Mavilikte Uyanmak

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız,
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!…
İnsan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Yahya Kemal BEYATLI

Dağlarımız vardı yemyeşil. Derelerimiz, ırmaklarımız vardı dupduru akan suda yunardık. Mavinin her tonunda denizimiz vardı. Hamsi, lüfer, palamut, kalkan, mezgit, kırlangıç-kılıç balığı kaynardı Karadeniz’de, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de. Adalarımız vardı; cıvıl cıvıl sokaklarında sevgililerimizle hafta sonu oraya kaçar, gözlerden ırak yamaçlarda birbirimize sarılırdık. Arada masumane dudaklarımız değerdi dudaklara!

Gelir düzeyi: Orta şeker ailelerin çocuklarıydık. Birçoğumuzun yamalı çorapları vardı, mavi çivitle sabunlanmış… Asla ayaklarımız kokmazdı. Soluğumuz kokmazdı açlıktan. Belki diş macunumuz yoktu, ama mangalda alınan külle fırçalardık dişlerimizi.

Kemalettin Tuğcu

Muazzez Berkant

Oğuz Özdeş’le başlayan okuma serüveni inanılmaz bir salgına dönüşünce Orhan Kemal’in Baba Evi adlı incecik romanı avucuma yapışmıştı bir gece!

‘’Tanrı’nın duvarda çakılı çivi kadar gücü olmadığını anladım!’’ Tümcesi başka bir bakışın penceresine çıkardı!

Ortaokul 2.Sınıftaydım, Yaşar Kemal’in İnce Mehmet’i düştü önüme. Bizden bir yıl önde, çift dikişli Selin abla tutuşturmuştu elime… Okulun bahçesinden bir çıkışım var, o dikine dikine uzayan yolu rüzgar hızıyla aştığımı bugünmüş gibi anımsıyorum! Üç gün sonra okunacak sayfa kalmamıştı tuğla kalınlığındaki kitaptan!

İlkokulda izcilik, boyum uzun olduğu için mi yoksa semtte sevilen bir babanın oğlu olmaktan mı; bilemiyorum, öğretmenim beni Kızılay kolu başkanı yapmıştı!

Orta okulda bayrağı göndereye çekmişliğimde vardır!

Lise yılları, en havalı yıllarımız! Okul takımında voleybol-basket oynamışlığım da var. Stadyumlarda kutladığımız 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız en kutsal-havalı görevimizdi.

On binlerce yurtsever tribünlerden bizi izlerdi. Ulusumuzun onur günüydü. Ülke sevgisi damarlarımızda dolaşan soyun kanına karışırdı.

İnançlar kişilerin Tanrı ile aralarındaki bir duygusal bağdı. Biz bir bütündük. Demokratik, laik, devrimci Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür bireyleriydik.

Yöneten erke karşı söylemde bulunma hakkımız vardı. Bizi dinlemediklerinde valiliğe bir dilekçe sunar, gereken izinleri alır alanlarda hak arardık!

Gerektiğinde muhalefet partilerini de dibine kadar eleştirirdik.

Kolayından yolsuzluk-hırsızlık olmazdı; mahkeme önünde hesap verirdi zan altında kalanlar.

Bizim futbol takımlarımız vardı; oyuncularının %99’u bu ulusun evladı olan. Siyah-beyaz TV’den onları izlerdik.

Semtlerde yazlık sinemalarımız vardı. Elimizde kesekağıdı, içi çekirdek dolu! Film izlerdik. Ağlayanlar olurdu! Türkan Şoray ablamız, Fatma Girik ablamız vardı!

Radyodan Zeki Müren, Müzeyyen Senar dinlerdik. Ne güzel halk türkülerimiz vardı. Aşık Veysel’e hayranlık duyardık.

Biz bu maviliklerin içinde büyüdük.

İzmir Foça’da denize girmek, Kuşadası’nda tatil yapmak. Yaylalara göçmek, Karagöl’ün kıyısında uzanıp gökyüzü dokunacakmış algısını duyumsamak…

Ailecek kaplıcalara gidilirdi. Şimdiki gibi sauna bolluğu yoktu. Havuzlarda değil; Karadeniz’in çılgın dalgalarında Akdeniz’in bol tuzunda, Ege’nin serin sularında yüzerdik!

Ben Karadeniz’in maviliğini; yamaçlarından akan sularını, yemyeşil ormanlarımızı geri istiyorum. Kaçkar dağlarından Kaz dağlarına kadar yürümek istiyorum…

Toros dağının burçlarında yaşayan, göçer soyumun Türkmenlerinin obalarında konuk olmak istiyorum. Elbistan’dan Munzur’a uzanan dağların, vadilerin, suların bileşkesinde soluklanmak istiyorum.

Koskoca bir ülke beş iş adamının doyumsuz istemlerine sessizce sunulamaz. Biz bu ülkeye sevdası olan yurttaşlar olarak: Hoşça kal! Demeyeceğiz. Bu topraklar onun bunun değil: Bizim!

Bu coğrafyanın ULUSU’nun onurlu yurttaşları olarak buradayız. Burada direneceğiz.



ANIL GÜVEN

09 MAYIS 2021, Maastricht/ Hollanda

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun