Ülkemin Aydınlık Yüzleri

Merhaba.

Öğretmenliğin ülkemizde, bin yıl öncesine dayanan tarihi bir geçmişi vardır. Selçuklu dönemi, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi olarak bakıldığında;  Selçuklu döneminde öğretmenlik; imamlık, din adamlığı, müezzinlik ile iç içe ve dinsel işlevli bir meslekti. Müderris olarak adlandırılırdı. Öğretmenlik için ayrı bir program, ihtisas kurumu yoktu.

Osmanlı döneminde 15. Yüzyıla kadar herhangi bir değişiklik olmadı. Çok ilginçtir ki; ilk kez Fatih Sultan Mehmet öğretmenlik mesleğini dinsel ağırlıktan çıkarma, dünyasal boyutlu oluşturma ve laikleştirme konusunda önemli bir atılım yapmıştır. Ancak bu girişim Fatih’ten sonra devam etmemiştir. 18. Yüzyılın yarısında başlayan yenilikçi hareket, 19. Yüzyılın yarısında batılılaşma hareketi ile öğretmenlik mesleği kendi meslek okuluna kavuşmuştur. (1848)

Cumhuriyet Türkiye’sinde ise; yurdun kurtarıcısı ve Cumhuriyet’in kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde çağdaş, Ulusal ve Laik bir temele dayandırılan öğretmenlik, yasal düzenleme ve uygulamalarla çok saygın, etkin ve etkili bir meslek niteliği kazanmıştır.

Prof. Dr. Ali UÇAN’ın araştırmasından alıntıladığım bu açıklamalardan sonra, günümüz Türkiye’sinde öğretmenlik mesleğinin yeniden tanımlanması gerektiğini düşünmekteyim. Laik eğitim sisteminden, din ağırlıklı bir eğitim sistemine geçiş ne yazık ki yavaş yavaş sağlanmakta. Öğretmenlerimizin bir bölümü bu sistemin bir parçası, bir bölümü ekmek kaygısı nedeniyle ortama uyuyor, bir bölümü ise Atatürk Türkiye’sinin laik ve çağdaş eğitim sisteminin yılmaz savunucuları.

Sosyal medyaya düşen görüntülerde; hemen her gün, minicik öğrencilerini vicdansızca döven öğretmenler, kuran kurslarında sözüm ona din eğitimi verilirken aynı zamanda sopalarla, tekmelerle acımasızca darp edilen çocuklarımızı görüyoruz. Sözüm ona dini eğitim verilen bazı kuran kursları, vakıf yurtları, cami yurtlarındaki sapkınlıklara hiç değinmeyeceğim zaten. Türkiye Cumhuriyetinin okullarında din ile hiç alakası bulunmayan, Arap kültürünün yozlaşmış kalıplarıyla çocuklarımızın beyinleri yıkanmakta.

Hala umut; aydınlık yüzlü, aydınlık fikirli, Cumhuriyetin aydınlık geleceğinin yılmaz bekçileri olan değerli öğretmenlerimizde. Her türlü baskıya rağmen direnen öğretmenlerimize ne denli sahip çıkabiliyoruz sorusunu sormadan geçemeyeceğim. Yılda bir kez 24 Kasım’da günlerini kutlamaktan başka ne yapıyoruz? Fikir üretme, karşı duruş sergileme, hak arama, hak arayana destek olma, toplumsal dayanışma içinde güç birliği oluşturarak hakkımızı, hukukumuzu, topraklarımızı, vatandaşlarımızı korumak, kollamak adına ne yapıyoruz? Hiçbir şey,  Ancak tüketiyoruz. Her şeyi, herkesi kolayca tüketiyoruz ve bu arada kendimizi tükettiğimizin de farkında değiliz.

Dua edelim de, aydınlık geleceğimizin teminatı olan gençleri geleceğe hazırlayacak olan; çağdaş hukuk devletine inanan, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucusu olan Yüce Atatürk’ü anlamış, özümsemiş ve bu değerlerine sahip çıkarak mücadelesini vermekte olan ÖĞRETMENLERİMİZ tükenmesin. GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ÖĞRETMENLERİMİZ. ATATÜRK ilkeleri doğrultusunda, inançla ve azimle mücadele eden tüm öğretmenlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum.

Sevgiyle ve dostça kalın. Kendinize ve keyfinize iyi bakın.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun