Osmanlı, Yenilgilerini De Zafermiş Gibi Gösterdi

Osmanlı tarihinin özellikle son üç yüz yılına baktığımızda, bir biri ardına yaşanmış yenilgiler görürüz.
Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520–1566) başlayarak Osmanlı devleti askeri gücünü yitirmiş, yaptığı saldırı savaşlarında üst üste yenilgiler almıştır.
Yaptığı saldırı savaşlarında yenilince, kuşattığı şehirleri işgal edememiş, işgal edemediği için yağmalayamamış, yağmalayamadığı için “ganimet” ele geçirememiş, ganimet ele geçiremediği için başkente eli boş dönmüş, eli boş döndüğü için de hazinede para kalmamıştır.
Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı, yenik çıktığı savaşları da zafer kazanmış gibi göstermeyi becermiştir.
Şimdi bu tür savaşlardan birkaç örnek sunalım.

BİRİNCİ VİYANA KUŞATMASI

Kanuni Sultan Süleyman, Mayıs 1529’da 120 bin kişilik ordusuyla İstanbul’dan yola çıktı, Viyana üzerine yürüdü.
Olumsuz hava koşulları nedeniyle ancak dört ay sonra, 27 Eylül 1529 tarihinde Viyana’ya vardı.
Osmanlı’nın Viyana üzerine yürüdüğünü haber alan Avrupa ülkelerinden Viyana’ya yardım gitti.
Viyana’yı savunan güçler Viyana kalesine yerleşti.
Kale komutanı her türlü savunma önlemini almış, iki ay yetecek kadar yiyecek de depolamıştı.
Yirmi gün süren kuşatmaya rağmen Osmanlı ordusu kaleyi alamadı.
16 Ekim 1529 günü Kanuni Sultan Süleyman kuşatmayı kaldırdı. Ordusunun başında geri dönüşü başlattı, 16 Aralık 1529 günü İstanbul’a vardı.
Tarihte ilk kez güçlü Osmanlı ordusu amacına varamadan, Viyana’yı ele geçirip yağmalayamadan kös kös geri dönmüştü!
Bu durum Osmanlı için açık bir yenilgiydi.
Osmanlı’nın bu başarısızlığı tüm Hıristiyan Avrupa’ya özgüven kazandırdı. Artık Osmanlı’nın yenilebilir olduğunu görmüştüler.
Bekledikleri büyük bir “ganimetle” İstanbul’a dönemeyen Osmanlı, Galata bankerlerinden borç almak zorunda kaldı.
Peki, Osmanlı bu yenilgiyi halka nasıl anlattı?

“Aslında biz isteseydik Viyana kalesini alabilirdik! Amacımız Viyana’yı almak değil, gözdağı vermekti! İstediğimiz zaman gider Viyana’yı alırız”
dediler…

İKİNCİ VİYANA KUŞATMASI

Avcı Mehmet olarak bilinen Osmanlı padişahı 4. Mehmet, 200 bin kişilik dev bir orduyla 14 Temmuz 1683 günü İstanbul’dan yola çıktı. Hedef, Viyana’ydı.
Ancak Sultan 4. Mehmet, Belgrat’a varıldığında ordunun komutanlığını Sadrazam Kara Mustafa Paşa’ya bıraktı, kendisi de Edirne Sarayı’na ve av partilerine geri döndü.
Osmanlı ordusu Viyana’ya varıncaya kadar yol boyunca ele geçirilen köyleri ve kasabaları yağmalamış, böylece Viyanalılara gözdağı verdiğini sanmıştı.
Viyana kalesi, 20 bin kişilik bir kuvvetle savunuldu.
Kuşatma iki ay sürmüş, başarı sağlanamamış, orduda huzursuzluklar başlamıştı.
Yeniçeri, Viyana’nın yağmalanmasına izin verilmesini istiyor, buna izin verilirse büyük bir coşkuyla kalenin ele geçirileceğini söylüyordu.
Kara Mustafa Paşa, Viyana’nın yağmalanmasına izin vermiyor, şehri yağmalamadan ele geçireceğine inanıyordu.
12 Eylül 1683 günü meydana gelen savaşta Osmanlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Bütün ağırlıklarını Viyana kapılarında bırakarak Belgrat’a doğru çekilmek zorunda kaldı.
25 Aralık 1683 günü, Sultan 4. Mehmet’in İstanbul’dan gönderdiği cellâtlar Belgrat’a vardı, Sadrazam Kara Mustafa Paşa’yı boğarak öldürdü. Kara Mustafa Paşa’nın kellesi kesilerek Topkapı Sarayı’na yollandı.
Osmanlı, yenilginin suçunu Kara Mustafa Paşa’ya yüklemişti.
Peki, Osmanlı bu yenilgiyi halka nasıl yutturmaya çalıştı?
Açıklamaya göre, Kara Mustafa Paşa’nın kibri yüzünden Viyana alınamamıştı! Yoksa Avusturyalılar ve Almanlar korkudan tir tir titriyordu!

PLEVENE SAVUNMASI

1877 yılında Osmanlı-Rus savaşı başladı.
Osmanlı tahtında Sultan 2. Abdülhamit bulunmaktaydı.
Ruslar, Niğbolu’yu ele geçirerek Plevne üzerine yürüdüler.
Plevne, Bulgaristan’da bir şehirdir. Balkan Yarımadası’ndaki yolların kavşağında bulunduğu için önemli bir yerdi.
Osmanlı komutanı Osman Paşa, 15 bin savaşçı ve 58 parça topla Plevne’yi savunmaya hazırlandı.
Ruslar, 12 bin asker ve 70 parça topla Plevne’ye saldırdılar.
Osman Paşa bu saldırıyı püskürttü.
Ruslar toparlanıp yeniden saldırdı.
Osman Paşa bu saldırıyı da 2 bin 200 şehit ve yaralı vererek püskürttü. 7 bin 300 ölü veren Ruslar geri çekildi.
Ruslar kesin sonuç almakta kararlıydılar. Tekrar Plevne’ye saldırdılar.
Osman Paşa, 4 bine yakın şehit ve yaralı verdi, ama Rusların üst üste yaptığı üç saldırıyı da önledi. Rusların kaybı, 22 bin askerdi.
Bu başarılı direnişinden dolayı Sultan 2. Abdülhamit, Osman Paşa’ya “Gazi” unvanını verdi.
Ruslar, Osman Paşa’yı yenmek için Plevne’yi dört bir yandan kuşattılar. Plevne’ye yiyecek götürecek yolları da kestiler. Amaçları Osman Paşa’nın ordusunu aç bırakarak teslime zorlamaktı.
Osman Paşa’nın İstanbul’dan beklediği yardım gelmedi.
Osman Paşa, elinde kalan kuvvetlerle Rus kuşatmasını yarıp çıkmayı denedi, ancak başaramadı. Atı ve kendisi yaralanıp düşünce teslim olmak zorunda kaldı.
156 gün süren direnişten sonra Osman Paşa’nın Plevne savunması 10 Aralık 1877 günü son buldu.
Osman Paşa tarihi bir savunma yapmış, ama sonunda yenilmişti.
Ruslar, binlerce kayıp vermiş, ama sonunda savaşı kazanıp Plevne’yi ellerine geçirmişti.
Plevne’de Ruslara yenilen Osman Paşa’nın büyük direnişini öne çıkaran Osmanlılar, Gazi Osman Paşa Marşı’nın bestelediler.
Plevne Marşı’nın bestecisi Mehmet Ali Bey (1840–1895), Osmanlı Sarayı’nın ilk bando ve orkestra şefidir.
Tarihte, yenilgiyi yücelten az görülmüş bir marştır.
İşte, Gazi Osman Paşa Marşı’nın sözleri:

Tuna nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor.
Şanı büyük Osman Paşa,
Plevne’den çıkmam diyor.

Karadeniz akmam dedi,
Ben Tuna’ya bakmam dedi.
Yüz bin Moskof gelmiş olsa,
Osman Paşa korkmam dedi.

Kılıcını vurdu taşa,
Taş yarıldı baştanbaşa.
Şanı büyük Osman Paşa,
Askerinle binler yaşa.

Düşman Tuna’yı atladı,
Karakolları yokladı.
Osman Paşa’nın emrinde,
Beş bin top birden patladı.

Yaklaşık kırk yıl boyunca Osmanlı bu marşı çaldırarak halkın kafasında bir “zafer” algısı yaratmaya çalıştı, başardı da…

KUT’ÜL AMARE

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı.
Bir tarafta İngiltere, Fransa ve Rusya bulunmaktaydı. Karşılarında şu devletler kümelendi: Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Bulgaristan.
Bu savaşa İngiliz tarihçiler “Büyük Savaş”; başta Ruslar olmak üzere bazı yabancı tarihçiler “Osmanlı’nın Paylaşım Savaşı” demişlerdir.
Savaş, 28 Temmuz 1914 tarihinde başladı.
Osmanlı devleti, 2 Kasım 1914 tarihinde Almanlardan yana savaşa girdi.
Osmanlı tahtında Padişah 5. Mehmet (Reşat) bulunmaktaydı.
İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki topraklarına saldırdı.

Irak Cephesinde, Osmanlı ordusu ile İngiliz ordusu karşı karşıya geldi.
İngiliz ordusuna Tümgeneral Charles Townshend komuta ediyordu.
Osmanlı 6. Ordusu’nun komutanı, Alman Mareşel Goltz Paşa’ydı.
Goltz Paşa’nın emrinde Kurmay Albay Halit Bey ve Albay Sakallı Nurettin Bey bulunmaktaydı.
Goltz Paşa ölünce yerine Alman General Falkenhayn tayin edilmişti.
Halit Bey, savaşın son bir haftasında görev almıştı.
7 Aralık 1915 tarihinde, iki taraf, Irak’ın doğusunda, Dicle Nehri kıyısındaki Kut adlı kasabada karşı karşıya geldiler.
Kut Savaşı’nın ayrıntılarına girmeden önce, sonradan paşa unvanını alan Sakallı Nurettin Bey hakkında biraz bilgi vermemiz gerekmektedir.

Milli Mücadelede görev alan paşalar arasında tek sakallı kişi olduğundan “Sakallı” olarak anılan Nurettin Paşa, Peygamber soyundan geldiğini iddia eden bir şeriatçıydı. Atatürk’ün en azgın karşıtlarından biriydi.
İzmit’te gazeteci Ali Kemal’i, İzmir’de Rum din adamı Hırisostomos’u halka linç ettirmişti. Koçgiri isyanının bastırılmasında suçlu suçsuz gözetmeden, teslim olanları bile insanlık dışı işkencelerle öldürmüştü.

Değerli Dostlar,

Irak cephesinde İngiliz ordusu ile Osmanlı ordusu önce Selman-ı Pak’ta karşı karşıya gelirler. 22–23 Kasım 1915’de savaşı kaybeden İngilizler geri çekilirler, 3 Aralık 1915 tarihinde Kut Kalesi’nde üstlenirler.
Komutan Tümgeneral Townshend askerleriyle beraber Kut kalesi içindedir. İngilizlerin asker sayısı kuşatmacı Osmanlı ordusundan fazladır, ancak yiyecek sıkıntısı vardır.
Osmanlı 6. Ordusu Komutanı Alman Mareşal Goltz’un görevlendirdiği Irak Havalisi Komutanı Albay Nurettin Bey, 27 Aralık 1915 günü Kut Kalesi’ni kuşatır.
27 Nisan günü ellerinde kalan son yiyecekleri de bitiren İngilizler daha fazla dayanamayarak 29 Nisan 1916 günü teslim olurlar.
İngiliz tarihinde bir benzeri görülmemiş çok aşağılayıcı bu teslim olmanın boyutları şöyleydi:
13 general, 481 subay ve 13 bin asker silahlarını teslim etmişti.
Buna ek olarak, 23 bin ölü ve yaralı vermişlerdi.
Osmanlı, teslim olan İngiliz General Townshend’e bir onur konuğu gibi davrandı. İstanbul’a gönderildi, Heybeliada’da, 1924 yılında ölünceye kadar rahat bir hayat yaşadı.

Değerli Dostlar,

Tarihimizde, Kut’ul Amare Zaferi diye bir zafer yoktur!
Kısaca açıklayayım.
Yukarıda kısaca anlattığım, İngiliz askerlerinin 29 Nisan 1916 günü Osmanlı ordusuna tesliminden sonra ne oldu, biliyor musunuz?
İngilizler kısa zamanda toparlandılar, on ay sonra Basra Körfezi’nden kuzeye doğru ilerlemeye başladılar.
Osmanlı ordusu, İngilizlerin yürüyüşünü durduramadı.
İngilizler önce Kut’ul Amare’yi, ardından da Bağdat’ı ele geçirdiler.
Osmanlı ordusunun Kut’ul Amara’de elde ettiği göreceli başarı, büyük savaşın gidişatını sadece kısa bir süre etkileyebilmişti.
Sonuçta Osmanlı, Irak’taki topraklarını kaybetmiş, büyük çöküşü önleyememişti.
Sonuçta İngilizler, Irak topraklarını ele geçirmişler, iki yıl gibi kısa bir süre sonra da, Osmanlı’nın “Payitaht” dediği İstanbul’u işgal etmişlerdi.
Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılıp tüm ordusuyla düşmanlara teslim olan Osmanlı, Kut’ul Amare yenilgisini abartılı öykülerle, Türk halkına zafermiş gibi gösterme çabasına girmiş, bir süre bunda başarılı da olmuştu…

Yılmaz Dikbaş

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun