İçimizdeki Şeytanla Savaşmak

İnsanlığın var oluşundan bu yana ve tartışılan gizem olan şeytanın insanın, iyi ya da kötü olmasındaki rolünü inceleyeceğiz bu yazıda. Şeytanın ortaya çıkışı/yaratılışıyla ilgili pek çok efsane ve anlatı var kuşkusuz. Her din kendince tasvir etmiş ve yorumlamış şeytanı. Binlerce tanrının cirit attığı dünya da “ilahi” gerçek Tanrıyı bulanlar ya da bulduğunu iddia eden dinler de şeytanı inkar etmemişler, varlığını kabul etmişlerdir.

Peki neydi bu şeytan, gerçekten var mıydı. Yaratılmış mıydı. Yoksa insanın içinde nefsinin ve isteklerinin içinde yaşattığı bilinçaltı bir dürtü müydü. Ben tespitlerimi anlatacağım kararı siz vereceksiniz.

Önce, şeytanın genel geçer kabul gören tanımı bir okuyalım;

Şeytan: Din kitaplarında isyancı meleklerin, kötü ruhların başı olarak nitelenen, insanları aldatarak doğru yoldan çıkarmaya, onlara Tanrı’yı unutturmaya çalışan varlık.

Mecazi: insanın içinde bulunan kötü düşünce, kötü niyet.

“Şeytan diyor ki şu adama bir oyun et.”

……

Şeytanı anlatmaktaki amacımız insanın içindeki iyiliği ve kötülüğü nasıl şekillendirip kullanmasıyla ilgili. Dinler şeytanı kabul eder peki ya ateizm, yani Allaha ve dine inanmayanlar şeytanı kabul eder mi. Aslında konuyu dağıtmamak gerekir ama; ateistler her tür dini ve yaratılış türevini kabul etmediğine göre şeytanı da kabul etmezler. Çünkü şeytan insanın içindeki iradesizliğidir.

Dinleri çok analiz etmeye yerimiz yok. Tanrıların ortaya çıkması, insanın kendisinin farkına varıp, neyim, nereden nasıl geldim gibi sorularını cevaplayamamasından ve doğanın gücü karşısında çaresiz kalmasından sonra olması gibi açıklanabilir. Bu Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm de genişçe anlatılır (toplum evreleri).

Modern çağlar geldikçe artan insan nüfusuyla birlikte, yaşam alanları, materyallerinin kullanımı ve paylaşımı konusunda güçlerin savaşı baskılanmış insan topluluklarını da ortaya çıkardı. Güçsüz, korkutulmuş, sindirilmiş yani; baskılanmış insanlar güce daha çabuk biat eden/boyun eğen bir forma dönüşüyorlar. Bu form ve oluşum üzerinden kendi Tanrılıklarını ilan eden insanlar olduğu gibi basit mucizevi yaşam biçimleri ve bilgileri sergileyen insanları da insanlar yaşayan tanrı insan olarak kabul etmişlerdir. Tıpkı Budistlerin Nepal de yaşayan Hinduların 3 yaşından 13 yaşına kadar Tanrı olarak görevlendirdikleri Kumari gibi. Kumari Hindu Tanrıçası Paleju’nun temsilcisi durumundadır. Onay ve kutsama yetkisi vardır. Devlet yöneticileri bile gelir ondan onay alır. Bu nasıl olur diye sormayın. Google efendi bu konuda belgesellerle dolu. Bunun örnekleri diğer dinlerde de çoktur. Biz konumuza şeytana dönersek, şeytanla ilintili dünyanın en büyük kitabı Şeytan İncili de denen Kodez Bigastır. Şimdi size onun öyküsünü çok kısa olarak aktaracağım yorumu siz yapacaksınız.

Şeytanın İncili Codex Gigas, dünyanın en büyük tarihi kitabı olarak biliniyor. Ağırlığı 75 kg olan kitabı iki yetiştin ancak kaldırabiliyor. Kitabın ciltlenmesi için yaklaşık 160 eşek derisi kullanılmış. Bir metreye yarım metre ebatlarında, 640 sayfadan ve dış kapakları işlemeli ahşap levhalardan oluşan kitabın elyazmasının Latince, adı da buna uygun Codex Gigas, yani Devasa Kitap. Ancak asıl şaşırtıcı olan kitabın boyutu değil, içeriği. Kitabın içinde tam sayfa ve renkli olarak çizilen şeytan figürü, diğer sayfalarının da lanetli olduğu inancına neden olmuş.

Öte yandan kitabın nasıl yazıldığı hala bilinmiyor. Ancak hakkında tarihçileri de şaşırtan bir efsane var. Efsaneye göre Orta Çağ’da yaşayan bir keşiş, manastır yeminlerini bozduğu gerekçesiyle ölüme mahkum edilmişti. Keşiş, bu cezadan kurtulmak için insanlığa dair bildiği tüm detayları bir kitap haline getirmeye söz verdi. Verdiği sözü yetiştiremeyeceğini anlayan;

keşiş şeytanla işbirliği yapmaya ve ruhunu ona satmak karşılığında yardım istemeye karar verdi. Bu efsane ve kitapta bulunan şeytan çizimi onu ‘Şeytanın İncili’ haline getirdi ve lanetli olduğuna inanıldı. Kitabı bir insanın yazması yaklaşık olarak 20 sene sürecektir.

Hinduların Du Sehra diye bir festivalleri vardır. Bu festivalde; iyiliğin kötülüğü yenmesi tasvir edilir, anlatılır ve bu kutlanır. Şeytan da hep kötülük olarak ele alınmıştır. İçimizdeki nefsi kontrolsüzlük olarak da tanımlayabileceğimiz şeytan bir çok suçun da günah keçisidir. Hakimin karşısına çıkan suçluların çoğu on avukatın veremeyeceği savunmada şeytanın avukatlığıyla cezada indirim bile alırlar. “Şeytana uydum hakim bey” dedi mi iş biter dava da 36 yıl ceza alacak kişi 5 veya 10 yılla yırtar 2 sene yatar çıkar. Şeytanın kendisinin böyle kullanıldığından haberi yoktur tabii.

Şeytan hep kötülüğün sembolü de iyi olmanın sembolü nedir peki. İnsan nasıl iyi olur. İyi insan olmak nedir. İyi insan olmak bana göre sevmeyi bilmekten geçiyor. Her şeyi ve herkesi aynı oranda sevemeyiz kuşkusuz. Fakat sevmek için de bir kültür ve birikim gerektirir. Genetiği ayrı bir konu iyiliğin tabii.

Sevebilmek için amaçlandırma çok önemli. Birini sevebilmek için onu amaçlandırırız. Sevemiyorsak yeniden amaçlandırmayı deneriz buna şans vermek diyoruz. Eğer sevmeyi biliyorsanız bir başkasını da olaylar ve insanlar karşısında yeniden amaçlandırabilirsiniz.

İnsan şeytana neden uyar. İradesizliğinden, dirençsizliğinden ve zaafkarlığından tabii ki. Çünkü şeytan iradeyi sınar. Kıracağına da aklı keserse, o yanlışın oluşması için nefsi galeyana getirecek olaylara doğru çeker zihni…

Allah insanı yaratırken nefesini saymış vermiş, ancak nefsini sayısız vermiş diye benim naçiz bir sözüm vardır. İnsan nefsinin kontrolü ve kullanımı ile sevap ve günah sahibi olur. Bunları dikkat ederseniz dini ritüellerle yazıyorum. O ayrı bir konu.

Şimdi bir test yapalım. Odak testi. Neyi amaçlarsanız onu yaşarsınız. Birini her tarafı kırmızı bir odaya alalım. Bu kişiye 1 saat boyunca kırmızının ona neler çağrıştırdığını ve hayatındaki bütün kırmızıları düşünmesini söyleyelim. Oda da ses ve hareket sıfır. Kişinin elbiseleri dahil her şey kırmızı. Bunu diğer renkler içinde yapabiliriz. Siyah odada kişiye siyahla ilgili beynindeki her şeyi düşünmesini söyleyeceğiz. Bu konu ve test çok perakende de olmamakla birlikte anlaşılması zor değil. Beyni odaklama çok önemli. Renklerde kişinin hayatında çok öneme sahip. Kişi çocukken neye odaklanılırsa o şekilde yetişir. 3 yaşında Tanrı yapılan Kumari büyüdüğünde 8 yıl boyunca yaşadığı Tanrısallıktan nasıl kurtulup sıradan insan gibi yaşayacak, bunu cevaplamak kolay mı.

Neyi anlatmak istiyoruz içimizdeki şeytanla savaşırsak, nefsimizi kontrol edebilirsek yani; irademizi biz yönetebilirsek hayatımızı da biz yönetiriz. Yok bizi nefsimiz, arzularımız yönetirse o zaman mal mülk ve bunun gibi dünyevi şeylere sahip olacağız diye şeytanın tuzağına düşmemiz işten bile değil. Önce sevmeyi ve kıymet bilmeyi öğreneceğiz. En kıymetli şeyimiz zaman. Onu doğru ve iyi kullanırsak kötülüğü de yenmiş oluruz. Çünkü her insanın içinde iyilik de kötülükte vardır. Siz hangisini beslerseniz şeytana dönüşmezsiniz onu bulun.

Hoşça kalın…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun