Sanat Savaşçısı

İdol Karakter, İdol Sanatçı; Işıl Yücesoy.
Kamerada ve Sahnede Oyunculuğuyla, ve Mikrofonda ise, Yüce Bir Ses, Her Zaman Her Yerde Işıl’dayan Yüce Kadın!

Yıllar geçse de şarap misali lezizliği artan, ilk andan beri de muhteşem bir kalite! Kalite şarap misali, Benjamin Button’ım benim o! Sanata sanat içindir kuralıyla emek veren, sanat toplum içindir diyerek maddiyatı önemsemeyen; tam bir sanat aşığı ve büyük emektar, sanatçı. Kemoterapi tedavisinden film sahnesine giderek ayakta kalan, ilham olmak ve örnek alınmak istenen (ki öyle zannediyorum); çünkü hep örnek olmaya ve özel hareket etmeye çok dikkat ediyor. Sevdiklerini kafasının üstünde taşıyan. Çok samimi, çok içten ve Twitter hesabından yazdığı yorumlarından okuduğum kadarıyla da çok pamuk kalpli, ince ruhlu ve çok naif bir insan. Galiba öncelikli kimliği çok güzel bir insan, sonra sanatçılığı desem kızmaz umarım. Sevdiği sanatçılar öldüğünde en içten yorumlarıyla karşımıza, dostlarını bizlere daha çok sevdirecek şekilde anlatır. Peki, biz hayranlarına nasıl? Sosyal medya için şu sözleri siz okurlara ne kadar mütevazı olduğunu iletecektir:

Teknolojiyi çok ciddi takip eden bir kadınım. Hepsini gittim öğrendim. Instagram, Facebook… Evet, bütün takipçilerime tek tek cevap yazarım. Bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır. Bir insan senin sayfana girip sana hoş sözler söylüyorsa buna Fransız kalınır mı? Ben onlarla, eskilerin tabiriyle, neşrü neva buluyorum. Yani onlarla dallanıp budaklanıyorum. Onların beni sevmesi, beni alkışlamasıyla besleniyorum, büyüyorum. Ben “star” değilim. Sadece ve sadece işimi yaptığım esnada dokunulmazımdır ben. Ama ekmek paramın dışına çıktığım zaman ben bir sevgiliyim, ben bir anneyim, ben de yemek yiyorum, aşk yapıyorum, pazara gidiyorum, otobüse biniyorum… Ne farkım var canım benim sokaktaki insandan? Hasbelkader benim sesim iyiymiş, şans da yardım etmiş. Benden çok daha iyi olabilecek nice insanlar var ama kader onlara gülmemiş. E şimdi bunun ceremesini onlardan mı çıkaracağım ben?

Işıl Yücesoy’un röportajından (2016).
(Bana da Twitter hesabımdan yanıt vermişti, umarım duygularımı hatırlar. 🙂 Tekrar teşekkür ederim kendisine, yüce karakterine.)

Sanatta güncelliği yakalamayı başarıyor ki kendisini, diğer ‘nostalji’ sanatçılarından bir adım öne çıkarıyor. Tanrı’yla da anlaşmış, seksen yaşında sanatı bırakmayı düşünüyor; fakat hiç zannetmiyorum, çünkü o yüce vefasıyla, nice yıllar daha bizi bırakamayacak.

Eskiden ona çok oyun tezgahlandı, misal orkestrasız ya da mikrofonsuz ortamlarla… O, oyuncu zaten! Hem de çok iyi bir oyuncu. Gelir mi kurulan oyunlara, her zaman tüm oyunları kendisi kazandı. Geçmişte, eyvallahı ile zaten bilinmez. Geçmişten bugünlere değin çok emek vermiş, muazzam güçlü bir kadından bahsediyorum. Ona birisi yamuk yapacak olursa, kıvırmadan harbice ne demek istiyorsa, orada onları anlatır ve sanat kimliğine kimse zarar veremezdi. Eğer, kızdıysa önce o güzelim gözlerle konuşur, korkuyu salardı. Harbidir, herkese hakettiğince cevap verir. Dürüsttür. Herkese hakettiğince cevap veriyor diyorum, iyiyse karşısındakisinin niyetiyle söylediğine göre karşıyı çok güzel okşar, ama kötüyse karşıdaki, onu kimse Işıl Hanım’dan kurtaramaz. Yapmacık olmayıp, yalan söylemeyip, samimi olan karşısında kazanır, izlenimini yarattı bende.

Işıl neredeyse, orası Işıl Işıl’dı. Emeğini her zaman en iyi şekilde icra etmeliydi.

Hiçbir korku onun cesaretini kırmazdı, bilakis onu cesaretlendirirdi. Kariyer yapar da çocuk yapmaz mı, canım ya 45 yaşında doktorların tüm söylemlerine rağmen, oğlunu kucağına almış, bir kızı da vardı üstelik. Böylesi bir annenin yetiştirdiği bir kız, dünyaya büyük bir şansla açmıştır gözlerini. O çok zorlukla sınandı ki hep en zorları başardı. Kolayı seçip pes etmedi.

Lisedeyken Elvis hayranı ve evde babasının müzisyenliğiyle, çocukluğundan yetişmiş müzikle. Rusça şarkılar bile söylemiş. Öğrenim gördüğü dönemde, konservatuarda okuyan birinin sahneye çıkmaması gerekiyordu, o da bir peruk takarak, hem okuyup hem sahneye çıktı, kendine de arkadaşlarıyla birlikte Arda ismini buldular. Zamanla, kendiyle özdeşemeyeceğini ve hep iki kişi olmaktan da korkar olmuştu, ta lise yıllarında.

İstanbul’a dönünce bu defa sadece şarkıcılık yapmaya başladım. Ayten Alpman, Esin Afşar ve ben Boğaz’da bir gazinoda sahneye çıkıyoruz. “Salonda Fikret Şeneş var,” dediler bir gece. Ben tanımıyordum. “E ne yapayım yani?” dedim. Neyse ben sahneden indim, “Fikret Hanım sizinle tanışmak istiyor,” dediler. Gittim. Daha yanına yanaşır yanaşmaz “Kızım sen Beyaz Rus musun?” dedi bana. “Yoksa Rus ajanı mısın, sen nesin?” Fikret Hanım’la ilk tanışmamız böyledir. Sonra ben plak yapmaya karar verince oturdum baktım plaklarda kim en çok ne yapmış? Hangi aranjör, hangi söz yazarı? Hepsini inceledim. Azıcık da bir param var elimde. Fikret Şeneş’le, Norayr Demirci’yle öyle irtibata geçtim ve ilk plağımı yaptım. On altı yıl kadar tamamen müziğe kanalize oldum ama tiyatrodan da hiç kopmadım aslında. Elimde param olduğu zaman Ankara’dan uçakla oyun seyretmeye geldiğim olurdu. Festivalleri takip ederdim.

Işıl Yücesoy’un röportajından alıntı.

Fikret Şeneş, Türkiye’de ilk kadın şarkı söz yazarıdır, Esin Afşar ise çok büyük sanatçılarımızdan, yalnız Ayten Alpman ve Işıl Yücesoy… İkisinin de oktavı yakın gelir bana… Ve hala içimden atamıyorum Alpman’ımın yasını… Muhteşem dörtlü birleşmiş işte, orada olmalıydım diyerek çığlık atıyorum… Hepsi güçlü ve sanatçı saygıdeğer kadınlar, bu ülkeyi böylesi güzel insanlardan var oldu. Tekrar mirofonu Işıl Hanım’a uzatayım:

O zaman yabancı müziklerin üzerine Türkçe sözler yazılıyordu evet. Bana yabancı gelen sözler, birbirine uyum sağlamayan müzik ve söz ama en önemlisi duygu farklılığı… Ne olduğunu bilemediğim bir sanatsal sezgiyle başka bir şey olmalı dedim kendi kendime. Çok uzun süre kafa patlattım üzerinde. Bizim bestecilerimiz neler yapıyor diye bakıyorum filan. Tam o sırada Fikret Hanım beni Selami Şahin’le tanıştırdı. Selami bana “Ya Seninle Ya Sensiz”i dinletti. Tabii ilk hali böyle değildi. Ben başka türlü düşündüm. Norayr Demirci düzenledi şarkıyı. Plak şirketleri plak yapmak istemediler o şarkıyı. Ben de inat ettim, şirket kurdum, kendi şirketimden yayınladım. Çıktığının haftasına yüz bin sattı.

Işıl Yücesoy’un röportajından alıntı.

Şarkının son hali ezberimizde, yine de eklemek istedim.
https://youtu.be/4XcTaSTiHco

Bu son paylaştığım röportajında, o dönemi hissedin diye ekledim. Hafif Batı Türk Müziği ya da Türk pop müziğinin başlangıç dönemi, hayli meşakatliydi, tüm emek verenlerin atasına rahmet. Ayrıca, opera eğitimi de aldı, ama pek sevmedi.

Plağımı kimse basmayınca plak şirketi kurdum!
İlk plak çıkartmak istediğimde kimse basmayınca plak şirketi kurdum. Plak şirketinden bana, tarzınızı değiştirin dediler, çok sinirlendim. Para yok pul yok, menajerimi arayıp kaç paran var dedim. Taksim’de buluşup büro tuttuk. Paraları birleştirdik ve orada plak şirketi kurdum. Aşk kadını mıyım bilmiyorum ama sevgi kadını olduğum bir gerçek. Aşk çok alev gibi bir şeydir, bir anda alev alır gider ama sevgi daha önemli bir şey.

Işıl Yücesoy’un röportajından alıntı.

Bir sonraki cümleye geçmeden, Işıl Yücesoy’un her hangi bir şarkısını açtıktan sonra, bu yazıyı okumaya devam edin lütfen, çünkü empatimi yapmayacak, hissedeceksiniz. Çok güçlü sesiyle tanıdığım Işıl Yücesoy, şarkılarında güçlü duygu aktarımıyla, onu dinlediğim zamanlar, beni vurduğu kıyılarda, o şarkının duygusuyla hep gözlerim dolar. Sanki bir dalgayım, bazen öyle vuruyorum ki kıyıya, kum bırakmıyorum. Bazen ise, sessizce zamansız dokunmak istemediğim kıyılara değip geçiyorum. İçimden sessizce. Bazen kararlar alıyorum, ya hep diyorum ya hiç. Hayat felsefemde de ortası yoktur bir şeyin, ya hepçiyim ya da hiççi. Ya çok severim ya da hiç sevmem. Sayın Yücesoy’u anlayın, nasıl seviyorum.

Tekrarını dinlediğim az şarkı vardır, onun bazı şarkıları var ki sürekli başa sardırtırırdı beni. Kimdi bu ses, sahi onu sadece ismiyle tanıyordum. Hiç onu araştırmak için vakit harcamamıştım. Almıştım plağımı dinlemiştim, radyolarda çıktığı vakit sesini yükseltmiştim o kadar. Doksanlarda bir dizide bir oyuncunun sesi ilginç gelmişti, tiyatrocuların genelde bu yapısı algımda seçicilik yapar. Farklıdır sesleri, farklıdır kalbe yansıyan tonları, tabi belki yalnız ben hissediyorumdur, bu duyguyu. Daha sonra, dizinin bitmesini bekleyip; ismine bakacaktım. Oradaki oyuncu isimlerine göre, yalnız Işıl Yücesoy olabilirdi. Olamaz dedim! O olamazdı!

Eğer, tanıdığım Yücesoy ise, muhtemelen, yalnızca müzik konservatuarı mezunu olmalıydı. O, bu kadar başarılı bir oyuncu da olmamalıydı. İnanılır gibi bir başarı değildi, eğer tanıdığım Yücesoy ise. Meğerse, o çok büyük tiyatrocuymuş. Araştırmış, o günlerde sonuca da çok mutlu olmuştum. Rollerinde, kılıktan kılığa giren güçlü bir oyuncu. Rol aldığı oyun ve filmlerin kalitesini arttıran muhteşem bir oyuncu üstelik.

Nereden bilecektim deyip suçu biraz da kadere atmak istiyorum. Ankara, İstanbul ya da İzmir’de büyümemiş, yaşamamıştım. Ben de tiyatrolara gittim, ama şehrime gelen oyunlara. Diğer büyük şehirlerdeki gibi Gaziantep’te çokça tiyatro oyunları olmuyor ki nadir. Zaten kimle gidecektim, annemle babam çalışıyordu, bense küçük kardeşlerimin başını beklemeliydim. Ailece de gittiğimiz tiyatrolar oldu tabi, Rutkay Aziz’den Nejat Uygur’a ve şu an sayamadığım nice güzel sanatçıların. Yine de sanata açlık bitmez ki insan, her hafta sonu güzel bir oyuna gitmeli.

Ben ülkemizde kadınların başarısına daha çok sevinir, daha çok onlarla gururlanır oldum. Elimden gelse, tüm ev kadınlarına da iş ve bir sürü sorunları için çareler bulmak; hatta bu ülkede geleceği çizecek annelerin gelişimi için de eğitim ortamları hazırlamak… İsterdim, kanatlarım olsun. Tanrı, bana şirk koşma ve benden de büyük değilsin, her şeyi yapamazsın diyor. Ondan büyük olamayacağımı kabul edip, hak da veriyorum. Konudan uzaklaşmayayım.

Sayın Yücesoy, idol olunacak büyük işlere imza attı. Hem sahnede şarkı söyledi, hem kamera arkasına geçti, hem de tiyatro oyunlarını yazmaya (TRT radyo oyunları ve Arkası Yarın programlarına) yardım etti. Bir insan daha ne kadar sanata emek verebilirdi. Bunca karşısında olan olaylara rağmen, o hep zoru seçerek, kendi ayakları üstünde durabildi. O, bir Sanat Savaşçısı! Sanat savaşçıları çok artmalı ki ülkemiz hiç gerilemesin! Bu ülkeyi sanat kurtaracak, bir sürü savaşçının zor yaşamlarında, yalnız azimleriyle mümkün. Zoru seçin hanımlar, tıpkı Sayın Yücesoy gibi Işıl’dayın.

Önceden bir tane televizyonumuz, az radyo vardı ama çatır çatır her yaptığınız şarkı seviliyorsa bir noktaya gelirdi. Artık emeğinizin karşılığını alamıyorsunuz, öyle bir şans yok. Her radyonun kendi formatı var ve lutfedip o havuza atarlarsa iyi, atmazlarsa çöpsün. Ekmek yapmak üzere elimize bir elek aldığımızı düşün; darılar yukarıda kalır, un gider. Ben 73 yaşındayım ve şu an buradaysam demek ki darıymışım. Onun için herkes eğrisiyle doğrusuyla bir şeyler yapacak, insanlar sizi seçecekler ve bir gün mutlaka diyeti ödenecek. Herkesin kendine göre bir kitlesi, başarısı ve başarısızlığı var.

Işıl Yüesoy’un röportajından alıntı.
(Onu tanıyanlar bilir ki popülizm idealiyle, kendini asla magazinlerde küçük düşürecek durumlarda bulunmadı.)

Işıl’dayan Yıldızımız; Aydın bir Cumhuriyet Kadını. Kansere çelme takmış… İstediği plaklar için şirket kurmuş bir dehanın, bu denli muazzam yaşam öyküsünde, idol edinmeyene aşk olsun! Günümüzde, kendi şarkılarıyla birlikte müzikal tiyatro planlıyor, başarılar diliyorum.

Bir de Sayın Yücesoy’u arkadaşından tanıyalım:

Işıl Yücesoy “Işıl ışıl bir Işıl! Işıl’ın o ışıl ışıl mavi gözleri çok can yaktı, ben bilirim….” Ayrıca feministler hemen alınmasınlar lütfen, hani Türkçede “erkek kız” diye olumlu an 1998’de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelediğim Bertolt Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sında Jenny rolünü Işıl Yücesoy oynuyordu. Ayrıca feministler hemen alınmasınlar lütfen, hani Türkçe’de “erkek kız” diye olumlu anlamda kullanılan bir deyim vardır ya işte Işıl, oydu. Arkadaş canlısı, geçimli, uyumlu ve sorunsuz. Kimin bir derdi varsa, haydi Işıl’a! Ödünç para mı lâzım? Aman Işıl’a! Bir yere giderken arkadaş mı istiyorsun? Işıl’a sor! Sahne mi çalışacaksın? Işıl’la çalış! Ama tepesi atınca, küfrü de o günün ve çevresinin koşullarına göre sunturluydu ha!… Ailesinde müzisyenler ve ressamlar vardı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nın ilk sınıfından mezun ablamız Muazzez Kurdoğlu da halasıydı. Işıl, bir gün müzikallerde oynamayı daha o zamandan kafaya koymuş olmalı ki, uzun süre Şan Bölümü’nün derslerine de devam etti. İyi de etti. Tiyatrodan bunaldığı zaman şarkı söyledi. Benim İstanbul AKM’de sahnelediğim Üç Kuruşluk Opera’da, sadece Jenny olarak değil, dost, arkadaş ve sanatçı olarak koyduğu ağırlık için teşekkür borçluyum. Güven Hokna son derece hoş, güleç, sempatik bir kızdı. Bize biraz gamsız, biraz dünya yıkılsa umurunda değil gibi görünürdü. Mesleğindeki büyük başarıların sizler tanığısınız.

Yücel Erten, Akıntıya Kürek kitabından alıntı.

Saygıdeğer Büyük Sanatçımız Işıl Yücesoy’a, hazırladığım bu biyografi çalışmamın beğenilmesi ümidiyle ve ona saygılarımı iletiyorum. Uzun ömürler dileyip, sağlığının hep iyi olması temennisiyle…

Son albümlerinden Zamansız’ı dinlemek için bağlantıdan ulaşabilirsniz.
https://youtu.be/wdcDee-YsuY

Notlar:

1- Ben bu biyografi çalışmamda; diğer biyografilerdeki gibi doğduğu yıldan başlayıp, başarılarına ve icraatlerine değinmek yerine, onu tanımaya ve tanıtmaya çalıştım. Onun başarılarını zaten biyografilere sığdırmak zor, imkansız. Karakterindeki güzelliğe yazıldı, bu yüzden satırlarım.

2- Aşağıya, ilk iki eklediğim linkten biyografisine bakabilirsiniz, üçüncü kaynakta ise, meme kanseri olduğu dönemi anlattığı röportajı bulunmakta.

Kaynaklar:

1-https://www.biyografya.com/biyografi/18359

2-https://tr.wikipedia.org/wiki/I%C5%9F%C4%B1l_Y%C3%BCcesoy

3https://www.posta.com.tr/meme-kanserini-yendim-251446

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun