Saudi Arabia Anılarım (4)

Kâbe de tavaf ederken, aynı ülkeden gelenler trencilik oynar gibi öndekinin beline sarılıyor. Sağ eli ile de güle oynaya neşe içinde video çekiyorlar. Ülkelerinde hava atmak için. Kadın erkek karışık. Zincir çözülürse Kadınlar kaçırılıyor!!!

Bazen ölü, bazen de otoban da sağ ama çıplak bulunuyormuş. Şikayet edilecek hiçbir merci yok!!!

Birde o mahalleye El Haram deniyor. Arap’a her şey helâl! Kabe’nin dış avlusunda; fakir olanlar (Bilhassa) Afgan, Pakistan, Hintli (İndia) tarafından olanlar sadece çorba alıp yuvarlak biçimde yere oturup, içine ekmek bandırıp yiyorlar grup halinde. Bazen polis Cevazat (pasaport işlemleri) sırasında, ite kaka kovalıyor onları.

Tavaf (7 tur) bitmeden ezan okunursa yine polis devreye giriyor. Omuzlarından bastırarak “salâh-salâh” diyerek yere yuvarlıyorlar milleti. Okunduğu anda hemen çöküyorduk. Kabe’nin kapısının solunda Hacerü’l-esved var. Yaklaşıp el sürmek isteyenlerin ellerine, yukarıdaki polisler sopa ve tekme ile vuruyorlar. Mekke Emniyet Müdürlüğüne gittik.

Kapıda 190-2 metrelik dev polis var. Dışarıda Araplar sıra olmuş. Yanında büyük bir küfe var. Ellerinde dilekçeler. Polise veriyorlar. O da şöyle usulen bakıp İnşallah deyip küfeye atıyor.

Arkadaşıma; “Ne bu kâğıtlar” dedim.

Güldü ve ”İstek ve şikayet dilekçesi” dedi.

Akşam olunca doğrudan çöpe döküyorlarmış okumadan!!!

Mekke ana cadde de Al Baik diye devasa fast food tarzında yer var. Gece gittik. İçeri girmek yasak. Dışarı da makineden numara alıp bekliyoruz sıramızı. Numaramız çıkınca ışıklı tabelâda içeri girip bankoya sipariş listemizi ve parayı verip tekrar çıkıyoruz. Tekrar numaramız yanınca gidip torbamızı alıp duvar diplerinde, otelde yiyoruz. Arap adamlar torbasını alınca sağ da Berlin duvarı gibi duvar var 20 metre ötede Arap kadınlar duvara yüzünü dönmüş elleri ile suratını kapamış bekliyorlar. Zaten peçe ve gözlükleri var. 20-30 kadın. Torbayı alan Arap duvara bağırıyor. “Aişeee, Fatımaaa” Ayşe ve Fatmalar bakıyor. Kocasını tanıyan yanına gidiyor. Komedi.

Cidde otobanında bazı milletlerin lokantaları var. Yan yana dizilmişler. Arap lokantası başta. Önünden geçerken baktım. Yere kadar cam vitrin 3 metre çapında gibi bir sini etrafına 12-15 Arap bağdaş kurmuş. Sini tepeleme pilav ve üstünde el kadar deve etleri. Avucunu ete bastırıp çeviriyor. Et ve pilav elde. Ağzına zorla tıkıyor. Yağlar akıyor üzerine. Elinin yeni ile ağzını siliyor. Pislik içindeler…

Gülmeye başladım. Arkadaş çekti beni. “Bakma fark ederlerse polis çağırırlar” dedi. Bizim tarafa gittik. Masa sandalye, çatal bıçak medeni. Örtüler bembeyaz. Şehir dışında kadın da alıyor bizimkiler. Tertemiz.

Arabistan da çeçe sineği çok. Rengi siyah. Sivri sinek gibi uzun bacaklı. Soktuğu zaman 1 hafta içinde serum takılmazsa öldürüyormuş. Klimalar 24 saat açıktı. Pencere dışında tel kafes var. Türklerde bile birkaç ölüm olmuş.

Sokaklarda 2 karış çöp var. 2 defa sokakta ezana yakalandım. Çöp içinde namaz kıldım. Otelimizin önünde 3’er şerit bulvarlı yol var.

Birde Bangladeşli çöpçü. Faraş omuzundan hiç inmiyor. Süpürgenin sapından tutmuş arkasından çekiyor. Uçtan uca gidip geliyor. Hep seyredip güldüm ona. İnek Şaban filmleri gibi.

Suud’daki tüm saatlari 12-12 işliyor. Gündüz12 de 00 oluyor. Tekrar 00.01 den başlıyor. 13-14-18 diye bir kavram yok. Sokaklarda kediden geçilmiyor. Hiç köpek yokmuş. Öldürmüşler hepsini! Foto dükkânlarında Hacer ül esvet fotoları var. Gerçek boyutta.

Kâbe de yanına yaklaştırmıyorlar. Hacılarda foto dükkânlarında sıraya girip resme sarılarak foto çektiriyorlar. Hava atacaklar. Bin Lâdin inşaat tüm ihaleleri para konuşmadan alıyormuş saraydan!!!

Bizimkilere de hızlı tren işini vermişler. Alt beton atılmış. Sağ tarafa 6-8 gibi devasa sütunlar dikilmiş. Bin lâdin müfettişleri gelip foto çekmişler. Parayı ödemişler ve “Şimdi bu diktiğiniz sütunları yıkın. 6 ay müsaade. Sol tarafa sütun dikin.6 ay sonra onlarında resmini çekip paranızı ödeyeceğiz” demişler.

Bir yıllık iş 5-6 yılda ancak bitecek. Hepsi hırsız.

Mekke de güneş batarken güney-batı tarafı sararmaya başlıyor. Kum fırtınası imiş. Her gece gibi. Sabah sokağa çıkınca yollar ve arabalar sapsarı kum içinde oluyor.

Cidde’ye doğru giderken, sağda bir otobüs durmuş. Yol kenarında bir tepe var. 40 metre gibi. Hacılar inmişler. Tepeye dua ediyorlar.

Türk bayrağı vardı otobüste. Arkadaşa “Bu tepe kutsal mı” deyince güldü. Hz. Hacer’in mezarı tepenin arkasında.

”Geçmek zor olduğundan bu taraftan dua ediyorlar” dedi.

“Arkada mezar var mı” dedim.

“Biz geçip baktık. Yok. Olsa bile 2000 yıldan fazla olmuş. Mezar mı kalır” dedi.

Türk şantiyesine gitmiştim. Bana “içki ”  yapıp satıyoruz Araplara dediler. Büyük tencereler alıp barakaların arkasına kuma gömmüşler. İçine çürük meyveleri doldurmuşlar. Bir serum hortumunu tencereye sokup barakadaki dolapları arkasına dizdikleri şişelere imbikliyorlar.

Afgan-Pakistan ve Hindistan işçilerde Esrar-Eroin gibi uyuşturucu getirip satıyorlarmış. Eczanelere de gidip uyuşturucu hap ismi yazsak, raftan hemen veriyorlarmış. Kontrol yok, kontrol yapacak adam da yok.

Vize tazeletmek için geri döneceğiz. Cidde hava limanına gittik. İstanbul uçağı 2 saat önce gitmiş!

Bizi Kahire’ye götürdüler. Kızıl deniz üzerinde uçtuk. Müthiş bir manzara ve Polar ışıkları oyunu. Bulutların üzerindeyiz. Alttaki bulutlarda ışıkların binlercesi ok gibi saplanıp kayboluyor. Seyretmeye doyamadım.

Nil nehri’nin yukarıdan görüntüsü de çok güzeldi. Nil Deltası içinde Kahire. Şehre indik. THY bürosuna gittim. Türkçe bilen yok. Dışarıdan silah sesleri geliyor, tam bir çatışma esnası sanki. Minibüsle otele gittik. Otelde Arap düğünü varmış. Düğünü seyredip bira içtik bir Romen ile. Otelde de çeçe sinekleri doluydu. Battaniyeye sarılıp oturarak uyudum sinek sokmasın diye. Sabah THY uçağına binip İstanbul’a döndük. Üç gün sonra yeni vize ile yallah ül aziiiim Al Jiddah…

Not; Bu yazımın önceki serilerini okumak için bloğuma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun