Rol Model, Abdülhamit Üçüncü Bölüm

Abdülhamit döneminde birçok tiyatro oyunu ya sansürlenmiş ya da yasaklanmıştır. Çok sayıda tiyatro oyununun yasaklanmasında şu gerekçeler öne sürülmüştür:
Edebe ve ahlâka aykırı, ulusal adetlere aykırı, İslami törelere aykırı olması; ahlâk bozmaya yarayan birtakım meyhane kavgalarını göstermesi, aşırı aşk sahnelerinin gösterilmesi, siyasetçe sakıncalı bazı maddeleri bulunması, bazı cinayetleri içermesi…
Ünlü İngiliz tiyatro yazarı Shakespeare’in Kral Oidipus, Kral Lear, Hamlet ve Macbeth gibi oyunları, kralların tahttan indirilmeleri, öldürülmeleri gibi olayları göstermeleri bakımından yasaklanmıştı.
Tiyatro aktörlerinin oyunlarda bazı sözleri, sözcükleri kullanma olanağı yoktu. Örneğin, bir aktör bir oyunda kadının gözlerinin “yıldız” gibi parladığını söylediği için jurnal edilmişti.
Türkiye’ye gelen bir Fransız tiyatro şirketinin oynamak istediği “Cyrano de Bergerac” oyunu, oyunun başkahramanı Cyrano’nun büyük bir “burunu” olduğu, oyunda bunun üzerine ünlü bir söylem bulunduğu için yasaklanmıştı.

ABDÜLHAMİT DEVRİNDE MALİYENİN DURUMU

Abdülhamit tahta çıkmadan bir yıl önce, 6 Ekim 1875 tarihinde, Osmanlı devleti iflas etmişti. İngiltere ve Fransa’dan alınan dış borçların toplamı 210 milyon liranın değil taksitlerini, bunun faizleri olan 68 milyon lirayı bile ödeyemez duruma düşmüştü.
Osmanlı devleti, iflas ettiğini yabancı devletlere bildirmişti.

Abdülhamit tahta çıktığında Hazine boştu.
Devletin mali saygınlığı ülke içinde ve dışında sıfırlanmıştı..

Hazine’nin tam takır olmasına karşın Saray harcamaları tüm hızıyla sürüyor, devlet dairelerinde masraflar dizginlenemiyor, denetlenemiyordu.

1881 yılında İstanbul’da, Osmanlı’nın yabancı alacaklılarından oluşan Düyunu Umumiye, yani Genel Borçlar İdaresi kuruldu. Osmanlı, şu gelir kaynaklarını yabancılara terk etmek zorunda kaldı: Tuz, tütün, ispirto, balık vergisi, ipek üretiminden alınan vergi, pul ve damga resmi, Bulgaristan beyliği vergisi, Kıbrıs vergisinin artışı, Doğu Rumeli vergisi, tömbeki resmi, gümrük gelirleri vergisi, gelir vergisi fazlası.
Bu uygulamanın bir anlamı da şuydu: Osmanlı Maliye Bakanlığı’na paralel olarak ikinci bir maliye bakanlığı sayılacak yabancı bir idare kurulmuştu. Osmanlı, mali bağımsızlığını yitirmişti.
Düyunu Umumiye’de personel sayısı 8 bin 931 iken, Osmanlı Maliye Bakanlığı’nda çalışan personel sayısı 5 bin 472 kişiydi.

Değerli Dostlar,

Abdülhamit devrinde devlet memurları düzenli aylık alamazlardı. Yalnız ramazanda ve bayramlarda aylıklar zamanında verilirdi, ötekiler rastlantılara bağlıydı. Bir yılda verilen aylıkların sayısı da altıyı geçmezdi.

Abdülhamit döneminde bu verilmeyen aylıklar konusunda Danıştay üyelerinin bile ne kadar sıkıntı içinde olduklarını, Ebüziyya Tevfik’in Abdülhamit’e gönderdiği bir mektuptan öğreniyoruz:

“Velinimetim,

Kaç defadır şahane bağışınızı yalvararak diledim. Verilmedi.
Bari kullarına borç olarak 250 lira veriniz. Danıştay’ın çıkmayan aylıklarıyla ödemeğe çalışayım.
Kulunuz, eşime karşı pek büyük bir utanç altındayım, Padişahım.”

Değerli Dostlar,

Yukarıdaki mektup, Osmanlı maliyesinin, yani hazinesinin ne durumda olduğunu gösteren ders verici bir belgedir.
Yukarıdaki mektubu Abdülhamit’e yazan kişi sıradan biri değildir. Osmanlı devletinin Danıştay üyesi hem de Türk edebiyatının ünlü bir yazarı Ebüziyya Tevfik’tir.
Ebüziyya Tevfik, mektubuna, Abdülhamit’e “Velinimetim” diyerek başlıyor.
Velinimet, kişinin yaşam boyunca kendisinden iyilik ve bağış gördüğü kimse, demektir.
Ebuziyya aylardır aylık alamamış, parasal olarak çok zor durumdadır. Madem aylığımı vermiyorsanız, bari 250 lira borç verin diye yalvarıyor. Eve para götüremediği için eşinin yüzüne bakamadığını, büyük bir utanç duyduğunu sıkılarak anlatmaktadır.
Ulu Hakan Sultan Abdülhamit, devletin üst düzey yöneticilerinin bile aylıklarını ödeyemez durumdadır.
Devlet memurları aylarca aylıklarını alamazken Sultan Abdülhamit, Yıldız Sarayı’nda şatafatlı, Harem’inde rahat ötesi tatlı bir hayat sürmektedir…

Abdülhamit döneminde devlet dairelerinde işler hırsızlık, yiyicilik ve rüşvet ile döndürülüyordu.
Orduda subayların terfiinde kurala uyulmuyordu; paşa çocuklarının çoğu babalarının rütbesine ulaştıkları halde, onların sınıf arkadaşları teğmen rütbesinde çoluk çocuğuyla perişan ve üzüntü içinde yaşıyordu. Rütbe yükselmesi için iki yol vardı: Ya Yıldız Sarayı’na kapılanmak, ya da devlette sözü geçen etkili kimselerden birine damat olmak.

ABDÜLHAMİT’İN DIŞ POLİTİKASI

Son padişah Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan anlatıyor:
“Amcam Abdülhamit, kendi tabiriyle, ‘Ali’nin külâhını Veli’ye, Veli’nin külâhını Ali’ye giydirmekle otuz yıldır canım çıktı. Öyle kurtardık.”
Bu açıklamadan şunu anlıyoruz: Abdülhamit, devletin ve halkın çıkarlarını ön planda tutan akıllı, mantıklı ve köklü bir dış politika yürütmemişti. Bir zaman Fransa’dan yana olup İngilizlere karşı olmuş, bir zaman gelmiş İngilizlerden yana olup Fransızlara karşı çıkmıştır. Sözünü ettiği “Külâh politikası” işte budur.

ABDÜLHAMİT DÖNEMİNDE TOPRAK KAYIPLARI

“Ali’nin külâhını Veli’ye, Veli’nin külâhını Ali’ye giydirerek” çok akıllı, çok kurnaz bir dış politika yürüttüğünü sanan Abdülhamit döneminde bakın neler oldu:

• Birer Osmanlı eyaleti olan Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Bosna-Hersek elden gitti.
• 1877’de Ruslarla “93 Harbi” denilen savaş başladı. Osmanlı yenildi. Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusların eline geçti.
• 1878’de Rus askerleri İstanbul’da Ayestefanos’a (günümüzün Yeşilköy’ü) kadar geldiler.
• 1878’de Kıbrıs’a İngiliz bayrağı çekildi.
• 1881’de Fransızlar Tunus’u aldı.
• 1882’de Mısır, İngilizler tarafından işgal edildi.
• 1884’de İngilizler Somali’yi işgal etti.
• 1885’de Habeşistan, İngilizlerin eline geçti.
• 1898’de Girit elden çıktı.
• 1899’da Kuveyt’te özerklik ilan edildi.

Değerli Dostlar,

600 yıla yakın süren Osmanlı döneminde TEK ADAM’a, yani PADİŞAHA kul olmuş, ama Cumhuriyet dönemiyle “Kula Kul” olmaktan kurtulup “Vatandaş” kimliğine kavuşmuş Türk halkı, yeniden “Kula Kul” olmayı kabul edebilir mi?

Yılmaz Dikbaş, 0532 233 31 52

KAYNAKLAR:

1. Cevdet Kudret, “Abdülhamit Döneminde Sansür”, I-II, İstanbul, Eylüll 2000
2. Ahmet Rasim, “İstidattam Hakimiyet-i Milliyeye”, CII, 1925
3. Server İskit, “Türkiye’de Matbuat Rejimleri”, 1939
4. Halit Ziya Uşaklıgil, “Kırk Yıl”, 2. Baskı, 1969
5. Asaf Tugay, “Abdülhamit’e Verilen Jurnaller ve Jurnalcılar”, İbret, 2.Cilt, Okat Yayınevi, 1962
6. Faiz Demiroğlu, “Abdülhamit’e Verilen Jurnallar”, 1955
7. Semih Mümtaz S., “Tarihimizde Hayal Olmuş Hakikatler”, 1948
8. Hüseyin Cahit Yalçın, “Sansür Düşüncesi”, Yaedigün, 1938
9. Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal, “Osmanlı Tarihi”, VIII. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 3. Baskı, Ankara, 1988

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun