Şehit Oğlu Şehit!

Cami avlusunda mahşeri bir kalabalık. Musalla taşında Türk bayrağına sarılı tabutun başındaki Hoca elindeki mikrofondan soruyor;
Şehide hakkınızı helal ediyor musunuz?
Kalabalıktan, tok ve gür bir ses:
Helal olsun!…
Anası;
Kınalı kuzum…, diye kan ağlıyor!
Bin ah çeken babası da; içine akıtıyor gözyaşlarını.
Kıydılar koçuma… Yiğidim… Aslanım…
Annesiyle birlikte acıdan takatsizce yere çökmüş, gelinlik çağına gelmiş kız kardeşi;
Nereye abim nereye? Belime kemerimi bağlamadan nereye?..
Asker olmayı bekleyen kardeşi, arkadaşlarının kolunda ayakları üstünde zor duruyor.
Desteğim, sırtımı dayadığım, izinde yürüdüğüm…
Parmağında yeminler edilmiş yüzüğüyle sevdalısı, kadınlar arasında en perişanı.
Hayallerimize, kuracağımız yuvaya ne oldu Mehmedim?..
Bir kalabalık ki; kahır içinde, yıkılan hayaller, etinden et kopan canlar, kuruyan kanlar yumağı…
Vatan savunmasında, ölüme kucak açan yiğitleri hiç bitmedi bu ülkenin. Sarıkamış yolunda buzlarla kaplı Allahuekber Dağlarında er eriyen, Anafartalar’da, kutsal vatan toprağıyla aptes alıp ölüme koşan, Dumlupınar’da, Sakarya’da bir ölüp bin dirilen “Vatan sağ olsun” diyen kınalı kuzuları hep oldu bu yurdun.
Oysa şimdi, ne der ki bu diller?..
Bu acılar, bu kahır neden?
*
Ali Bey banyoda tıraşını olurken kahvaltı hazırlayan karısı Zeynep’e bir şeyler anlatıyordu. Zeynep Hanım, elinde tabaklarla masaya yaklaşırken birden başı döndü. Masaya tutunurken tabakları masaya düşürdü. Gürültüye yüzü yarı köpüklü halde banyodan çıktı telaşla Ali Bey. Karısını o halde görünce hemen koştu, koluna girdi.
– Hayatım neyin var? Ne oldu?..
Karısı gülümseyerek baktı. Kocasının ilgisi hoşuna gitmişti.
– Yok bir şey canım biraz başım döndü, hepsi bu.
Evliliklerine birkaç ay olmuştu. Çok yeniydiler daha.
– Hadi sen tıraşını bitir, işe geç kalma. Kahvaltı hazır sayılır.
– Emin misin iyi olduğuna?
– Yok bir şey dedim ya hayatım, geçti bile.
Zeynep Hanım mutfağa yönelirken, Ali bey de banyoya döndü. Mutfağın kapısında bu defa bir bulantı. “Allah Allah, neler oluyor bana, hayırdır inşallah… Acaba…, yoksa…, hamile miyim? Gerçi günümde geçti ama…”
Zeynep Hanım haklıydı, hamileydi. Haber önce aileyi sonra da yakınları sevince boğdu. Dokuz ay sonra nur topu bir oğlan çocuk dünyaya geldi. Annenin de bebeğin de sağlıkları yerindeydi…
*
Yıllar geçti. Baba oğluna bisiklet almış heyecanla evin yolunu tutmuştu. Oğlunun gözlerindeki sevinci bir an önce görmek, sonra da evin yanındaki arazide ona kullanmayı öğretmek istiyordu, sabırsızdı.
Annesi oğlunun 9 yaşına kadar her anını dolu dolu yaşamış, çocuğuyla büyümüştü adeta. Kocasının eve her defasında bir sürprizle gelmesini çok seviyordu. “Bakalım bugünün sürprizi ne acaba?”, diye geçti içinden. Bisikleti dışarıda bırakıp elindeki çiçek demetini arkasına saklayarak kapının ziline heyecan içinde bastı.
Karısı, güler yüzüyle açtı kapıyı her zamanki gibi. Bir eli arkasında bekledi, karısının gözlerine baktı. Yavaş yavaş elini arkadan çekti ve bir utangaçlıkla demeti karısına uzattı. Sonra oğluna seslendi. “Hadi gel bakalım dışarı oğlum. Burada bir şey var, senin olabilir mi acaba?,.” Çocuk gördüğü şey karşısında “Oleeeey…” diye haykırdı. Ve bu “Oleey!”, yıllarca çınladı hep kulaklarında, mutlulukları için şükürler etti Tanrı’ya.
*
Hoca efendi tekrar soruyor:
Şehide hakkınızı helal ediyor musunuz?
– Helal olsun!…
*
Mahallede şenlik var. Davul-zurna eşliğinde gençler halay çekiyor. İçlerinden birinin eli mendille bağlı. Anası kına yakmış oğluna. Yurduna bedel ödeyenler bunun “vatanına kurban olmak” anlamına geldiğini bilir. Küçük kardeşi de gençlerin arasında. Elleri üzerinde “en büyük asker bizim asker” diyerek havaya atılan genç, gururlu, yüzünde gülücükler. Uzaktan evladının coşkusunu izleyen annesi; “kınalı kuzum” diyor başka bir şey demiyor. Her iki yanında da kınalı kuzusunu hayranlıkla izleyen iki genç kız. İkisinin de gözleri buğulu, ikisi de güzel mi güzel. Biri, yiğidin dilini damağını kurutan sevdalığı, diğeri de gözünden bile sakındığı kız kardeşi. İkisi de gülümsemekle ağlamak arasında kalmış. “Bir an önce gidip dönse de üzerine sevda yeminleri ettiğimiz yuvamızı kursak Tanrım”, diye geçiriyor sevdalısı. Kız kardeşi de “Abim, sağlıcakla git gel. Döndüğünde kemerimi bağlayacaksın unutma”. Bildikleri tüm duaları okuyorlar bir bir.Oley be oğlum!.. Koçum!.. Aslanım!..”, diyen baba, bir başka gurur ve kıvanç içinde.
*
Hoca efendi son kez soruyor:
Şehide hakkınızı helal ediyor musunuz?…
– Helal olsun…

Ey bu ülkeye bedel ödeyen yiğitler!..
Elbette helal ediyoruz haklarımızı size, buna şüphe yok. Asıl sizler geride bıraktıklarınıza hakkınızı helal ediyor musun?
Vatan savunması değil de, ihtiraslar uğruna, gaflet, dalalet hatta ihanetler içinde olanlara; canın pahasına, sizleri kıyıma verenlere, helal ediyor musunuz haklarınızı?
• Komşu ülkenin toprak bütünlüğüne saygı duyup, komşuluk hakkıdır diye koruma niyetinde olanlar, Şam’da namaz kılma hayalleri kurmaz!
• Komşusu aç, komşusu darda, komşusu acılar içinde iken gecesini haram eden bir milletin komutanları, silahlı yiğit evlatlarına o topraklara fütursuzca “girin” emrini vermez!
• Bu millet hanelere saldırıyı bilmez!
“Vatan savunması” benliğinde yatan tek şeydir. Tarih, büyük harflerle “Türkler savunurken yenilmeyen tek millettir” diye yazıyorken, bu gaflet neden?

Ey şehit oğlu şehitler!…
Kanlarınız pahasına koruduğunuz vatanınıza, varlığınızı armağan ettiğiniz aziz milletinize kastedenlerden, gittiğiniz yerde yüce Tanrı’nın huzurunda, yanınıza gelen herkese hesabını sorun!
Affetmeyin hiç birini!…
Bizleri de affetmeyin; size bir yuva kuramadığımız için, hayallerinizi gençliklerinizin baharında yapraklar gibi kuruttuğumuz için affetmeyin. Yapışın yakalarımıza, “bize kastedilirken neredeydiniz, neden diremediniz”, diye sorun hesabını bizden de.
Biz yine susacağız çünkü bu hesap verilemeyecek biliyoruz, çünkü yok bunu cevabı yiğitlerim, yok!..
Yok kınalı kuzular yok!…

*

 

Tekkeler, Cemaatler, zaviyeler; bu ülkenin kabusudur, kara bulutlarıdır.

Aziz Türk milletinin aydınlık ruhu bu karanlığı dağıtma gücüne sahiptir. Kuşkumuz yok biz bundan eminiz. Bu nedenle biliriz ki;

  • Türk evlatları için iki yuva vardır; biri ocağımızın tüttüğü evimiz, diğeri evimizin evi vatanımız.
  • Türk evlatları için iki ocak vardır; bir ailemizin barındığı evimizin ocağı, diğer, asker ocağı.
  • Türk evlatları için iki kucak vardır; biri ana kucağı, diğeri devlet baba kucağı.

Ey gaflet ve cehalet içinde bulunanlar analar, babalar! Özellikle sözüm sizlere;

Kutsal kitabımızın dışında; birilerinin cehennemle korkutup, Cennet pazarlayanların, inanç diyerek uydurma hadis dayatmalarına, evlerimizin dışındaki evlere, ocaklarımızın dışındaki ocaklara ve şefkat diye başka kucaklara evlatlarımızı teslim etmeyelim. Artık “Vatanı korumak, çocukları korunakla başlar” diyen Atamızı dinlemenin, anlamanın, izinde yürümenin dışında, başka herhangi bir yol da yok!

Yüce Türk ulusuna saygıyla…

Mehmet R. Aşar

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun