Sesler ve Renkler Tartışılmaz (1)

Hepimiz farklı zevklere ve renklere sahip insanlarız. Bütün dünya aynı renkte olsa, herkes aynı müziği dinlese, düşünebiliyor musunuz; dünyanın ne kadar sıkıcı olabileceğini. Çoğumuz farkında değiliz, ama dünyayı bir nebze de olsa yaşanır kılan bir şey varsa, oda zevklerin ve renklerin tartışılmazlığıdır. Bu yazımda etrafımızı saran renkler ve sesler hakkında yazacağım. Şimdi sizden iki şey isteyeceğim. Şu an nerede iseniz, bir an gözlerinizi kapatın ve sesleri dinleyin sonra; gözlerinizi açın ve etrafınızdaki renk cümbüşüne bakın. Aslında hiçte farkında olmadığımız; renkler ve sesler dünyasında yaşıyoruz.

Hiç atalarımızın nasıl müzik yaptığını düşündünüz mü? Elbette bunu kestirmemiz çok zor. Avcı toplayıcı insanların yaşamına bakıp bu konuda fikir yürütebiliriz. Kongo yağmur ormanlarının derinliklerinde avcı ve toplayıcı olarak yaşayan Mbenze’ler, dünyanın en müziksever insanlarıdır. Bu insanların televizyonları ve radyoları yoktur. Ormandan dışarı çıkmazlar. Yabancılarla çok az iletişim kurarlar. İnsan sesi, el çırpma ve davul için besteledikleri müzikler, mükemmel bir armoni ve birden fazla ritim içerir. Bu insanlar müziğin insan doğasının bir parçası olduğunun en büyük kanıtıdırlar. Sanırım bu insanlar size ilk insanlarda ki müzik hakkında bir fikir vermiştir.

Tıpkı dil ve din gibi, müzikte bütün kültürlerde vardır. Birbirine kattığımız karbonhidratlar nasıl da güzel bir uyum oluşturur değil mi? Doğum günlerimiz, kutlamalarımızı pastasız geçmez. Bir araya gelen seslerde işitsel bir pasta oluşturur. Tıpkı tatlı bir pastanın bizde bıraktığı zevke benzer bir zevki de dinlediğimiz güzel bir müzikten alırız.

Bigbang patlamasıyla beraber şiddetli bir ışık ve ses meydana geldi. Yani renk ve ses evrenin oluşumuyla başladı. Müziğin kökeni hakkında Charles Darwin “en gizemli” yeteneklerimizden biri der. Kendi kanaatimce insanlar birbirine kur yapmak ve çiftleşmek için en güzel sesleri çıkarmaya çalışıyorlardı. Kuşlar güzel ötüşleri ile bize bazı ipuçları verse de hayvanların çoğu melodiyle ahenksizlik arasındaki farkı ayırt edemezler. Bu konuda keşif edebileceğimiz bir şey yok çünkü hayvanların çoğu müziğe karşı kayıtsızdırlar. Bu yönüyle “amuzisi” olan insanlara benzerler. Amuzi müzik seslerini algılayamamak ve üretememek biçiminde ortaya çıkan bir tür işlemleme bozukluğuğudur. Beyinde sol temporal bölgede bulunan bir yerin derinliğinin az olmasından kaynaklanır. Bende bu hastalığı bu yazıyı yazarken öğrendim. Bu hastalığa sahip olan insanlar için İngiliz anahtarı  ile su borusuna vurma sesi ile müziğin hiçbir farkı yok.

Doğa seslerle dolu olduğu için ilk insanlarda bu seslerle iletişim kurmuşlar. Zamanla seslere yüklenen anlamlar bugünkü konuşmaların kaynağı aslında. Bu satırı yazarken bende gözlerimi kapatıyorum ve sesleri dinliyorum.

Kaynayan çaydanlıktaki suyun fokurtusunu, açık pencereden içeri giren mahalle çocuklarının şen kahkahalarını, kokusu buram buram dört bir yanımı saran kekin piştiğini haber veren fırının uyarı sesini, salonun derinliklerinden gelen radyo sesini, mutfağın bir sağ duvarına bir sol duvarına vuran çay kaşığının şıngırtısını, yan komşumun söylediği türküyü bastırırcasına çalışan emektar elektrik süpürgesinin uğultusunu, mutfakta bulaşık yıkayan birilerinin çıkarttığı tangır tungur tabak seslerini,  camımın pervazına konan saksağan kuşunun narin cıvıltısını duyuyorum. Bu sesler bana dünyadaki en güzel melodi gibi geliyor. Şimdi bunu okuduktan sonra bir daha gözlerinizi kapatın ve sesler dünyasına dalın.

Sizler sesler dünyasında iken benim aklıma renkler geliyor. Hem de öyle renkler geliyor ki  güneşin, denizin, yeryüzünün ve gökyüzünün renklerini düşünüyorum.  Aklıma şairin şu dizeleri geliyor

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

(Cahit Sıtkı TARANCI)

Açıyorum müziği seslerin ve renklerin dünyasına dalıyorum. Konuyu dağıtmayacağım bir sonraki yazı renkler dünyasına ait olacak. Sevgi ile kalın.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun