Kemalistlerin Hikayesi, Kemalizm, Zebra midye tehlikesi, Marmara depreminin 21. yılı…

Sayın İbrahim Kalın 30.07.2020 günü kamuoyuna şu açıklamayı yaptı:

“Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize 150 yıldır, modernleşme adı altında, başkalarının hikâyeleri anlatıldı, artık kendi hikâyelerimizi yazma zamanıdır.”

Sayın İbrahim Kalın Adalet ve Kalkınma Partisinde çok önemli konumdadır. Yaptığı açıklamanın partisinin genel siyaseti olarak değerlendiriyorum. İktidar partisinin nasıl hikâyeleri olacak bilmiyorum fakat merak ediyorum.

Ben kendi hikâyemizden söz edeceğim. Yani Kemalistlerin destansı hikâyeleri… Şimdilik bir Kemalist parti henüz yok ama olmalı, bir gün mutlaka olacaktır. Ben ne iktidar partisinin ve ne de başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere ve diğer muhalefet partilerinin Kemalizm’i savunacak bir iradeleri olacağını sanmıyorum.

Şimdi bizim hikâyemizden sayfalar çevirelim.

1) Hikâyemiz 10 Ağustos günü Anafartalar zaferi ile başlar. O gün gelecekte tutsak edilmiş bir ülkenin kaderini değiştiren Emperyalizme meydan okuyan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıktığı gündür.

10 Ağustos aynı zamanda Türk Milletini tarihten silmek üzere yapılan ve Osmanlı Devleti’ne zorla imzalatan Sevr antlaşmasının da tarihidir.


Çanakkale destanı türküler destanıdır:

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Çanakkale’de bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli.

Ve yine büyük şairimiz Mehmet Akif’ten iki cümle
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın!

Çanakkale şehitlerimizi, Saruhanlı’dan cepheye giden baba dedem ile birlikte tüm şehitlerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum, onlar şimdi cennetin en görkemli konuklarıdır.

2) Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun’a 19 Mayıs 1919 da yanında 18 yiğit, yürekli, yıllarca çeşitli cephelerde savaşmış arkadaşı ile yola çıktı. (Not: Mustafa Kemal’in yola çıktığı gün emperyalist güçlerin desteği ile Yunan Ordusu İzmir’imizi işgal etti ve alçakça katliamlar yaptılar. Bu olay tüm ülkede nefretle karşılandı.)


3) Gazi Mustafa Kemal Paşa oradan Amasya’ya geçti. 21/ 22 Haziran tarihinde duyurulan Amasya Tamiminin sadece çok önemsediğim üç maddesinden söz edeceğim.

A) Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
B) İstanbul hükümeti aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir,
C) Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Amasya tamiminin en önemli sonucu Kurtuluş savaşı resmen ilan edilmiş olmasıdır.

4) Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 1919: bu kongreden önce İstanbul hükümeti tarafından görevden alınan Mustafa Kemal Paşa bu kongreden milli mücadelenin lideri olarak çıktı.

5) Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919: Kemalistlere göre CHP’nin ilk kongresi olarak kabul edilir. Mandacılık reddedildi, Anadolu ve Rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetleri kuruldu. Ankara’ya yolculuk başladı…

6) Sakarya Savaşı, 23 Ağustos 1921 – 13 Eylül 1921 arasında 22 gün 22 gece süren Türk ulusunun ölüm kalım savaşıydı. Türk kadınları savaştaydı, bizim hikâyemizin en onurlu sayfalarını yazan Kuvayı Milliye kadınlarımız:

Şerife Bacı, Nezahat Onbaşı, Kara Fatma, Halime Çavuş, Hafız Selman İzbeli, Çete Emir Ayşe… Bu kahraman kadınlarımız bizim hikâyemizde en onurlu yeri almışlardır.

Sakarya Savaşı tarihe subay savaşı olarak geçer bu savaşta Türk ordusunun pek çok subay ve yedek subayını bu savaşta kaybettik.

7) Büyük taarruz; 26 ağustos 1922, Başkumandanlık Meydan muharebesi ve 30 ağustos kesin zaferi… Mustafa Kemal Paşa’nın “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, ileri” emri ile kahraman ordumuz tam on günde İzmir’e girdi.

Bu kahramanlık destanı bizim hikâyemizdir. Büyük şairimiz Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye destanını okurken gözünden yaş gelmeyen bence vatan sevgisinden nasibini, almamıştır.

8) Lozan, Türk tarihinin en görkemli antlaşması… Mustafa Kemalin iradesi, İsmet İnönü’nün direnişi ile sonuçlanan ve Türkiye’nin tam bağımsızlık tapusu olan antlaşma bir başka destansı sayfa…

Fakat ben ayni gün yaşadığım şehirdeki valinin Lozan kutlamasını yasaklayan yaklaşımı nedeniyle çok kırgınım, onların hikâyeleri ile bizim hikâyelerimiz çok farklı.

9) Ankara’nın başkent oluşu; 13 Ekim 1923

10) Bizzat Mustafa Kemalin talimatı ile Anadolu’da büyük kalkınma hamleleri bir bir gerçekleşti.

Yaklaşık beş yıl içinde Anadolu’da çok yaygın tüm hastalıklar bitirildi.
Anadolu’da yaklaşık 600 den fazla fabrika yapıldı. (Bugün hemen hepsi satıldı.)
Gerçek bir üretim devrimi yapıldı kooperatifçilik gelişti.
Kırsal kesimde yeni harflerle eğitimde ve okullaşmada çok önemli gelişmeler oldu ve daha nice devrimler birbiri üstüne geldi ki bunların en önemlisi Köy Enstitüleri idi.

Kemalizm

1935 yılında CHP’nin 4. büyük kurultayı parti programının giriş bölümünde; yalnız birkaç yıl için değil geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları ve partinin güttüğü esaslar Kemalizm prensipleridir.

Kemalizm prensipleri 05.02.1937 anayasasının 2. maddesine koyuldu ve Böylece Mustafa Kemal Atatürk CHP’sinin resmi ideolojisi Kemalizm oldu.

Ancak 1953 teki CHP’nin 10. kurultayında Kemalizm parti programından çıkarıldı. Yerine “Atatürk yolu” ifadesi kullanıldı!!!

Çünkü, Kemalizm antiemperyalistti, emperyalist ülkelerin baskısı ile bu uygulamaya gidildi. Sonuç; ülkemiz eğitim dâhil Başta ABD ve AB’nin denetimine geçti.

Çok değerli okurlarım, Kemalistlerin hikâyelerini sizlere anlatmaya gayret ettim. Sadece ülkemizin değil, dünyanın en coşkulu en heyecanlı hikâyesini yeteri kadar anlatabildim mi, bilmiyorum… Size bizim hikâyemizin heyecanını veremediysem lütfen benim kusurum olarak kabul edin.

Zebra midye

Su politikaları derneği başkanı, Dursun Yıldız’ın çok önemli uyarısı; Zebra midye olarak adlandırılan, istilacı midyeler dünyada ekonomik ve ekolojik büyük zararlara yol açmaktadır. Türkiye’de de hızla yayıldığını açıkladı. Son olarak bu zebra midyelerinin Van Gölü havzasındaki Sarı Mehmet baraj gölünde ve Bitlisin Aygır gölünde görüldüğünü söyledi.

ABD bu Zebra midye ile mücadele için yılda 5 milyar dolar harcamaktadır. Türkiye için ise en büyük risk İstanbul ve İzmir ve İç Anadolu bölgesidir.

Sayın Yıldız, bu konuda gerek yurt içinde, gerekse yurt dışındaki gelişmeleri dikkatle izlediklerini söyledi ve “Gerekirse halkımızı uyarma ve bilgilendirme görevini yerine getirmeye çalışacağız” dedi.

DSİ, 2005 yılında Zebra midyelerinin toplam 27 doğal göl, HES ve baraj gölünü istila ettiklerini tespit etti. Su borularını tıkayan Zebra midyelerine karşın Sayın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i uyarmak isterim.

Bugün İzmir’in suyunun çok önemli bir kısmı Manisa’nın derin kuyularından geliyor. (Göksu ve Sarıkız) Sonuçta Manisa’nın verimli ovaları üretimden düşmeye başladı, umarım iki kent arasında bir sıkıntı çıkmaz.

Manisa’nın derin kuyularından çıkan suda çok miktarda arsenik görülmüştür. Arsenik bir zehirdir. Bu arada dünyaca ünlü bilim adamımız Dr. Mehmet Öz “Ülkemizde başta İzmir olmak üzere bazı şehirlerimizde ki şebeke sularında arseniğin yüksek olduğu saptanmıştır. Bu gerçek İzmir’de büyük tartışmalar yaratmış arsenik düzeyini düşürmek için oldukça maliyetli arıtma tesisleri kurulmuştur” dedi.

Bu arada İzmir Büyükşehir belediyesinin suya zam yapması toplumda ciddi tepkiler oluşmasına sebep olmuştur. Şimdi bir de Zebra midyenin su borularını tıkaması ile oluşacak sonuç Sayın Tunç Soyer’in kamuoyundaki itibarını sarsabilir.

Sayın Başkan, önümüzdeki günlerde Sayın Dursun Yıldız Yüksek Teknoloji Üniversitesinde göreve başlayacak. Size önerim İzmir’de su yönetimi konusunda çok önemli uluslararası bir uzman olarak kendisinin başkanlığında su yönetimi birimi oluşturmanı öneririm. Eski oda başkanımız Gürkan Bey’in de kadronuzda olması da en büyük şansınız.

Marmara depreminin 21. yılı

Büyük felaketten bir gün sonra İzmir’in başta İnş. Müh. odası olmak üzere, ticaret odası, sanayi odası ve diğer kurumlar üç inşaat mühendisini deprem bölgesine gönderdi. Ben Orhan Ayber, Sayın Suha Barlak, Sayın Ahmet Ertem 19 Ağustos günü İzmir’den yola çıktık.

Başlangıçta yol tenha idi, bir süre sonra yol gittikçe yoğunlaştığına tanık olduk; Anadolu’muzun hemen hemen her yöresinden deprem bölgesine destek yağıyordu. Küçük kasabalardan, hatta Anadolu’nun her köyünden destek geliyordu.

Ben burada İstanbul (veya Marmara ile) Anadolu’muzun çok güçlü bağlarını gözlemledim. Bu benim bu gezide tanık olduğum beni çok etkileyen bir sosyal olaydı.

Anadolu kasaba ve köylerimizden gelen ve genellikle un şeker gibi pek çok malzeme yükleyen Anadolu insanının heyecanına tanık olmak beni çok etkiledi.

Yaklaşık yola çıktıktan on saat sonra deprem bölgesine ulaşabildik, ilk ulaştığımız yer Değirmendere oldu, burası depremde çok ağır bedel ödemişti. Özellikle denizi doldurarak kazanılan alanın doğanın geri almasına en güzel örnekti. Deniz doldurularak kazanılan küçük adacıkları belediye gençlere tahsis etmişti, çok acıdır ki o gençlerin hepsini kaybettik.

Bu depremdeki gözlemlerimi sıralamak istiyorum:

1) Bölgede en büyük suçlunun deniz kumu olduğuna tanık olduk. Çıplak elle bile bir beton parçasının içinin boşaldığını tespit ettik.

2) Doğa bu depremin yaklaştığını belli etmişti çünkü günlerce evvelden Japonlar, ABD’liler, Almanlar, Kanadalı bilim adamları gelmişti. Yani tüm dünya bu depremin geleceğini biliyordu. Bizim bilim adamlarımız da o günkü hükümetimizi uyardı ama sonuçsuz kaldı.

3) Pek çok yıkılan binanın yanında yıkılmayan hatta sıva çatlağı bile olmayan yapılar gözlemledik.

4) Son olarak belki en fazla birkaç bin kişinin kaybı ile sonuçlanacak bir depremde yaklaşık 20 bini aşan ve yeri hiç bir zaman doldurulamayacak çoğunlukla genç çok iyi eğitimli geçlerimizi yitirdik.

5) Şimdi yine İstanbul’da yeni bir depremin yaklaştığı tartışılan şu günlerde yetkilileri hem devleti hem de Büyükşehir Başkanını uyarmak istiyorum.

a) En kısa zamanda İstanbul ve çevresinde Kocaeli ve İzmit dâhil tüm sanayi tesislerini Anadolu’nun daha güvenli bölgelerine taşıyın,
b) İstanbul’un nüfusunu önemli ölçüde başta yabancı kökenliler olmak üzere 8-9 milyon bandına çekin.
c) Depremden sakınmanın tek yolu sağlam binalar yapmaktır. Bu nedenle İstanbul İnşaat Mühendisleri Odasını kurumsal olarak görevlendirin.

NOT: Bugünkü yazımı burada sonlandırırken önümüzdeki hafta sizlere ABD’de yaşayan Türk bilim adamı Dünya Deprem Komitesi Başkanı Mete Sözen’den söz edeceğim.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Sayın Osman Akbaşak son yıllardaki yazılarımı topladı. İlgilenen dostlarım şuradan ulaşabilirler:
http://www.osmanakbasak.com/Konuklarim/Orhan_Ayber/Orhan_Ayber_Yazilar.htm

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun