Patron ve İşçi

Evinin, muazzam manzarasına karşı kahvesini yudumlarken, küçük oğlunun özel ders öğretmeni dersi bitirmiş, gidiyordu. Küçük oğlu gelip boynuna sarıldı. Oğluna öğretmeninden memnun olup olmadığını sordu. “Memnunum!” dedi küçük oğlu. O sırada büyük kızı, bir çanta markasının 25.000 TL olan modelini mi, yoksa 30.000 TL olan modelini mi alsam! diye kararsız kalmış, arkadaş grubundaki arkadaşlarının fikirlerini alıyordu.

Diğer yandan eşi çok beğendiği otomobili, telefonundan bularak gelip eşine gösterdi. “Sadece 1.000.000 TL!” diyerek eşini ikna etti. Mutlu oldu kadın. Eşinin mutluluğu ve öpücük yağmuru karşısında mutlu oldu adam.

Sabah olmuş, şirketteki odasında sabah kahvesini içiyor, bir yandan da gündemi takip ediyordu. O sıra adını bilmediği bir işçi! girdi içeriye. Önce gözlüğünün üstünden baktı içeri giren kişiye. Sonra hiçbir şey söylemeden, işçiye otur dahi demeden kahvesinden bir yudum daha aldı, okuduğu yazıyı sonuna kadar okumaya devam etti.

Nihayet kahvesi ve okuduğu yazı bitmişti.

“Söyle!” dedi.

Sesinin tınısında, “tüm keyfimin içine ettin” gibi bir mana gizliydi.

“Şey…” dedi işçi. Genç yaşta ağarmış saçları önüne düştü, topladı sol eliyle. İki elini midesinin orada birleştirerek, iki büklüm halde: “Ben zam isteyecektim, oğlum üniversiteye başladı da…” diyebildi sadece.

Daha fazlasına lüzum duymadı belki de. Sonuçta, insan olan anlardı halinden. Fazla söze ne hacet…

Patron, sessizce süzdü işçiyi. Kimdi bu adam, ne iş yapıyordu, ne kadar maaş alıyordu? Hiç bilgisi yoktu.

Sesini boğuklaştırarak, çok yapmacık olduğu bariz belli olan bir sevecenlikle: “Piyasanın halini biliyorsun, şu an ki piyasa koşullarında işçi çıkarmamak için kendimizi zorluyoruz. Piyasa böyle giderse işçi çıkarmak zorunda kalacağız.” dedi.

Duydukları karşısında darmadağın olan işçi, pek anlaşılmayan bir sesle “Peki…” diyerek odadan çıktı.

Zam beklerken, işsiz kalma korkusuna kapılmıştı.

İşçi çıkarken patronun üniversite okumaya başlayan oğlu aradı. Sesi çok heyecanlı, büyük bir şey bulmuş gibi sevinçliydi. “Baba” dedi. “Üniversitenin tam karşısında bir ev buldum. Üstelik sadece 1.000.000 TL”…

Patron olan babası “hmmm” dedi.

“Hadi ama baba, sadece okula bir kaç dakika yürüme mesafesinde üzme beni.” dedi şımarık ve üzgün bir sesle.

“Tamam tamam.” dedi patron.

“Aslan babam.” dedi oğlu.

O sırada, tesadüf ya işçinin de oğlu aradı. Üniversite okumak için başka bir ile gitmişti, ama biliyordu ki babasının geliri bunu kaldıramazdı.

“Babacım zam işini konuştun mu?”

“Şey evet oğlum, tam da senin eğitimine yetecek kadar zam aldım. Sağolsun anlayışlı çıktı patron.”

Oğluna zam almadığını söylerse, okulu bırakıp geleceğini biliyordu. Yalan söyledi oğluna. Hemen ek iş aramaya başladı…

*****

Bu öykü ve nice yaşadığımız ya da tanık olduğumuz nice olaylarda o kadar sorgulanması gereken durumları hiç yeteri kadar eleştirmedik. Bir patron ve bir işçi; aynı zamanda iş arkadaşlarıdır. Patron olmazsa da iş yürümez, işçi olmazsa da. Emeğe ve senelere saygı da ayrıca mühim bir detay. İyi bir ekip çalışması, daha sağlam ileriye gitmek için bir iş yerinde, tüm çalışanların sağlam iletişimleri her zaman başarının kapısını çalar. Eski bir işçinin kaybı, bir patrona çok pahalıya patlar. Örneğin; yeni bir işçinin öğrenme sürecine kadar, eski işçinin gelişmişlik tecrübeleri asla eşit olmaz. Ama güç patronda. Buradaki tehlike ise, adaletsiz kimsenin eline güç geçerse… O gücü zayıflığıyla kayıp da edebilir, işin kötü yanı hem kendi kayıplarından hem de verdiği hasarlardan farkındalık genelde yaşamazlar.

Bir işçi emeğinin hakkını alsa, yaşamını idame edebilse ve iş arkadaşları ile aynı ortamda dostluk sağlansa; çağ atlar mıydık yoksa gerekli olan doğruları mı yaşardık?

Daha vakit var gibi, insanlığa ve eşit yaşamaya… İnsanlıktan umut kesilmez, yaşıyoruz hala!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun