Güzel Uyu

İnsanda çağrışımlar uyandıran bir kitap adı “Güzel Uyu.” Kitabı elime aldığımda bir süre bu çağrışımların neler olabileceğini taktım kafama. “Güzel Uyu” gelişi güzel koyulmuş bir kitap adı olamazdı öyle ya. Zorlanacak bir şey yoktu bunu anlamakta kuşkusuz. Kitapta yer alan öyküleri okuduktan sonra başka çağrışımlarda eklendi ilk baştaki çağrışımların yanına. Kolay ilerleyerek okuyup bitirilebilecek bir kitap.

“Affedersiniz bir sorun mu var? Neden bu kadar kalabalık biliyor musunuz acaba? Tren kaza mı yaptı yoksa?”

“Yok yok arıza falan yok. Çocuğun biri intihar etmiş. Atmış kendini trenin önüne. Mecbur bekliyoruz şimdi.”

Ne kadar da rahat söylüyor çocuğun ölümünü.

Gülşen yol boyu taşıdığı öfkeyi bırakırken aynı anda kalan boşluğa şaşkınlığı ve hüznü yükledi. İçi acıdı ölen gence. “Neden?” derken çocuğun ölümüne dair binbir ihtimali sığdırıverdi düşüncelerine. Ne derdi vardı acaba? Dersleri mi kötüydü? Sevdiğinden mi ayrılmıştı? Uyuşturucu mu kullanıyordu? Evde mi sorun vardı? Ana babası hiç mi farkına varmamamıştı? Ana babası var mıydı?

“Yazık,” diyerek mırıldandı yaşlı kadının yüzüne bakarak. Birden sinirlendi yaşlı kadın.

“Aman ne yazığı. Zorla mı atmışlar sanki onu tren raylarına. Hem kendini atacak yer mi bulamadı bu güzelim günde. Bir saattir bekliyoruz onun yüzünden. Geç kaldım arkadaşlara.”… (S:64-65)

Kitaptaki “Lütfen Boşlukları Doldurunuz” adlı öyküden yaptığım bu alıntı başlığın yaptığı çağrışımları daha bir tetiklemiyor mu sizce de?

Başka başka öykülerde de bu tarz diyaloglara rastlamak olası. İnsanın başkalarının acıları karşısındaki duyarsızlığı öyle bir işlenmiş ki. İnsanı kurmaca gerçeklikten gündelik yaşamın gerçekliğine almayı çok ama çok kolay başarıyor yazar. İnsanı kendisine, başkalarına ve doğaya karşı olan yabancılaşmasıyla yüzleştiriyor da adeta. Ve /verili gerçekliğin acımasızlığını tartıştırıyor. Ki öykülerin başarısı da burada bence. Zaten öykülerin her biri birer de ayrı ayrı birer soruya dönüşüyor zihninizde.

Dili yumuşak yazarın. Büyüklenmeye kalkışmamış hiçbir şekilde ve dilde gelişi güzel bozmalara yer bırakmamış. Yalınlık öykülerin ortak özelliği. Öykülerin bir ortak özelliği daha var: Sıradan insanların yaşamından, sıradan yaşamların seçilmesi. Bir bakıma risktir bir yazar için bu yöndeki seçimler. Hele kurguda düşülecek hamlıklar var ki birden bire metni sıradanlaştırıverir çıkar, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Yazarın bu hamlıklara düşmediğini görünce seviniveriyorsunuz. Yazarın bir başka başarısı da içtenlik. Anlatımda yer yer sıkıntılara rastlansa da içtenlikten hiç mi hiç kopma yaşanmadığını ayrımsamanız zaman almıyor.

“Kurban” adlı öykü günümüz kadın sorununu ve kadına yönelik şiddeti görünür kılan bir öykü. Bu yaklaşım, “yazarın bir derdi var” dedirtiyor okura. Derdi olmayan bir yazarla okurun işi olmamalı zaten. Kaldı ki yazar diğer öyküleri kaleme aldığı gibi bu öyküyü de kaleme alırken kimseye akıl vermeye, önerilerde bulunmaya yeltenmemiş. Ki bu da ayrı bir başarısıdır. Okurun duyarlılığına bırakmış her şeyi.

“seni gebertirim! Anlıyor musun? Gebertirim!”
Süleyman’ın suratı hiddetinden kıpkırmızıydı.

Naciye elleri karnında sarılı, mutfakta beton zeminin üzerinde kırılmış tabak bardak parçalarının arasında yatıyor, kesik kesik hıçkırıyor, sert rüzgârda dalından kopmamak için direnen bir yaprak gibi titriyordu.

Kızıl uzun saçları dağılmış, terden saç telleri birbirine yapışmıştı. “ (S:31)

Öykülerini bazılarını okurken ilginç bir gözlem yapıyor insan kendi üzerinde. Yalnızlığından sıyrılıveriyor örneğin, rahat bir nefes alıyor ve içi ferahlıyor. Bir öykünün insan hayatını böylesine etkilemesi hiç kuşku yok ki yazarın başarı hanesine eklemek gerek.

“…Sekiz yıl olmuş benim Hikmet’i kaybedeli. Ondan sonra elim kimsenin eline değmemiş. Yeniden sevmek korkutuyordu bir yandan beni. Olur mu olmaz mı derken buluşmuşuz. Fehmi Bey karşımda gözleri ışıl ışıl sesi biraz titrek yüzünde tebessüm bir çocuksu sevinçle:” (S.68)

‘Ne kadar güzelsiniz Semra Hanım’ demişti. O gün, o an aşık olmuştum ona. Başımı kaldırıp çekine çekine , utana utana yüzüne baktığımda görmüştüm gözlerinin ne kadar güzel olduğunu.”

Hayal Yayınları’ndan “Güzel Uyu” adıyla karşımıza çıkan ve 15 öyküden oluşan 80 sayfalık birbirinden sıcak öyküleri bir solukta okumayın elbette. Yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara…

Ben kendi adıma öyle yaptım.
Zeynep Kasap’tan yeni öyküler, yeni yeni kitaplar beklemekteyim. Yolu açık olsun.

Şiir de yine Zeynep Kasap’ın Mut adlı kitabından:

Önce mutluluktan
Kalbin sıkışır gibi olur
Sonra acıdan.
Şöyle düşün:
Bir gündüz bir gece
Hayat bu
Aşk bu
geçecek…
Üzülme (S:51)

Not: Güzel Uyu, Zeynep Kasap, Hayal Yayınları 2020, 15 öykü,80 sayfa / Mut, Artshop Yayınları 2020, 80 şiir.

Hayrettin Geçkin

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun