesi! Ki bu, hayatındaki ilk şemsiyesiydi onun. Belki yıllarca; ki öyle oldu, şemsiyesi olmadı kızcağızın. Çünkü -bir çok kimse gibi- onun da hayatı yokluk içinde debelenenlerin hayatından farksızdı.

Müstakil, eski evlerde, o zamanlar ihtiyaç giderme yerleri evin dışında bulunurdu. Bizimki de öyleydi. Bir kat kadar değilse de yüksekçeydi kenefimizin damı. Elimde şemsiyeyle üstüne çıktım atlamak için.

Daha önce bir çok kez yükseklikten atlamışlığım vardı. Deneyimliydim yani. Kolay olacaktı kısacası. Üstelik incinmememde yardımcı olacak paraşüt görevinde kullanacağım şemsiyem de vardı. Bir deneme yapacaktım. İyi bir deneme. Bilim dünyasına katkı sunacağım bir deneme olacaktı.

Zemin topraktı. En azından beton kadar değildi, yumuşaktı. Biraz aptal cesareti taşıyanlar atlamakta tereddüt etmezdi. Kaybedecek bir şeyim yoktu hülasa. Böylece atlamak mükemmel olurdu. Şemsiye de benim değildi üstelik. Küçük bir kaza geçirirsem bile, kendi hesabıma işi, kazaya, kadere bağlayacaktım, olur biterdi.  Bu işin esprili yanı tabii! Üzüleceğime sevinecek kadar bencilmişim meğer.

Damın kıyısına geldim. Şemsiyeyi açtım. Bir aşağı baktım, bir şemsiyeye. “Hadi bismillah,” diyerek atladım. Şemsiye ilk etapta beni havada tutar gibi oldu. Sevindim. Ama kandırdı beni hain şey. Çünkü birden ters kıvrıldı. Ani irtifa kaybettirdi bana ve sert bir şekilde yere çaktırdı beni. “Tüh şemsiyeye” dedim. Kuş misali kolu kanadı kırıldı. Tüm telleri dağıldı zavallının. Asla iflah olmaz hâle geldi. Aldım cesedini materyalin. Bir şey olmamış gibi aldığım yere koydum.

Yıllarca bir şemsiyesi daha olmayacaktı ablamın. Ki olmadı da. Öğrendiğinde ağladı. Seni ağlattığım için özür dilerim abla!

Bugün vebalini çekiyorum bunun ve daha birçok şeyin…

Vahap Taş

İnancımı Nasıl Yitirdim?..

2019 Kadınlar Günü – İnsan Erkeği

“Din”, Yeni Zelanda Saldırısı.

Nasıl Bir Kitap Okuyucusuyuz?…

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun