Hakikate Dair (2)

 

         Kiminden bir destan kalır, kiminden kulakları tırmalayan bir uğultu. Çağdaşlarını rüyasında halk eden Nietzsche, reel de karşılaştığı durumdan fazlasıyla etkilenir. Nasıl etkilenmesin? Fert ile cemiyet arasında ki diyalog, ferdin ölümüyle sona erer. Tam bir hengame, tam bir fiyasko, tam bir hercümerç. Kimi insanlar kitaplarda yaşar. Kimi insanlar nesilden nesile aktarılan hikayelerde… Kimi insanlarsa yaşamaz. Bu bir gaz lambasının aydınlığa çıkmadan küflenmesine benzer. Kirli çamaşırları çıkartmak moda oldu. Keyifsiz, ruhsuz ve cansız…  Herhangi biri kadar yolun yarısında, herhangi biri kadar ömrünü tamamlamış. İnsan ne için yaşar?  Bu tiyatronun izleyicileri sağır efendim, sen hangi dilbere muhabbet eyliyorsun? Ölünce toprağa karışıyor vücut. Parçanın bütüne arz etmesi, parçanın bütünde var olması… Halbuki oyunun kaidesi bu. Garip bir gece de ışıltılı gökyüzünü arıyoruz. Yarısı Leyla yarısı Mecnun… Katıldığım bir şöleni aksettiriyor tüm bu olanlar. Hangi şölen? Tüm mefhumlar gibi hisleri de oyundu onun için. Bazen eğlendiren, bazen güldüren, bazen de sevindirmeyen… Sefaletin şarabını uzatan bir saki yok. Hayır, hayır öyle anladığımız türden bir sefalet değil bu. Gönlün donmasından, ruhun solmasından bahsediyorum. Başını kuma sokan çağdaşlarının kusuruna bakma aziz dostum! Nihayetinde gerçek, her gün duyduğumuz tatsız bir hikaye.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun