Yanan Eskimolar!

Benim ilk ve son ticari girişimim 80’li yılların ortalarında şehrin asfaltlarını eriten o dayanılmaz çöl sıcaklarının kadim Adana’mızın her yanına ve her hemşehrisinin üzerine kabus gibi çöreklendiği bir Çukurova yazında mahalle aralarında dönemin “mintax” kutularına özenle istifledikleri nefis eskimoları yanık sesleri eşliğinde satmaya çalışan o cengaver çocuklara fazlasıyla özenmemle gerçekleşmişti. Bir türlü dizginleyemediğim o çocuksu hevesle birlikte içerisine ablamı ve nenemi de dahil ettiğim küçük çaplı bir sermayedar havuzu oluşturarak soluğu eskimoların üretim tesisi olan salaş bir buzlukçuda almış ve paramın yettiği kadarı ile aldığım tüm eskimoları o dönemlerde nedense her evde bulunan mintax kutuma bir güzel yerleştirerek neşe içerisinde eve dönmüştüm.

Ancak mahalle aralarında bağırarak eskimo satmaya çok utandığım için satmak üzere aldığım tüm eskimoları evin buzluğuna koymuş; zamanla da nefsime yenik düşerek ablamın ve nenemin sadece evin içerisinde değil, mahallemizin her yanında yankılanan o sinirli çığlıklarına pek de aldırmadan tüm eskimoları adeta zamana yayarak teker teker tüketmiştim!..

80’lerin Adana’sında mütevazı bir evde yankılanan çığlıklar eşliğinde tüketilen o soğuk Çukurova eskimoları vesilesiyle son bulan masumane ticaret hayatımın aksine, Erzincan’da belediyeye ait mesire alanının önüne sadece mısır satmak üzere fakir tezgahıyla demirleyen seyyar satıcı Yavuz Polat’ın ekmek parası kazanma girişimi; o gün, o hafta, o ay ve o yıl itibariyle her şeyin kusursuz(!) bir biçimde yaşandığı Erzincan’daki tek kusurlu ve illegal hareket olarak tespit edilmesiyle, üstelik kanlı bir şekilde, son buldu ne yazık ki. Belediye ekiplerine lehimlenen jandarmaların normal şartlarda pek açıklanamayacak kin ve nefretle tezgahını kaldırmalarını hiçbir şekilde hazmedemeyerek üzerine benzin döküp kendisini ateşe veren Polat, bu vahim olay sonucunda ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede ancak bir ay süresince direnebildi ve geride bıraktığımız Perşembe günü bu çilekeş hayata veda etti.

Hayata dair her şeyin en iyisini ve en doğrusunu bildiğimden zerre şüphe duymadığım Çukurova Üniversitesi yıllarımda sonradan aramızın çok iyi olacağı kıymetli bir hocamla, hem de sınıfın tam orta yerinde, oldukça sert bir tartışma yaşamış; diğer öğrencilerin şaşkın bakışları arasında kıyasıya kavga etmiştik. İmza attığım o ağır terbiyesizliğin bedeli olarak soluğu fakülte disiplin kurulunda alırken yolda yine aynı hocamla karşılaşmış; ancak bu sefer benimle tartışmak yerine o aralar içinde bulunduğum çekilmez nevrotik durumun akademik olarak tespitini yapmayı seçmişti hocam; “senin hayatının temeli yanlış atılmış Güney. Bu yüzden hayatın hep yanlışlar üzerine kurulmuş!”

Ana rahmine haklı ve doğru düştüğüme sonsuz iman ettiğim o dünlerde sorunlu hayatıma dair çekilen bu değerli röntgen filmine kulak vermem pek de söz konusu olmamıştı haliyle. Ancak sonraki yıllarda hayatıma dair inşa etmeye çalıştığım her müspet şeyin çürük bir bina gibi kendi üzerime yeniden yeniden yıkılmasıyla hocamın zamanında bahsettiği ve beni bir anlamda uyarmaya, kurtarmaya çalıştığı o çürük temele dair tüm gerçeklik tokat gibi yüzümde patlamıştı işte!. Kişisel uyanışım bir hayli rötarlı gerçekleştiği için de o yanlış atılmış temeli kökünden onarmak veya değiştirmek hiçbir zaman için kısmet olmadı bana. Kurbanının peşindeki sinsi bir katil gibi hala takip ediyor beni..

Kimseye zararı olmayan, üç beş kazandığı ile evine sadece ekmek götürmek derdinde veya hayalinde olan gariban bir seyyar satıcının hayatının bu kadar kolay, bu kadar keyfi bir şekilde karartılması; tıpkı benim hayatım gibi bu ülkenin aslında çok ama çok yanlış temeller üzerinde yükseldiğini ve bu yüzden de üzerine inşa edilmeye çalışılan her şeyin azgın denizlerde yol almaya çalışan bakımsız bir taka gibi sallanıp durduğunu, bu prefabrikliğe mecbur olunduğunu bir kez daha ispat etmiştir bizlere.

Bazen o çürük temelin kurbanları artık eski cazibesini yitiren bu lanet hayata kadersizlikleri ile düşen ve kısa sürede bu cinnet vatanın kurbanları olarak aramızdan ayrılmak zorunda kalan Yavuz Polat gibi garibanlar olurken; bazen de yanlış atılan temelini onarmak fırsatını cepteki kumar parası misali birçok defa bonkörce harcayarak kendi dramatik sonunun iyi niyet taşlarını özenle dizmekten asla çekinmemiş bu satırların inatçı yazarı olabilmektedir.

Yavuz Polat’ın anısına..

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun