Yıldıray Abimin Anısına…

8 kardeşiz ayrı şehirlerde yaşamamamıza rağmen yılda en az 6-7 kez bir araya geliriz.
Toplanma yerimiz değişmez annem babamın evi.

8 kardeşin en büyüğü Yıldıray abimizi 25 gündür verdiği yaşam savaşında kaybettik.
Acımız büyük!

Buralarda adet gelenek görenektir, sonsuz yolculuğa uğurlandıktan 7 gün sonra kazanlarda insanlara dağıtılmak üzere yemekler pişirilir dualar edilir.

Abimi uğurlayışımızın 7. günü. Ne kadar hızla akmış zaman.
Kazanın altında odunlar yanarken çatırdama sesleri, alevler usul usul dans ediyor sanki.
Her birimiz ateşi izliyor, görünsek de uzaklara, geçmişe dalmışız. Belli ki anılar canlanıyor o an zihnimizde. Birbirimize söylemiyoruz ama abimizle o kadar çok ayrı ayrı anılarımız var ki.

Matem sessizliğini Hamdan abim bozdu; “Yıldıray abim benim kahramanım!” dedi,
gözlüğünü çıkarttı gözleri dolu dolu, peçete ile sildi. “Abim” dedi,
“Benim kahramanım. Şu an yaşıyorsam onun sayesinde.”

Devam etti:

“Evimizin 500 m ilerisinde asi nehrinin bir kolu akar, suyu derindir, üzerinde eski köprü vardı. Halen de durur o köprü. Bir öğlen vakti Yıldıray abim beyaz pantolon, beyaz gömlek, beyaz ayakkabısını giymiş dışarı çıkacak.”

Kendince uyumlu, temiz giyinmeyi severdi Yıldıray abimiz.

“Siyah saçları gür, karakaş kara gözlü, yakışıklıydı abim. Yaşı 15 – 16 arası olsa gerek, o yasta ağır başlı büyük adam edaları vardı. Yanından bir kız geçse bakmaz, önünde genç bir kız yürüse korkar yanlış anlar diye, arkasından yürümez; Bazen hızla yürür onu geçer, buna ayrıca dikkat ederdi.

 

Kızlara bakan laf atan olursa da nasibini alırdı. Yumruğu da sağlamdır abimin. Çok şahit oldum Yıldıray abimizin kavgalarına. Bir gün 3 kişi ile kavgaya karışmış, birinin burnuna yumruk atıp kanadığını görünce üzülüp vicdan yapıp hastaneye aldığına şahit oldum.”

Dedi ve devam etti anlatmaya.

“Yıldıray abim evden çıkınca mahalledeki arkadaşımla köprü altından akan nehir kenarına oynamaya gittik, 7-8 yaşlarındayız. Sebebini bilmiyorum, akan nehre düştüm. Yüzmeyi bilmiyorum ki batıp çıkmaya başladım, nefes almakta zorlanıyordum, su yutmaya başlamıştım. Kaç kez batıp çıktım bilmiyorum, her batıp çıktığımda daha bir nefessiz kalıyordum. Öleceğimi sandım. Sadece arkadaşımın sesi geliyor, “boğuyor boğuluyor Hamdan!” diye.

Görenler sonradan anlattı, ben batıp çıkarken, beyaz giyimli biri, akan nehirde boğulmak üzere batıp çıkan canlıyı görünce, köprünün yüksekliğine aldırmadan üzerindeki kıyafet ayakkabıları ile atlayıp hızla ona doğru yüzüyor. Köprü etrafında bir sürü insan toplanmış, tek atlayan o beyaz giyimli. Ben su yutuyorum, nefessiz kaldım, birden bir el saçımdan tuttu, yüzümü yukarı doğru çevirip, nehir kenarına doğru sürüklüyor. Boğularak öleceğimi sanmıştım, bir el beni saçımdan tutuncaya dek. Beni tutan el ile birlikte nehir kenarına çıkmıştık, ikimiz ıslak ve çamurluyuz, nefes nefese kalmış beyaz giyimli. Ve birbirimizin yüzüne o an baktık. O el Yıldıray abimizin eli imiş.”

Ağlamaya başladı Hamdan abim, hepimizi ağlattı bu anı ile.

Yıldıray abim kahramanım. Beyaz kıyafetinin kirleneceğine, köprünün yüksekliğine aldırmadan, kim olduğumu bilmeden, boğulmakta olan birinin hayatını kurtarmak için, hiç düşünmeden atlamıştı akan nehrin sularına.

Yıldıray abim benim kahramanım.

Seni nasıl unutabilirim nasıl unuturuz..

Koca yürekli abimiz.

25 gündür tanımadığımız insanlar gelip anlattılar. Onlardan duyduk yaptığı iyilikleri, güzellikleri, dokunuşları, yardımları.

Yüreği vicdan, merhamet, sevgi dolu. Heybetli görünüşün altında ne yufka yüreği varmış.

Sensiz hep eksik bu dünyadan

Yıldıray geçti.

Devri daim ruhu şad olsun, biz geride kalanlara sabır ve çok değerli abime saygı ile…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun