ZAMAN

Şık giyimli, makyajı abartılı olmayan, gülümsemeyi alışkanlık haline getirmiş kadın, önemli bir asistan edası ile “hoş geldiniz” dedi.

Mehmet bey, patronumuz sizinle görüşmeye geçmeden önce bu iş müracaatı formumuzu doldurmanızı istiyorum dedi ve benim böyle bir isteğimin olup olmadığını sormadan, dinlemeden seri bir dönüşle yan odaya girdi.

Adı, soyadı iletişim bilgileri, eğitim bilgileri, tecrübe referanslar derken son satırdaki kutucukta kalakaldım.

“Boş ZAMANLARINIZI nasıl değerlendirirsiniz?“

İçimden boş zamanlarımda çalışıyorum, işteyim. Bana kalan dolu zamanlarımda da kitap okumak, sinemaya gitmek, tatil yapmak, konserde olmak gibi çok şey yazmak geçti.

Kapitalizm sistem olarak bana ait olan herşeyi BOŞ ZAMAN olarak dayatma peşine düşmüştü.

Algı yönlendirme ve anlatılar, sadece bu kadarla kalsa yine iyi.

Efendim, medeniyet insan oğlunun zamanla arasında geçen yarışmış.

O yüzden otomobiller, uçaklar, füzeler icat edilmiş.

Hatta en büyük hayalimiz ışınlanarak gezegenler arasında seyahat etmekmiş. Öyle ya yaşam koşullarına uygun bir gezegene gitmek için yola çıkarsalar, yarı yolda ömrümüz bitiyormuş.

Bu yarış sadece icatlar üzerinde olmamış, insanın kendisinde de başarı sınırlarını zorlayacak sportif eylemlere dönüşmüş.

…….. isimli Kenyalı atlet, 100m koşusunda 9,58 ile DÜNYA REKORU kırdı. Bu rekor önceki derecesine göre 2 salise daha hızlı………

Evet aynen böyle, 2 salise ile bütün dünya ayakta, alkışlar, tebrikler, sevinç göz yaşları ve arkasından koşan onlarca kamera, konuşan binlerce spor spikeri. Canlı yayında yüzlerce televizyon. Milyarlarca izleyici.

Acaba diyorum zamanının fazla olmadığını bilen fanilerin; zaman ile arasında geçen bu yarışın temelinde ne var?

Yarışı kazanamayacağını anladığı için mi, şimdilik kendi yaşamına dair yeni dünyalar, cennetler/cehennemler yaratmış. Yine de yaşanacak bir yer tasvir etmek için uğraşmış. Onun için mi düşmüş ölümsüzlük iksirleri peşine.

Ne yaman bir çelişki; Ölümü kabullenip, yaşamaya devam edeceği yerler yaratırken, kabullenmeyip ölümsüzlük peşinde koşmaya devam etmiş.

Yaşamayı, hayatta kalmayı çok seviyoruz ama kendimiz için yaptığımız her şey BOŞ ZAMAN değerlendirmesi olarak bir taraflara sıkıştırılmış.

Bütün yaşamım boyunca şunu çok iyi anladım;

ZAMAN aslında yaşantımı değersizleştiren, boş bir yarış içerisinde yoran ve sonlu oluşu düşüncesinde travma yaratan bir kavram.

Bu göreceli kavramı, istediğiniz kadar ya da istediğiniz gibi yorumlayın. İsterseniz evren içerisinde 4’ncü boyut olarak tanımlayın. İsterseniz yaşadığımız Dünyanın kendi hareketlerine endeksleyin. Ya da yaşamın en önemli felsefesi olarak dayayalım beynimize.

Bildiğim tek şey; var olduğum ve var olmayacağımdır.

Benim için değerli olan; bazıları kendi zamanlarında yok olurken, başkalarının zamanı içerisinde ne kadar hatırlanacağım ya da konuşulacağımdır.

Onun için ben en çok BOŞ ZAMANLARIMI sevdim. Boş zamanlarımda sevdimve boş zamanlarımda aşık oldum…

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun