Vatsaplaştıramadıklarımızdan Mısınız?

Son haftalardaki en önemli sorunumuz WhatsApp. Kişisel bilgilerimizi paylaşarak ve kullanarak, mahremiyetimizi yok edeceklermiş. Tüm ülke bununla yatıp bununla kalkıyor. Hangi programın daha güvenli olduğuna bir türlü karar veremedik. Uzmanlar hepsini karşılaştırıp halka bilgi vermeye çalışıyorlar. İnsanlarımızın kişisel bilgilerin korunmasına karşı duyarlı tutumları takdire şayan ve alkışlanacak bir hareket olarak karşımızda duruyor. Bu duyarlılığı alkışlamamak elde değil.

Bu paylaştığım resimlerdeki bilgiler Google Maps Timeline’dan bilgilendirme amacıyla gönderilen istatistiklerden ikisi. Adamlar benim çok değerli ve takip edilmesi gereken biri olduğumu keşfedip takip etmişler. Ben neymişim diye az böbürlenmedim. Benim yalnızca bir veri olduğumu anlayana kadar da böbürlenmeye devam ettim.

Şakayı bir yana bırakıp asıl konuya dönersek, kişisel veri güvenliğimizden veya mahremiyetten bahsetmek zor bu dönemde. İnterneti kullanıyorsanız, mahremiyetten söz etmeyi unutmanız gerekir. Elimizdeki cep telefonları bile bizim nerede, ne zaman, kiminle, nasıl yaşadığımızı takip ve tespit etmek için yeterlidir. Kredi kartı ekstrelerinden yediğimiz, içtiğimiz, hangi marka çamaşır giydiğimizin rengine kadar görülebildiğini unutmamak gerekir. Bunun üstüne resmi kurumlar ve şahıslar tarafından kurulmuş kamera sistemlerini de eklediğinizde işlem tamamlanmış olur. Kısacası her anımız ve her hareketimiz zaten takip ve kaydediliyor.

Yeme ve içme alışkanlıklarımız, yaşam şeklimiz, giyim tarzımız, arkadaşlarımız, ilgi alanlarımız, meraklarımız, sağlık durumumuz, maddi gücümüz gibi aklınıza gelen veya gelmeyen her şeyimiz bilinirken, kişisel verilerimizin güvenliği ile kaygılanmak çok da inandırıcı gelmiyor bana. Vatsaplatsak, teli gıramlatsak veya bipletsek telefonlarımızı ne fark eder? Bütün dünyamız halka açık iken değişen bir şeyin olacağını düşünmüyorum. Ha hasan kel, ha kel hasan sonuçta hasan değil midir bizi öpen?

Çağımızın bilgi çağı olduğunu unutmamız gerekir. Ne kadar çok bilgiye ve veriye sahip olursanız o kadar güçlü ve zengin olursunuz. Devletler ve uluslararası şirketler arasında amansız bir bilgi savaşı yaşanıyor.

Devletlerin halklarının bilgi güvenliğini sağlamak için yasal düzenlemeler yapması ve uygulaması bir nebze çözüm olabilir. Yasal düzenlemeler diyerek yasaklamadan bahsetmiyorum. Yasakların çağımızda bir çözüm olma ihtimali yoktur. Yasaklarla yalnızca bilgiye ulaşımı zorlaştırabilirsiniz ama engelleyemezsiniz. Neden bir nebze çözüm olur diyorum, çünkü devletler de vatandaşlarının tüm bilgilerini bilmek ve izlemek istemektedirler. Güvenlik başta olmak üzere birçok konuda bilgileri elde etmek ve kullanmak zorundalar çünkü.

Soruna, kişisel veri mahremiyet ile ilgili etik kurallarının olması ve tavizsiz uygulanılmasından başka çare olmadığını düşünüyorum. Hiçbir ayırım yapmaksızın kişisel verilerin korunmasını ve amacı dışında kullanılmasının engellenmesi gerekmektedir. Diğer çare tüm internet erişimini durdurmanız, iletişim sistemlerini kapatmanız, kamu ve bireysel güvenlik kameralarını sökmeniz gerekir. Bunları yaptığımızda neler yaşanır diye düşünmek bile istemiyorum. Enerji, iletişim, sağlık, ulaşım, güvenlik, su ve banka işlemlerimizin hepsini kapatabilir miyiz? Siz karar verin.

Buraya kadar anlatmaya çalıştığım aslında çıplak olduğumuz ama çıplak olduğumuzu bilmediğimiz idi. Bu saatten sonra giyinme imkanımız da yok aslında. Tek çaremiz yasal düzenlemelerle mahremiyetimizin sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Devletimizin hem bilgi şirketlerine hem de yasa dışı oluşumlara karşı halkımızın mahremiyetini koruma altına alması gerekmektedir.

Bilginin gücünü ve hayatımıza etkisini bir sonraki yazımdan anlatmaya çalışacağım.
Yine de karar veremedim,
Vatsaplatsak mı?
Teli gıramlatsak mı?
Bipletsek mi?

Saygılarımla

Mehmet ÇALIŞKAN

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun