Ruhumuzun Aç Olduğu Tek Şey

 

55 yaşıma geldim,

 dönüp geriye baktığımda neyi niye yaptığımı düşündüğümde, tüm pişmanlıklarımın temelinde, sevgi arayışı görüyorum. Yanlış anlamayın, bu sevgi ne cinsellik içeren, ne de aşkın eş anlamlısı gibi bir  şey. Övgü ve beğeni bekleyen, aferin peşinde koşan, başının okşanmasını isteyen son derece ilkel bir duygu.

Çocukken anne ve babamızdan övgü için yarışırız kardeşlerimizle, tüm kardeş kavgalarının temelinde bu yarışın izleri vardır. Okulda başarımız öğretmenlerin övgüleriyle, bizi sevmesiyle perçinlenir. Eşimiz, çocuklarımız, komşularımız, arkadaşlarımız bizi övdükçe ve sevdikçe daha verici oluruz, ilişkiler daha güçlü olur.

Tabii bütün bunların tam tersi olunca… Çocukluktan itibaren sevilmeyen, övülmeyen, başı okşanmayan insanlar yenik başlar hayata. İçi sevgi yerine nefretle, övgü yerine öfkeyle dolar, başı okşanmayınca kirpi gibi hisseder ve bir kirpiye dönüşür.  Ağzını açınca kelimeler yerine oklar fırlar ağzından, başını okşamak ister birinin tokat gibi çarpar o el, övmek ister birini herkes yergi sanır sözlerini.

Yani demem odur ki; insan kumbara gibidir, ne atarsan o birikir…

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun