İçine Dünyayı Sığdıran, Sen…!

Ne yapıp etsen hatta, olmadı ağzınla kuş tutsan bile …
Bir türlü içine sığamadığın şu yorgun dünyayı …
Ömrüne, hayatına, hatta gönlüne sığdıramamış olsan da …
Çakır keyfiliğin dumanında, sınırlarını sonuna dek açtığın ruhunun, hayaller dünyasında at koşturmuşluğundan …
Onca çileye inat, halen içinde kalan zevk ve heyecan kırıntılarının da katkısıyla …
Bir kadehin içinde, alkol komasına girecek kadar tutmuşluğunla, sığdırdın sonunda kadehe …
Hatta, kadehe sığdırmakla kalmadın …
Keyifle tadını çıkartarak yudumladığın içkiler sayesinde, lüpleterek indirdin midene, dünyayı …
Neyi başardığını bilemeyecek kadar …
Hatta, gecenin karanlığında, dilenci vapuru misali, yalpalayarak yürürken …
İçinin dışına çıkıp, safra safra, ağzına birikip, sığamamışlığında taşarak …
İstifra istifra, salya-sümük olmadı koku koku, kusmuk kusmuk …
Gecenin karanlığının kirlerini kapatamadığı kaldırımlara ve yer yer esamesi kalmayan ahı gitmiş, vahı bile kalmamış asfalta, dökülüp, saçılmışlığında …
İçine demir atmışlıkla çıkıp, akmadı, düşmedi ve kokmadı,
Anlaşılan, bedenindeki halinden de fazlasıyla memnun, içindeki alkolle senin yerine, sarhoş olup-çıkan, dünya …
Şimdi …
İçkiden arda kalanlarla, dünyayı içine doldurmuşluğunla, başının, kıçından ağırlaşıp büyümüşlüğünde …
Kibrit çaksan, ağzından alevler fışkıracak kadar, alkol sağanağında kalışın dengesizliğinde, düştün kafa üstü ….
Bok, sidik, alkol, parfüm, kalleşlik, kahpelik, ihanet, yalan ve küfür kokan …
Kirli, yamalı, yaralı, sökük-dökük, kaldırımlara !
Kırık, Diyarbakır karpuzdan da haşmetlice ve albenili hallerde, yarıldı kafan …
Sessiz ve acısız ama patlamış salça torbasından fışkıran, kırmızı sıvılardan da beter hallerde …
Aktı pekmezin, kanlar kapladı, önce yüzünü gözünü, sonra …
Düştüğün, yağlı karası bol, evsizlere mekanı, kaldırımları …
Beraberinde, yaşlar boşandı gözlerinden, sağanak gibi …
Sen, ağlamasan da …
İçinde ağlamaktan, helak olup, kendinden geçmiş dünyanın …
Bunca serence meye, istenmemeye, tekmelenmeye, düşüp-kalkmaya ve kafanın-gözünün yarılmasına inat …
Hala, kararlılık, azim ve pervasızlıkla …
İçkinin, son kırıntılarını da yudumlayarak, kendinden geçmişliğinde, duruyordu içinde …
Şu yorgun, çivisi çoktan çıkmış, sidikli kokarca kılıklı dünya …!
Tıpkı ana karnında yaşam savaşı vermekle kalmayıp …
Onca tekmelere ve düşük tehlikesine rağmen ve hatta, inat ve cebelleşmeyle …
Ana karnında, capcanlı durup, hayata tutunarak, düşüklere kurban gitmeden, dünyaya gelmek …
Çığlık çığlığa, feryat-figan ağıt sesiyle, insanlara ve dünyaya seslenmek için doğmak isteyen …
Ceninlikten bebekliğe yürüyerek, dokuz aylık hengameyi ve tutukluluğu bitirmeye kararlı …
Daha ana karnındayken, dokuz canlılığını sergileyen …
Afacan mı afacan, bir o kadar da kararlı ve çetin ceviz halli, insan yavrusu gibi …
O, ana karnında … 
Dünya, senin midende …
Sen, tepetaklak yerlerde …
Kanın; gecenin içinde, kaldırımlarda …
Yarışıyorlar hayatla, zamanla ve seninle …
Haydi bakalım, kolay gelsin …
Al takke, ver külah hallerinde, düşe-kalka yaşam kavgası veriyorsunuz, gecenin içinde ..
Ana karnındaki kahraman gazi bebek … 
Midendeki, serkeş dünya ve …
Dünyaya sığamasa da yudum yudum, kadeh kadeh, olmadı …
Fondiplerde şişe şişe içerek, içine dünyayı sığdıran, sen …
İçine, dünyayı sığdıran, sen …!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ
Immenstaad / Almanya
12 / 11 / 2020 – PERŞEMBE
Saat ; 22_35

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun