İçimde Siz Varsınız

Büyük bir coşku ile sıralıyordu cümleleri. Acelesi varmış gibi, noktasız. Bir ara derin bir nefes aldı. Yaşamak ve devam etmek için anlatmaya yönelik küçük bir molaydı sanki. O konuştukça dinledim.

-İşte ben böyleyim, dedi.

Rahatlamıştı.

Sanki onu sessizce dinleyen ve konuşmasını kesmeyen birisini ilk kez bulmuş gibiydi. Doygunluğu sadece bir öğündü, yine acıkacağı ve o şiddetli isteği tekrar duyacağı da kesindi.

-Aslında sen benim içimdesin, sen bensin, dedi. Arka masadaki orta yaşlı, küpeli adam.

-Nasıl yani, benim yaşadığım her şeyi sizde mi aynen yaşadınız.

-Yok öyle değil, ayrıntılara takılma. Yer mekân ve zamanın önemi yok. Yaşadıkların senin için sevdiğin ve sevmediğin şeyleri ayırmana sebep olmuş.

-Peki o zaman, nasıl benzeşiyor ve iç içe oluyoruz dedi genç dostum.

Bilgece baktı adam. Şimdi sana bir soru sorayım.

-Sen türkü sever misin?

-Evet çok severim.

-Sen güzel bir bahar günü doğada olmayı, zaman zaman sessizliği, şu uçuşan, çığlıklar içinde birbirini kovalayan martıların manzarasını sever misin?

-Elbette ki kim sevmez.

-Gördün mü bak, ikimizde yaşadıklarımızın sonucunda sevdiklerimizi ayırmışız. Senin sevdiklerin bende varsa, senin bir parçan bende, benim bir parçam da sendedir.

-Yine anlamadım.

-Şu karşıda muhtaç olduğu için kişilerden yardım isteyen adamı görüyor musun? Sence kötü olan onun yaptığı mı? Yoksa onun o hallere düşmesinin sebepleri mi?

-Tabi ki sebepler.

-Aynen ben de senin gibi düşünüyorum. Dedi ve devam etti.

Bizler şu kocaman dünyada ve bu kalabalık yaşam içerisinde kayboluyoruz, var olmak için farklılıkların peşinde koşuyoruz. Dikkat çekmek için yarışıyoruz. Bunu başaran insanlar çıkıyor ve onların başarılı olduğunu, çok mutlu yaşadıklarını, her şeyi elde ettiklerini düşünüyoruz. Bu düşünce bizi daha fazla hırslandırırken aslında çokta mutsuz ediyor. Çünkü aslında milyarlarca insanın içerisinde fark edilmek hiç kolay değil. Büyük bir yetenek veya şansın sizde olması bile yetmeyebilir. Bu zor hedeflerin peşinde koşmaktansa kendi peşinde koşmalısın. Kendini başka pencerelerde bulmalı ve bulduklarına sarılabilmelisin.

-Nasıl yapacağım bunları?

-Çok kolay,

sevdiğin her şeyi bir kenara koyup, onlara daha çok zaman ayıracak, onlarla yaşayacaksın. Sevmediklerin ile karşılaşmamak için yaşanmasına fırsat vermeyeceksin. Sizin için iyi olmayan insanların size yaptıklarını sürekli anlatarak taraftar toplamaya çalışmayacaksın, kötülere verdiğiniz tepkileri anlatırken aslında kendinizi anlattığınızı, fark edilmek ve anlaşılmak için bir çaba içerisinde olduğunu düşüneceksin. Yaşamak aslında çok basit, birbirimizin içinde parçalar olduğunu keşfederek yaşamak ise daha da büyümek demek. Örneğin işyerinizde size kızgın bir amire, bu şeyi nasıl söylerim derdinde olmadan söyleyeceksin. Yapacağınız her şey için o ne der, bu ne der demeyeceksin. Kendini başkaları ile sınırlandırmak, kötüler üzerinden tanımlamak yerine, iyi olan yönlerini başkaları ile çoğaltmanın yolunu bulacaksın. Korkular insanı karanlıklara boğmaktan başka bir işe yaramıyor.

Masamızın dışından uzanan bu sohbet hoşuma gitmişti. Konuşan kişiyi gözlerimle onaylayıp, mimiklerim ile saygılarımı sunarken beynimde açılan bir başka pencereden baktım her şeye;

Evet ben de aynı şeyleri düşünüyordum, herkeste kendimden bir parça görebiliyordum. o insan ne kadar aykırı da görünse bir parça vardı işte.

Hiçbirimiz sadece iyiler havuzu ya da kötüler havuzu değildik. Küçük büyük kaşıklar veya tencerelerle doldurulmuş karışık havuzlardık. İyi kötü bütün tanımlar hepimiz içindi. Bazılarımızda çok keskin, bazılarımızda sıfıra yakın.

Sahip olduklarımızı kaybetme korkusu ile yaşarken, olamadıklarımıza ulaşma isteğinin yarattığı bir tahterevalli üzerinde duruyoruz. Hangi tarafa ağırlık basacağımıza veremediğimiz kararsızlığın içerisinde ve çelişkiler yumağında devam ediyoruz yaşama. Birlikte büyümeyi düşünmeden, başkalarının sahip olduğu ayrıcalıkları konuşarak yalnızlığa mahkûm ediyoruz kendimizi. Sonra da bu kocaman dünyada yalnız olmanın isyanını döküyoruz her yere, herkese.

Yıllar geçtikçe büyümüyoruz aslında. Bizi büyüten zaman değil.

İçimizden parçaları yakaladığımız insanlarla büyüyoruz. Bu parçaları kimde gördüğümüzün, kimlerde yakaladığımızın bir önemi yok. Irkın, dinin, cinsiyetin, yaşın ve milliyetin de hiç önemi yok aslında.

Birlikte büyüme duygusunu yakaladığımız anda güzelleşecek her şey. Ağaçları için ağlayan, dereleri için ağıt yakan, çocukları için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan insanları yalnız bırakmayacağız. Onların da bizi yalnız bırakmayacaklarından emin olacağız.

Toplumu parçalamak, bireyi parçalamakla başlıyor galiba.

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun