Hidayet Sayın ve “Adalet” üzerine…

Bugün aslında bir deneme kitabından yola çıkacağım. Ancak yazarını anlatabilmem için bundan çok fazlası gerekli. Asıl tanınmışlığı tiyatro oyunlarından ve oyun kitaplarından. Yazarımız Hidayet Sayın 1929 Aydın doğumlu, 1954 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Çocuk hastalıkları konusunda uzman doktor oldu. 1960 yılında Aydın’a yerleşerek doktorluk yapmaya devam etti.

Bu arada tiyatro oyunları yazmaya başladı. Köy sorunlarını ele aldığı ilk oyunu olan “Topuzlu”, “Uzak Diyarlar” ile beraber 1965 yılında basıldı. Bu oyunu Ankara, İzmir ve Bursa Devlet Tiyatroları ile İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Onu tiyatro camiasına tanıtan ikinci oyunu olan “Pembe Kadın” 1965 yılında İstanbul’da Kent Oyuncuları tarafından sahnelendi.

Elbette bu kadar değil, sonrasında bugüne değin “Toplu Oyunlar” başlığı altında yirmiden fazla oyun kitabının her birinde en az üç oyun olmak üzere onlarcasını okurlarıyla buluşturdu. Aslında yazacak çok şey var ama bu köşede ancak bu kadarını paylaşabilirim. Arzu edenler internet aracılığı ile fazlasına ulaşabilir.

Tiyatro oyunlarında neredeyse değinmediği konu yok. Kırsal yaşamdan köy sorunlarına, kent yaşamından sorunlu aile ilişkilerine kadar her konuyu işliyor. Bana göre en önemli konuları tarih sahnesinden… Shakespeare, V. Murat, Hitler, Charlie Chaplin, Âşık Veysel, Nazım Hikmet, Latife Hanım, Zübeyde Hanım ve buraya sığmayacak onlarca tarihe mal olmuş kişiyi çok yakından tanıma fırsatı sunuyor okurlarına.

Bir parantez de mitoloji konusu için açalım. Troya konulu üç oyununu bir kitapta toplamış, Aristonikos ve diğerleri oyun evinizin salonunda oynanıyormuşçasına canlı sunuyor. Bir kitabında üç oyunu kadın sorunlarına ayırmış. Bir diğer kitabında aynı dönemde yaşamış çok bilinen Rus yazarlarını bir araya getirmiş.

Öykü kitapları, deneme kitapları, çocuk oyunları var. “Benim Bastonum” kitabını, alt başlığı, “Anılar Yaşlıların Bastonudur” diyerek okurlarına sunmuş. Bir kez daha yineliyorum, bu satırlar Hidayet Sayın’ı tanıtmaya yetmez.

Bu uzun girişten sonra Hidayet Sayın’ın “Adalet” isimli deneme kitabını tanıtmak istiyorum. Daha ilk denemeden itibaren okurunu önce silkeliyor, kendini sorgulatıyor ve kesinlikle çarpıyor. Başlarken bazı paragrafları / tümceleri işaretlemek istedim, bir süre sonra neredeyse kitabın her sayfasına bir çarpı koymak durumunda kalınca vazgeçtim. Tamamı bir başucu kitabı niteliğinde…

Sadece başlıklar bile ne değerli bir eser karşısında olduğumuzu gösteriyor:

“Adalet”, “Devlet ve Yargı”, “Ceza ve Yargı”, “Şiddet ve Yargı”, “İnançlar ve Yargı”, “Paylaşımda Adalet”, “Adalette Erdem”, “Eğitimde Adalet”, “Güzelliğin Büyüsü”, “Cinsellik”, “Aklın Yolu”, “Kavram Kargaşası”, “Terör”, “Yaşlanma Gerçeği”, “Şiddetin Kaynağı”, “İhanet”, “Yalnızlık Korkusu”, “Anlamak ve Eleştirmek”, “Mizah”, “Bilmediğini Bilmemek ve Yabancılaşma”, “Kimlik ve Kişilik”, “Bağnazlık ve Fanatizm”…

Ben sizinle başlangıçta işaretlediğim bazı bölümleri paylaşmak istiyorum. Ancak kesinlikle tamamı okunmalı ve değerlendirmeli. Bir gün bir yerde, mutlaka çok yararlı olacaktır.

“…Yasalar örümcek ağına benzer. Güçsüzler ve hafif olanlar ona yakalanır güçlüler ve ağır olanlar onu parçalar geçer.”

“…Cehennemde görülen davada şeytanı suçlamanın anlamı yoktur.”

“…Oyuncu ve şarkıcı Paul Robeson zenci hakları savunucusu bir solcuydu. Kendisinin suçlandığı bir toplantıda Senato komitesine şöyle haykırmıştı: ‘Ben sizlere hiç benzemem baylar, asıl Amerika’ya karşı çıkanlar sizlersiniz. Asıl yurtsever benim, kendinizden utanın’…”

“…Demokrasilerde üç ‘Y’ kavramını (Yargı, Yasama, Yürütme) bağımsız işlemesi kuralı göz ardı edilirse ve kararlar gücün gölgesinde verilirse orada işleri güçlü bir elin düzeltmesi gerektiğinin düşünmesine yol açar ki darbe ve devrimlerin kaynağı o düşünceden beslenir. Bunu önlemek isteyen iktidar sert önlemler alarak bu düşünceleri kaynağında boğmak ister. Bu da kuruların yanında yaşların da yanmasını sonucunu doğurur ki şiddet eylemlerinin kapısı aralanmış olur.”

“…Bütün terör örgütlerinin genel bir yapısı vardır, hepsi kafalarındaki gelecek beklentisini gerçekleştirmek için bugünün insanlarının acı çekmeleri gerektiğini düşünmüşlerdir.”

“…Eğer cahil güçlü ise yol açacağı yıkım daha korkunç olacaktır. Çünkü cahil sorgulamaz yargılar. Okumaz, çünkü öğrenmek istemez. Öğrenmek rahatsız edici olduğu için göze alamaz.”

“…Büyük düşünür Sokrates (MÖ 469-399) bilgisi ve özgüven nedeniyle bazılarının kıskançlığını ve tepkisini çekmişti. Verdiği dersler nedeniyle öğrencileri yoldan çıkardığı söyleniyordu. O ‘İnsanlara bir şey öğretemem ancak onların düşünmelerini sağlayabilirim’ diyerek özgür düşünmenin kapılarını açıyordu fakat egemen güç onun söylediklerinin suç içerdiğini söyleyerek yargıladı.

Sokrates Arena’da kendisini suçlayanlara karşı savunmasını yaparken bildiğimden şaşmamış yargıçlara ‘Özgürlüğün ne olduğunu bilmediğiniz için beni anlayamazsınız.’ demişti. Daha sonra ‘Dünyayı değiştirmeye çalışacağınıza önce kendinizi değiştirin’ diyerek onların sinir uçlarına dokunmuştu. Sonunda ölümle cezalandırılan Sokrates baldıran zehiri içerek yaşamına son vermişti.”

“…Yasa koyucunun işi çok zordur. Yasalar o gün esen yele göre değil insanoğlunun temel haklarına uygun düşecek biçimde yapılmazsa bunların adaleti sağlamada yetersiz olacağı bilinmelidir. Bu bakımdan yargıçların güce boyun eğen değil, okuyan, araştıran, düşünen yetkin kişiler olması gerekmektedir.”

Bazı kitaplar için, “Bitirdiğinizde bir süre yerinizden kalmayacaksınız” denir ya… Hidayet Sayın’ın “Adalet” kitabını okurken, “Her bölümü bitirdiğinizde bir süre yerinizden kalkamayacaksınız” demek çok doğru olacaktır.

Aklına, fikrine, kalemine sağlık Hidayet Sayın Ağabeyim…

Not: Bu yazı 23.11.2021 tarihinde Kent Yaşam sitesinde paylaşılmıştır.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun