Madımak Katliamı’nda Ölenler (30 ve 30 yaş üstü)

Muhlis Akarsu (45 yaşında) ve eşi Muhibe Akarsu (35 yaşında)

Misafir olarak gittiği etkinliğe eşiyle birlikte son yolculuklarını yapmış oldular, Muhibe Akarsu; 1958 Sivas Kangal`da dogdu. Muhibe Leyla Çiftlik 1972 yilinda Muhlis Akarsu ile evlendi. Aci tatli yasami, aski ve ölümü beraber paylastilar. Akarsu yum böylesiydi ahtimiz, iste geldik gidiyoruz dediler, Pinar, Çinar ve Damla adlarinda 3 kiz, 3 gonca gül, hatira biraktilar bizlere. Onlari yasatmak borç olsun bize. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057863528-Muhibe-Akarsu.html )

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi; saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul’da Mahzuni Şerif’in, Davut Sulari‘nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari’nin etkisi görülür. Davut Sulari’nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari’nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970’lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirir Akasu’da…Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

1980’li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80’lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu’nun… “Muhabbet” serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100’den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

Muhlis Akarsu’nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu’nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu’nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. Muhlis Akarsu’nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.

https://youtu.be/zbWXmzZNTKU

Şiirlerinden Örnekler


Yoruldum Yorgunum

Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem
Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni
Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem
Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

Arsız Değilidim Arsız Ettiler
Saldılar Gurbete Yurtsuz Ettiler
Yardan Ayırdılar Yarsız Ettiler
Şimdi Gizli Gizli Kınar El Beni

Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan
Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan
İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan
Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni

Pazarlık Edelim Alim Seninle

Pazarlık Edelim Alim Seninle
İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim
Hayrını Gör İmanınla Dininle
Hatmin Kur’an Senin Olsun Sen Benim

Ayıp Değilmidir Ademe Minnet
Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet
Dostluk Pazarında Olma Muhannet
Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim

Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim

Sen Yaralı Değilsin Ki

Zalim Felek Duymadın Mı Sesimi
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin
Bilemezsin Matemimi Yaşımı
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin

Gurbet Elde Günde Ömrüm Çürüyor
Eller Beni Bir Biçare Biliyor
Akarsuya Gelen Bir Tas Vuruyor
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin

Ağlama Gülüm

Günler Gelir Geçer Boşa
Ağlama Gülüm Ağlama
Yazılan Mı Gelir Başa
Ağlama Gülüm Ağlama

Bir Gün Kara Günler Biter
Üzme Beni Artık Yeter
Kavuşmamız Gelir Çatar
Ağlama Gülüm Ağlama

Yaktın Akarsuyu Yaktın
Gurbetten Gurbete Attın
Öldürmekten Beter Ettin
Ağlama Gülüm Ağlama

(Kaynak: https://www.turkedebiyati.org/sairler/muhlisakarsu.html )

Metin Altıok (52 yaşında)

1941’de İzmir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Memurluk ve öğretmenlik yaptı.

İlk şiirleri 1970’lerde yayınlandı.

İlk şiir kitabı Gezgin’de Servet-i Fünun‘dan, Ahmet Haşim‘den, Ahmet Muhip Dıranas‘tan İkinci Yeni ve 1960’ların şiirlerine kadar izler var. Kendi kuşağının en duygulu, en romantik şairleri arasındaydı.

Yalın bir dil kullanmasına karşılık, benzetme yapmayı, anlaşılması kolay imgeler oluşturmayı denedi. Halk şiiri biçimlerinden de yararlandı.

Olgunluk dönemi sayılabilecek “Kendinin Avcısı” kitabındaki şiirlerde, daha kendine özgü bir sese, romantik, acılı ve yalın bir söyleyişe ulaştığı görülür. Simgeler, alegori ve mecazlardan ölçülü bir tutumla yararlanır, şiirimizdeki lirik geleneğe bağlanır.

Sivas’ta yapılan Pir Sultan’ı Anma Şenlikleri’nde kökten dincilerin Madımak Oteli’ni yakıp 37 kişinin yanarak, boğularak ölmesine neden olan saldırısında (2 Temmuz 1993), ağır yara alıp komaya girdi. İki gün dayanabildi. O da bir kültür şehidi olarak 5 Temmuz 1993’te yaşama gözlerini yumdu. Bir şiir serüveninin kahramanı olarak şiirsevenlerin kalbinde yaşıyor.

Ünlü piyanist Fazıl Say, Metin Altıok’un şiirleri üzerine Metin Altıok Oratoryosu yaptı (2003). Kızı Zeynep Altıok, duygularını, sevenlerinin anılarını, onu tanıyanların yazdıklarını Gölgesi Yıldız Dolu adıyla kitaplaştırdı (2003).

Metin Altıok Eserleri

ŞİİR:

  • Gezgin (1976)
  • Yerleşik Yabancı (1978)
  • Kendinin Avcısı (1979)
  • Küçük Tragedyalar (1982)
  • İpek ve Kılabtan (1987)
  • Gerçeğin Öte Yakası (1980)
  • Dörtlükler ve Desenler (1990) Süveyda (1991)
  • Alaturka Şiirler (1992)
  • Yel ve Gül (1993)
  • Hesapişi Şiirler (1993)
  • Şiirin İlk Atlası (Şair ve Şiir üzerine denemeler, 1992)
  • Bir Acıya Kiracı (Bütün şiirleri, 1998)

ÖDÜLLERİ

  • 1980 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü (Kendinin Avcısı kitabıyla Ahmet Telli ile paylaştı)
  • 1991 Cemal Süreya Şiir Ödülü Gerçeğin Öte Yakası ile

Metin Altıok Şiirlerinden Örnekler

GERİYE KALAN

Bir anahtar verdindi bana
Kabaran yüreğimi bilerek
Kullanıp durdum onu gönlümce
Aşkıma kenar süsü diyerek
Aşındırdım dişlerini zamanla

Geriye ben kaldım işte.

Yalan olur sevmedim dersem
Ama yolcu yolunda gerek
Ey ömrümün uğuldayan durağı
Yanlış bir hesaptan dönerek
Benli günlerini sil istersen.

Geriye sen kaldın işte.

BU BENİM

Bu benim garipliğim
Bak ağacın çatalında;
Rüzgarlı kuş yuvası
Sallanır durur hâlâ.
Bu benim hasretliğim
Bak denizin dalgasında
Gider gelir kıyıya
Oynaşır durur hâlâ.
Bu benim bezginliğim
Bak duvarın sıvasında;
Pul pul olmuş dökülür
Dökülür durur hâlâ.

SARIL BANA

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli benden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana

Anıların kar topluyor inceden
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.

HANÇERİN SAPI


Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum, sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hafız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum da sanki
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar, dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor
Hızar sesleri geliyor
Dört bir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

GÜNLERDEN ÖYLE BİR GÜN

Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.
Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.
Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık.

Sehergül Ateş (30 yaşında)

Sehergül Ateş, 1963 Ankara doğumlu… Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi… Türkiye Elektrik Kurumun’da (TEK) memur olarak çalışmış…

Evin her köşesinde Sehergül’ün yeteneğini, emeğini sergileyen ürünler yer alıyor; makrome el işleri, örgüler, yapma çiçekler ve özenle baktığı menekşeleri… Sehergül Akeş, çiçekleri çok seviyor, işyerlerinde kırkayakın çiçeği olduğunu öğreniyoruz; Her sabah “günaydın ben geldim” diyerek sesleniyor onlara, “öpün bakalım ablanızın elini” diyerek okşuyor hepsini.

Sehergül’ün odası, ölümünden dört gün sonra ilk kez açılıyor, o günden sonra da sürekli kilitli tutuluyor. Babası Musa Ateş odaya girmeyi reddediyor, acısını yüreğinde duyduğu kızı için döktüğü gözyaşlarını bizden saklamıyor artık… Ablası bir kaç bavula sığan ceyizini gösteriyor, odada Sehergül’e ait herşey yerli yerinde korunuyor. “Eğer saz çalmadan ölürsem, mezarımı tekmeleyin” diyor ablasına.. “Sen herşeyi öğrendin, bir tek saz çalmayı mı öğrenemeyeceksin ?” diye kızıyor ablası… “Evimin her köşesinde, bahçemin her ağacında onun emeği vardı.

Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınına umutla bakan, yüreği sevgi dolubir genç kızdı Sehergül Ateş… Diğer güzel insanlarımız gibi, O’nu da, apansız yitirdik kanlı Sivas’ta.. (Kaynak: http://www.gelincanlar.com/alevilik_hakkinda/52_sehergul-ates.html )

Sehergül

Taze Bir çiçek dalını okşarken günün ışıkları Ankara’dan Sivas’a doğru bir ışık huzmesi gibi akıp giden otobüsün içindekiler heyecanlıydılar. Heyecan demek yeterli değildi. Hani mutluyken insanın içi içine sığmaz ya öyle.Takvimler de tarih 1993’ün Temmuz ayının ilk günlerini gösteriyordu.***1987 yazıydı. Antalya, Elmalı’da konuğumuz SHP Milletvekili Musa Ateş’ti. Yaz tatili için Antalya’ya gelmiş oradan da:“Bizim canları görelim.” Diye bir günlüğüne Elmalı’ya geçmişti.O günün akşamı ansızın karar verdi.
“Sabah hep birlikte Antalya’ya, Lara kıyısındaki tatil yerleşkesine gidelim. Sizde benim konuğum olun, bir iki gün olsa da denize girersiniz.” Dedi.Musa amcayı kırmak mı? Çaresiz önerisine evet demiştik.Ertesi gün Lara’daydık.Günün önemli bir bölümü denize girip güneşlenmiştik. Akşamı da tatil yerleşkesindeki konutun balkonunda mangal yaktık. Balkonun ışığından olmalıydı ki sivrisinek hücumuna uğradık. Elime aldığım gazeteyi rulo yaparak sivrisineklere vurmaya kalktığımda, Musa Ateş engel olmuştu.“Sakın öldürme. Işığı kapatırsak giderler.” Demişti.Koca adam sivrisineklere bile kıydırmamıştı.“Şu an bize zarar vermediler ki. Nasıl öldürebiliriz onları.” Diyerek kıyıcılığımıza geçit vermemişti.***Madımak oteline yerleştiklerinde tarih 2 Temmuz 1993’tü…Sehergül, Sivas etkinliklerine katılan onlarca şair, yazar ve aydınla o otelin konuğuydu. Halk dansları ekibiyle yapılacak etkinliğe katkıda bulunacak gençlerden sadece birisiydi.Temmuz sıcağı kenti kavururken son hazırlıkları yapıyorlardı.Yazar Aziz Nesin, Türk Halk Müziğinin eşsiz seslerinden Hasret Gültekin, şiirleri dillerden düşmeyen Asım Bezirci, Metin Altıok,Behçet Aysan,Asaf Koçak,Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu etkinliğin ünlü konuklarıydı.Bir ara dışarıda gürültüler oldu. Tuhaf sesler çıkararak otelin önüne toplanan öfkeli kalabalık çoğalmaya başlamıştı.

Sloganları arasında Aziz Nesin hedef isimdi.Olay güvenlik birimlerine haber edilmesine rağmen ortalıkta güvenlik önlemi alacak kimse görünmüyordu. ***Lara gecesi Musa Ateş’le Türkiye hakkında konuşuyorduk. Türkiye ve dünyaya bakış açısında eşsiz bir hümanizm vardı.“Medya sizi seviyor. Bir milletvekili olarak sıra dışı bir hayatınız var. Sürekli halkın içindesiniz. Özel ya da makam araçları yerine toplu taşıma araçlarını kullanıyorsunuz.” Dediğimde.“Bundan doğal ne olabilir ki. Halkın içinde olmayan, onlarla bağ kuramayana nasıl milletin vekili diyebiliriz.” Yanıtını vermişti.***Madımak otelinin önündeki kalabalık çığ gibi büyümüştü. Otelin pencerelerine doğru fırlatılan taşlar cam çerçeveyi indiriyordu.Etkinlik için gelen sanatçılar, folklorcu gençler tedirginlik içindeydi.Kalabalıktan yükselen sesler:“Aziz Nesin çık dışarı!” Diyordu.Kalabalık içinden otele tırmananlar çoktan perdeleri ateşe vermişlerdi. Artık otel yanıyordu.Sehergül ve arkadaşları korku içinde bir köşeye sinmişlerdi. Aziz Nesin, sanatçı arkadaşlarıyla helalleşmiş:“Arkadaşlar fare gibi ölmektense dimdik ayakta ölürüz.” Diyerek açık pencereden kalabalığa doğru imdat diye seslenmeye başlamışlardı.***O akşam Musa Ateş ile inançlar üzerine konuşmuş:“Asla inançlarımızı kaybetmemeliyiz. Kaybettiğimiz an yanlış ve çıkmaz sokaklarda kaybolur gideriz. Elbette ki her alanda toplumun değerlerini sömürenler arasında inançları da araç olarak kullanacaklar olacaktır. Asıl mesele onların maskelerini düşürmek, deşifre etmektir.” Nasihatlerini almıştık.***Sivas’ın orta yerinde koskoca Madımak oteli çıra gibi yanıyordu. Bir ara binaya yanaşan itfaiye otel içinde hala hayatta olanlara umut olmuştu. Aziz Nesin ve arkadaşları nihayet seslerini itfaiye erlerine duyurmuş, binaya dayanan merdivenlerle ateşin içinde çekilip alınmıştı.***Meclisteki çalışmalar dışında sosyal aktivitelerde yardımcısının olup olmadığını sormuştum Musa Ateş’e. Gözlerinin içi gülmüş, kıvançla:“Sehergül kızım partnerim. Birçok etkinlikte yanımda oluyor.” Demişti.***Tam 35 insan yakılmıştı Sivas’ın orta yerinde.Din iman diyerek, Allah diyerek 35 can diri diri yakılmıştı.Sehergül de yanan canlardan biriydi.***Çok sonraları Musa Ateş, kızı Sehergül Sivas Madımak otelinde katledildikten sonra büyük acılar ve geride bıraktığı travmalar yaşadı.Didim’de Parlamenterler sitesindeki denize bakan aşiyanı onun için aşiyanı oldu.Çoluk çocuk günü birlik ziyaretine gittiğimizde onu kitapları arasında kaybolmuş olarak gördük. Yaşıyordu. Küçük oğlu Egemen’in şirinleri birer torun merhemi olup içinde yanan ateşe derman olmuştu.Elini öpüp helallik istediğimde yanı başımda gülümseyerek bakan kızlarımı işaret ederek:“İnançlarını kaybetmeden büyümeliler. En değerli hazinemiz inançlarımız. Bak ben hala ayakta ulu bir çınar gibi dimdik durabiliyorsam inançlarımdandır.” Demişti.***Musa Ateş amcamız yaşamaya devam ediyor. İçindeki Sehergül’ü soldurmadan. İnançlarıyla.Ve ben…Her Temmuz ayının ilk günlerinde saygıyla Musa Ateş amcamızı anıyorum. O’nu… Eşsiz ailesini… Sözde imanlıyız denen alçak din tacirlerini lanetleyerek.Yine Temmuz…Sivas, Madımak katliamının utanç veren 24.yıldönümü…Yaşamlarını kaybeden 35 canı saygı ve rahmetle anıyorum.Şimdi çok uzaklarda… Torunlarının yürekçiklerine başını yaslamış Musa Ateş amcama selam gönderiyorum.  Ve usulca Zülfü Livaneli’nin;“Yaşamak görevdir yangın yerinde/Yaşamak insan gibi kalarak .”Şarksını mırıldanıyorum.Biliyorum o beni duyuyordur. Yaralı baba yüreğinden hürmetle öpüyorum. (Kaynak: https://antalyabugun.com/tr/makale/sehergul-23362.html )

Behçet Aysan (44 yaşında)

Behçet Aysan (d. 1949, Ankara – ö. 02 Temmuz 1993, Sivas) Şair, Doktor.

1949’da Ankara’da doğdu. Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördü. Doktor olarak çalıştı.

Kısa ömrüne yüzlerce şiir sığdırmayı başardı. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Otel’in yakılması sırasında yaşamını yitiren aydınlarımız arasındaydı. Duru dili ve içli şiirleriyle dikkat çeker.

Behçet Aysan‘ın Eserleri:

  • Karşı Gece (1983)
  • Sesler ve Küller (1984)
  • Eylül (1988)
  • Deniz Feneri (1987)
  • Düello (1993- Katledilmesinden sonra yayınlandı)
  • Üç Kardeştiler (Radyo Oyunu, 1995)

Ödülleri: 

  • 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü (Sesler ve Küller ile)
  • 1988 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (Eylül ile)
  • 1987 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü (Deniz Feneri ile)

Behçet Aysan’ın Şiirlerinden Örnekler

BEYAZ BİR GEMİDİR ÖLÜM

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgarla savrulan
kâğıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm.

siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde ölürüm.

BİR KİRAZ DALI

bahar mührünü vurmuş leylaklar
açmış, uzansam bir kiraz dalı
içimde koşup duruyor bir maral
gelincik tarlaları çığlık çığlığa

oralardan geldim baş eğmeden
gecelerin kımıldayıp sonlandığı
ışık ışığa mor kanatlı kelebeği
küflü duvarları bilirim voltaları

suskun küflü duvarları kan sıçramış
çakıyla takvimler kazınan, günler
saatler, dakkalar-

bitmeyen zaman

ağarmış kireç oyuklarında
soluk renkli sözcükleri.

AYNA

kırılınca bir büyük ayna
şarkılar da yarım kaldı
büyü bozuldu, durdu saatler
suda suretimiz asılı kaldı.

yoktu, şehirler gezdim ülkeler
düşlerim sahipsiz kaldı
ve şimdi kim bilir nerdeler
gül güle değdi solmuş kaldı.

anıları öğütür değirmenler
bir aşk söyleyin ki bana
daha başlarken öldemeler.

kırılınca bir büyük ayna
aşk bitti şarkılar yarım.

UNUTULMAYAN

durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim, ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda.

bize hep beyaz mendil
sallayan
ölüm ki,
iki kapısında
haki bir yalnızlık
dikilirdi

ve hatırlatırdı
bize, güz kuşlarının
uçup gittiği denizleri.

bense, yulaf kokan
dağlı ellerinde
dolaşmak gibi kolaydır
sanırdım yaşamak ve sana kansız
bir gökyüzü
getirirdim
getirebilsem ah,
– avlusunda çocukların
korkmadan oynadığı –
lalelerle
donanmış simli bir gökyüzü.

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
çatlamış bir narı, unutmadım.

BİR EFLATUN ÖLÜM

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.

(Kaynak: https://www.turkedebiyati.org/behcet_aysan.html )

Erdal Ayrancı (35 yaşında)

Doğum Tarihi :

1965, Ankara
Ölüm Tarihi – 2 Temmuz 1993

1978 yılında ODTÜ’de okumaya başladı. Hatice ile Ayrancı Halk Odasında tanıştıktan iki yıl sonra evlendi. 12 Eylül dönemi ile birlikte, 1980 – 1983 yılları arasında iki yıl iki gün, sırasıyla Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor ve Niğde Cezaevlerinde yattı. Hapishaneden çıktığında çeşitli işlerle uğraştı. Yayıncılığı denedi ve sonra arkasından Bodrum’da motel işletmek istedi. Sonra Bilgisayar pazarlamasıyla ilgili bir şirket kurdu. 20 Aralık 1986’da kızı Zeynep doğdu.

Erdal Ayracı’nın ilgi alanı oldukça genişti. En son merakı sinema yönetmenliği yapmaktı. 1992 yılında bir belgesel çekmek için Denizli’ye Gider, ancak bu “Denizli Belgeseli” onun için maddi ve manevi yıpratıcı bir deneyim oldu.

“Balonla Anadolu İpek Yolları” isimli bir proje hazırladı. Projeyi başlatmak üzere ,”Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri”ni filme çekmek üzere Sivas’a gitti. Ve Sivas katliamından kurtulamadı. Kültür Bakanlığının sıcak baktığı bu projeyle 12 yerin tarihi, kültürel, sosyal yapısının İpek yollarıyla bağ kurularak izleyiciye aktarılması amaçlanıyordu.

Yönetmenliğini Yaptığı Belgesel Filmler

Denizli Belgeseli – 1992

(Kaynak: http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/erdalayranci.html )

Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma   bir ses,
(lânet olası kara bir ses)
İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa kulaklarda.
Yalınız…
Düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar, korksunlar artık
Korksunlar ALEV çemberindeki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak
Erdal Ayrancı, Mamak’da 1981de yazmış bu şiiri.

Asım Bezirci (66 yaşında)

1927 yılında Erzincan’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl Gerçek gazetesinde politik fıkralar yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde Halis Acar adıyla yazıları yayınlanan Bezirci, 1960’tan sonra kendi adıyla yazmaya devam etti. Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu.

2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirdi.

Eserleri

Çok Kapılı Oda (1961)
Edip Cansever (1961)
Günlerin Götürdüğü Getirdiği (1962)
Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1963)
Abdülhak Hamit ve Târık yahut Endülüs Fethi (1966)
Okudukça (1967)
Orhan Veli Kanık (1967)
Ahmet Haşim (1967)
Nurullah Ataç (1968)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968)
Metin Eloğlu (1971)
On Şair On Şiir (1971)
Seçme Romanlar (Refika Taner’le birlikte, 1973)
İkinci Yeni Olayı (1974)
Sabahattin Ali (1974)
Nâzım Hikmet ve Seçme Romanlar (1975)
Orhan Kemal (Hikmet Altınkaynak’la birlikte, 1977)
Halk, Sosyalizm, Kültür ve Edebiyat (1979)
1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980)
Seçme Hikayeler (Refika Taner’le birlikte, 1981)
Pir Sultan (1986)
Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri (1986)
Şairlerimizin Diliyle Barış (1987)
Rıfat Ilgaz (1988)
Deyimlerimizin Sözlüğü (1990)
Temele Gül Dikenler (1993)
Güle Dil Verenler (1993)

Çevirileri
Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht)
Demokrasi, Barış, Sosyalizm (Jean Jaurès)
Seçme Şiirler (Paul Éluard)
Asıl Adalet (Paul Éluard)
Varoluşçuluk (Jean-Paul Sartre)
Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov)
Sosyalizm ve Edebiyat (Anatol Lunaçarski)
Felsefe Bilim ve Din (Marcel Cachin ve Rene Maublanc)
Pyrrhus ile Cineas (Simone de Beauvoir)
Diderot (Andre Cresson)

(Kaynak: https://www.antoloji.com/asim-bezirci/hayati/ )

Nesimi Çimen (67 yaşında)

Türk halk ozanı.

1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde doğdu. Daha sonra tüm ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız ilçesine yerleşti ve bir köy ağasının yanında maraba olarak çalışmaya başladı. Ağanın kızı Dilber’e aşık olunca, birlikte Kayseri’den kaçıp Elbistan’ın Sevdili Köyü’ne yerleştiler. Anadolu Aleviliği’nin yoğun yaşandığı bu bölgede uzun süre kaldıktan sonra İstanbul’a taşındı. İşçi olarak Almanya’ya gitmek için çabaladı, fakat nefes darlığı olduğu için başaramadı ve ailesiyle beraber Osmaniye’nin Kadirli ilçesine göç etti. Bu dönemde yazar Yaşar Kemal ile tanıştı ve onun da yardımıyla bir fabrikada işe başladı. Greve çıkan işçilerin başına geçince işten atıldı ve ailesinin geçimini sağlamak için ozanlığa başladı. 1967 yılında Tunceli’de sergilenen bir Pir Sultan Abdal oyununda oynayan ve deyişler söyleyen Nesimi, salonda olay çıkınca gözaltına alındı ve bıyığının yarısı tek tek yolunmuş bir vaziyette serbest bırakıldı. Ailesiyle birlikte Zeytinburnu’nda bir gecekonduya yerleşti. Evinde konaklayanlar arasında Yaşar Kemal, Atıf Yılmaz, İlhan Selçuk, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Harun Karadeniz, Yılmaz Güney, Mahzuni Şerif, Aşık İhsani, Emekçi ve Ali Özgentürk gibi isimler vardı.

Küçük yaşta türkü derlemeleri yapan Nesimi, topladığı folklor değerlerini radyo arşivlerine kazandırdı. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve diğer usta ozanların nefeslerini söyleyerek kendisini tanıttı. Nefeslerini, türkülerini bağlama ile değil, göğsünde taşıdığı cura eşliğinde söyledi ve cura çalmada ün kazandı. Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakıldığı ve 35 kişinin öldürüldüğü Sivas Katliamı’nda hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Balet ve müzisyen Mazlum Çimen’in babasıdır. (Kaynak: https://www.antoloji.com/nesimi-cimen/hayati/ )

Şiirlerinden Örnekler

Ölmesin (Barış Güvercini)

Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

Dünya cennet olsun yaşasın insan
Gelin barışalım dökülmesin kan
Son bulsun savaşlar kesilsin figan
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

İnsancıl insanlar barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

Nesimi der ki ey füze yapanlar
Acımasız zalim cana kıyanlar
Bırak ey yaşasın bütün insanlar
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

Dinle Sözümü

Aç kulaklarını dinle sözümü
Yalan söz gerçeğe bir tuzak değil
Ehli irfan olan hakkın mekanı
İşte böylesinden hak uzak değil

İrfan meclisine girmeyen kişi
Pişmemiştir özüsünün ateşi
Yenilmez ekmeği zehirdir aşı
Lanet böylesine hiç yazık değil

İnsan haklarını hak bilen kişi
Özünde nur doğar yalan ateşi
Kamili taşlamak cahilin işi
Cahilden kötülük hiç uzak değil

Sakın ol Nesimi sen senden sakın
Meclis-i erkandır edep er hakkın
Özünü bilene hak olur yakın
Hak odağı demden hiç uzak değil

Bugün Dost Kapıya Gelmiş

Bugün Dost Kapıya Gelmiş
Ben Haberdar Olmamışam
Nazlı Yarim Vay
Çağırmış Ses Vermiş Gitmiş
Ben Haberdar Olmamışam
Nazlı Yarim Vay

Girdin Dostun Bahçesine
Girdin Yarin Bahçesine
Dost Cemalin Görmek İçin
Nazlı Yarim Vay
Dost Ben İle Ülfet Etmiş
Ben Haberdar Olmamışam Hey

Gel Ha Gel Hey Nesimi
Hakkın Nişanı Sende Var
Nazlı Yarim Vay
Böyle Çalınmış Kalemim
Böyle Yazmışlar Yazımı
Ben Haberdar Olmamışam Hey
Nazlı Dostum Hey

Uğur Kaynar (37 yaşında)

Şiir işçisi bir adam: Uğur Kaynar

Bahadır Ozan Yaşar
Sosyal Bilimler Lisesi
İstanbul

Yaranda süzme bal gibi hüzün
süzme bal gibi hasrettir
İlk dokunuşun ardından
şehvetli bir bityeniği gibi
gittikçe her yanı saran.

(Uğur Kaynar)

30 Ocak 1956’da Zara/Sivas’ta kalabalık bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar Uğur Kaynar. Çocukluğu, çocukluk-gençlik arasındaki geçiş evresini Zara’da geçirir. Annesini kaybeder bu sırada. Ömrünce bu acıyı yakasında taşıyacaktır.
İlk kez aşık olduğu, evden kaçtığı, sigara, içki, kadın ve şiir gibi kötü alışkanlıklarla ilk kez tanıştığı Zara’dan ayrılıp Ankara’ya gitme süreci. 1970: zor, çok zor yıllar; zorluğun peşini bırakmadığı yıllar. Öğrenimi yarıda bırakmak zorunda kalması.

Yanı başımızda duran
küskün suratlar şakladı
oysa
meskenimiz dardı
dumandı yerimiz.
Sevdamız ise
kuşatılmış köz yürekte
umutlarca tığ
düşmanlarca toy
bir amandı.
Aman dedik
aman tuttu ellerimiz.

(Bir Sevdaya Destandır – Uğur Kaynar)

‘Uğur çok hüzünlü bir adamdı. Şiirlerinin teması sevmektir, sevdadır. Sevmeyen insanlara, sevmeyi bilmeyen, daha doğrusu öğrenemeyen insanlara yönelik çok ciddi eleştirileri vardır. Her kitabı yüklü bir hüznün anlatımıdır.’
(Sivas Kitabı-Bir Toplu Öldürümün Öyküsü, Edebiyatçılar Derneği – Attila Aşut, 1994,
Uğur Kaynar – Bir Başına Ölmek, Serap Kaynar, s.400)

1977: Serap Kaynar ile evliliği. Çeşitli işler: ahşap oymacılığı, kaset satımı vs.
Her gün yeni bir olay; kavga yılları. ODTÜ işgalinde, Şentepe Direnişi’nde, Tuzluçayır’da demokrasi haykıran kendi deyimiyle ‘demokrasi kavgacısı’ bir adam. 80 Darbesi! Cezaevi. Mamak. Daha sonraki yıllarda Ahmet Say’a mahpusluk yıllarını –faşizmi, zorbalığı, zalimliği- susarak anlatacaktır. Cezaevindeyken babasının ölüm, kızının doğum haberini alması. Gemleyemediği duygular… Mahpusluktan sonra hayatını şiir ile kurma – demokrasi kavgasını şiir ile birleştirme süreci. 1987: ikinci kızı.

Sen içsiyet içsiyet gülümserdin
Gülümserdik
Gecenin üşüyen sokaklarından
olanca bahsi bahtiyar bozacılar geçerdi
sessiz sedasız
Belleğinle iyiden iyiye sokulurdun içime doğru
neyin nesini yaşadığının farkında olarak.
(Tiyo – Uğur Kaynar)

1988. Yaşadığı acıların özellikle mahpusluk yıllarının birikimi ilk şiir kitabı: Çiçekler Halaya Durdu. Ankara – Sümer Sokak. Altı-yedi metrekare bir odada gerçek bir şiir kavgası: El Yazıları Yayıncılık. Yayınladıkları kitabın yayıncının ön sözü kısmına: ‘Amacımız: yazın tarihine belgesel nitelikte kitaplar kazandırmak ve şiirin yok sayıldığı bir ülkede, şiire hak ettiği saygıyı göstermektir.’ şeklinde not düşer Uğur Kaynar. Küçük bir odanın içinin hayalleri büyük olan, şiirle dünyasını kuran bir adam ile dolması.

Ne garip şey
kavuşamamak,
güneşi boynuma asıp,
umutlara maviler sermek.
Yanağında sevda beni
yüreğinde yara olup kanamak
ne garip.
 (Yanağında Sevda Beni – Uğur Kaynar)

‘Ömrünün bilmem kaç senesini cezaevlerinde geçirmiş, mahpusta iken çocuğunun doğumu ile babasının ölüm haberini aynı anda alan bir adamdı Uğur. Bütün bunları hak edecek ne yapmıştı bu ülkeye? Niye Sivas’a gitmişti? Niye cezaevine girmişse işte o yüzden Sivas’a gitmişti. 12 Eylül’den önce ODTÜ İşgaline, Şentepe Direnişine, Tuzluçayır’a niye gittiyse, ondan gitmişti Sivas’a. 12 Eylül faşist darbesinden sonra niye yattıysa Mamak’ta, o yüzden yatmıştı Madımak Oteli’nin dumana kesmiş ucuz halılarının serildiği koridorlarına… İnsan olmaktan başka bir şey bilmiyor ve elinden başka bir şey gelmiyordu işte.’
(Ölümüne Seversen Ölürsün, Ercan Kesal)
1993. Güncesika’nın hazırlıkları. IV. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne birçok yazar-şair dostu ile davet edilmesi. Şenliklere hiç merakı olmayan bir adam. Birkaç defa karar değiştirmesi. En sonunda gitmeye karar vermesi.

‘Sivas’ta Madımak Oteli’nde, 2 Temmuz günü yine az konuşan, hüzünlü Uğur vardı yanımızda. Saldırganlara karşı, asma kat hizasında kurulan barikatın birkaç basamak üstünde, Behçet Aysan ve Metin Altıok’ la birlikte mevzilenmişti. ‘Yan yana üç şair fotoğrafı’, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar can yakıcı olmamıştır. O fotoğraf çok şey anlatıyor ülkeme, bugüne ve şairlere dair.
Üçünü de yangından bir süre önce, tırabzanlardan uzanarak görmüştüm. Biraz sohbet ettik; seslerinin tınısı bile belleğimde. Öyle değerli ki bir gün belleğimi yitirme olasılığı, sırf onlardan bir kez daha ayrılmak korkusu gibi yerleşmiş yüreğime… Sivas Müzesi’ne ne zaman gitsem, kurtulamayanların cebinden, çantasından çıkanlara ne zaman baksam; sesleri ve gülümsemeleri geliyor aklıma.
Uğur Kaynar’ın cebinden 50 lira, bir Bafra sigarası, bir ağızlık ve peçeteye yazılmış dizeler çıkmış. Dizeler, 14 yaşında yaşadığı büyük kopuşun sürüp giden etkisini gösteriyor bize.

Bir de ölümü sıkça kullanan bir şairin son yengisini:
öldüğümde
doğduğum yere gidiyorum
yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği
işte böylesine yeniyorum.’
(Ölümde Yengi Arayan Şair: Uğur Kaynar, Zerrin Taşpınar)

Anlayabilmek için şimdi seni; şiirlerinin arasında sana dair bir şeyler arıyorum. ‘isyanın hangi kuytu köşemizde saklandığını/güneşin hangi şafakta bizi karşılayacağı’ bilinmezliğine ulaşabilmek, yaşayabilmek, tutunmak için başka çarem yok.
Tanyerlerim ağrıyor
Çürük ay rengi çarpıyor geceyi
Şiir cinatına biniyor
Ben
Giderayak.
(Canşenliği – Uğur Kaynar) (Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/274188/siir-iscisi-bir-adam-ugur-kaynar )

Asaf Koçak (35 yaşında)

1958 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğdu. Fakat resmi kayıtlara 1959 Kırşehir doğumlu olarak gecti. Babası Hese Tekşin ve annesi Afe Mome Şexbilan aşiretine bağlı Mahmutlu köyünden Yerköy’e göç etmişlerdi. Asaf Koçak 6 çocuktan 5. si olarak Yerköy’de dünyaya geldi. Asaf Koçak’ın resim aşkı ta ilkokulda başlamıştı. Bu aşkı karikatür ve isyanların başlangıcı diye nitelendirdiği İstanbul Davutpaşa lisesinde olgunlaştırdı. Dersten kaçmayı, 51 oynamayı orada öğrendi. Daha sonra Kırşehir Eğitim Enstitüsünü bitirdi. Sırtına fırçasını vurup yaşamına son verenlerin çocuklarına resim eğitimi vermek için 4 yıl öğretmenlik yaptı. Sivas’ta başından bir olay geçti. Kaderin cilvesi olsa gerek donma tehlikesi geçirdi ve arkadaşları tarafından hayata geri dönderildi. Daha sonra 3 yılda Adıyaman da öğretmenlik yaptı. Sonra öğretmenlik mesleğinin kendisine göre olmadığına karar verdi. İstifasını sunarak Ankara’ya geldi. Burada 6 kişisel sergi açtı. Ondörtyılı bulan karikatür çizme yaşantısı boyunca karikatürleri Sorun, Yapıt, Yeni Olgu, Türkiye Yazıları, 2000e doğru, Bilim ve Sanat, Yarın,   Edebiyat 81, Cumhuriyet, Günaydın ve Yeni Çuval da yayımlandı. Yunus Nadi ödül yarışmasında, Monsiyon TMMOB Denizli temsilciliğinin düzenlediği karikatür yarışmasında başarı ödülleri kazandı. Para kazanmak ve geçinmek için Musluk Tamirciliği ve Sinemayı denedi. Kısa metrajlı bir filimde oynadı. Filmin adı Büyük Simbad’tı. Bu film bir yarışmada 1.lik ödülü aldı. Pir Sultan Abdal dergisinin kapak karikatür çizimlerini, Özgür Gelecek dergisinin görsel danışmanlığı yaptı.

2 Temmuz 1993’te gerici güçlerce Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 37 kişiden biri olan karikatürist Asaf Koçak, aramızdan ayrıldığında 35 yaşındaydı. (Kaynak: https://www.karikaturculerdernegi.com/karikaturculerimiz/asaf-kocak/ )

Edibe Sulari (40 yaşında)

Eşi Nesimi Beyazıtın Edibe Sulari’ye bestelemiş olduğu deyiş

Kulun Nesimiyim hülyamıydın sen
medet beklediğim ilyamıydın sen
edom kavuşurdum deryamıydın sen
şimdi kerbelada çöle dönmüşün…

Ruhları şad olsun… Birlikte dinleyelim diye kendi sesinden videosunu ekliyorum; https://youtu.be/6mUZRbVPyUA

dibe Davut Sulari´nin yadigâri, Isveç´ten kosup gelmisti Sivas´a
O zaten babasinin yoldan, hiç ayrilmadi.
Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani’nin torunlarindandir.Bassel’de yasadigi halde Türkiye’de yapilan bütün Bektasi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarina katilmayi ihmal etmezdi.

Askiyla Perisan Davut Sulari
Muhabbeti baldir kendisi ari
Hz. Ali´nin sir zülfü kari
inkarin boynuna vuralim hele

Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057810552-Edibe-Sulari.html )

Edibe Sulari’nin ailesi ve bektaşilik üzerine bilgilendirici bir kaynak daha ekliyorum. https://edebiyatvesanatakademisi.com/asik-edebiyati-asiklar/davut-sulari-hayati-ve-sairligi/235

Madımak Katliamı’nda hayatlarını kaybeden aydınlarımızın biyografilerini tamamladım. Katliamdan yaralananları ve yara almayanları da bu yazıya ekliyorum.

Yaralananlar

Aziz Nesin, Oktay Samur, Lütfiye Aydın, Kadir Ardıç, Cafer Can Aydın, Ahmet Bayram, Aydoğan Yavaşlı, Faruk Yalçın , Melahat Yavaşlı, H.İbrahim Darbiçer, Kamber Çakır, Ahmet Yapar, Lütfi Kaleli, Şaban Yılmaz, Serdar Doğan, Selahattin Özaslan, Gülay Şahin, Nurettin Darıka, Makbule Çimen, Sabri Kangal, Nuray Özkan, Birsen Gündüz, Bülent Daylaşlı, Mustafa Göktekin, Faruk Daylaşlı, Turan Keser, Bedia Atmaca, Erkan Kılıç, Şadiye Tanış, İnci Şener, Nevzat Çiğdamlı, Ali Sertaş, Ünal Altunay, Çiğdem Gülhan, Ali Uygur, Mecit Ünal, Hasan Yıldırım, Hidayet Özden, A. Turan Onak, Solmaz Yılmaz, Mustafa Kaya, Zülali Bilgin, Erdal Koç, Seyit İnat, Rukiye Güler, Ersin Güren, Adem Şahin, Salim Cebenay, Ercan Develi.

Otelden yara almadan kurtulanlar

Arif Sağ, Neval Oğan, Yıldız Sağ, Tuncay Yılmaz, Murtaza Demir, Demet Işık, Ali Çağan, Elif Dumanlı, Haydar Ünal, Murat Kılıç, Yüksel Yıldırım, İclal Karakuş,  Ali Balkız, Ertan Kartal, Ali Baştuğ, Ali Rıza Koçyiğit, Ali Doğan, Mustafa Türkan, Ayben Kop, Rıza Aydoğmuş, Ali Yüce, Mehmet Aydoğmuş, Nimet Yüce, Deniz Hunar, Celal Yıldız, Ferhun Ateş, Nurhan Metin, Cevat Geray, Cem Celasun, Gülsen Geray, Zerrin Taşpınar, Olgun Şensoy, Mehtap Yücel, Nuray Özkan, Hülya Kaderoğlu, Cevat Üstün, Battal Pehlivan, Hidayet Karakuş, Türkân Pehlivan, İ. Cem Erseven

Yaralanan polisler

Doğukan Öner (İl Emniyet Müdürü), Rahim Çalışkan (Emniyet Müd. Yrd), Mustafa Uzun (Şube Müdürü ), Yaşar Temel (Başkomiser ), İbrahim Kurşun (Komiser), Sönmez Kayış (Polis Memuru), Ramazan Karataş (Polis Memuru), Bülent Damlacı (Polis Memuru ), Nevzat Gündoğdu (Polis Memuru), Ersoy Kara (Polis Memuru), Şaban Akın (Polis Memuru), Salim Şen (Polis Memuru), Hüseyin Yüksel (Polis Memuru), Sebahattin Dinç (Polis Memuru)

Yargı süreci

Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21 Ekim 1993’te yapıldı. Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldı. Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi. DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir. Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. (BT/NZ)

(Kaynak: pirsultan.net )

KOYUN BENİ HAK AŞKINA YANAYIM (DÖNEN DÖNSÜN)

Koyun beni Hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
Pirimden dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
 Benim pirim gayet ulu kişidir
Yediler ulusu, Kırklar eşidir
On İki İmamın, server başıdır
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
 Kadılar, müftüler fetva yazarsa
İşte kement, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
 Ulu mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden
PiR SULTAN’ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem pirimden

Pir Sultan Abdal
( 16 . yy. )


Pir Sultan Abdal, Bütün Şiirleri, S. 157-158

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun