Fikri Hür Vicdanı Hür İrfanı Hür Bir Şair

Tevfik Fikret (1867-1915) Şair, öğretmen, yayıncı.

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Hanı Yağma

Yeri gelmiş birikmiş maaşını hak etmediğini düşünerek almamış, yeri gelmiş ‘Tek Adam’ yönetimine karşı dik durmak için paraya en çok ihtiyacı olduğu anda çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden ‘böyle bir sisteme hizmet edemeyeceğini’ bildirerek istifa etmiştir.

Bana göre onun gibi mesleğini layıkıyla yapan insanların istifa etmeleri çok tartışmalı bir konu. Keşke bugün eğitim sistemimiz dik duruşlu  insanlar yetiştirse. Günümde bir çok öğretmen mesleğini kaybetmek,açlık,parasızlık korkusuyla sisteme sesini çıkaramamaktadır. Bu korkaklık zaten üretemeyen Türkiye Cumhuriyetini gün geçtikçe uçuruma sürüklemektedir. Oysa bizim gibi inançlı toplumlar sırtını devlete değil Tanrıya dayadıklarını iddia ederler.” Rızık Allah’tan ” diyerek kendilerini avuturlar. Ne hazin bir çelişki…

O dönem bu davranışı ile dikkatleri üzerine çekmiş onurlu şairimiz Tevfik Fikret, yazarlık hayatına 16 yaşındayken bazı dergilerde yayınlanan şiirleriyle başlamıştır.

Gençliğinde dinci ve gelenekçi bir şairken nasıl oluyordu da Mehmet Akif’in zangoçluk (Kilise hizmetçisi) suçlamalarına maruz kalıyordu?

Karakter itibari ile yenilikçi, ilerici, gelişime açık bir insan olan Tevfik Fikret’in ilk şiirlerinin Abdulhamit’e övgüler dolu olması onun karakterinin nerelerden geçtiğinin yansıması olabilir…

 

Çok yakınan tanıdığı eski görüşe nasıl oluyor da ters düşüyordu?

 

 

‘’ Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir

Yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.

Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın, bilim gücüyle olacak ne olacaksa…

İnandım.’’

Haluk’un İnancı

Okul sıralarındayken Recaizade Mahmut Ekrem Beyin Öğrencisi olması onun fikir hayatını oldukça etkilemiştir.Zaten kendini yenilemeye uygun olan karakteri sanırım Ekrem Bey ile tanıştıktan sonra hız kazanmıştır.

Şairimiz, Servet-i Fünun dergisinin(1896-1901) başına getirildikten sonra ”Sanat sanat içindir”  fikrini benimsemiş. Bu yönde eserler vermiştir. Onun derginin başında olduğu dönem kendisine ÜSTAT denmesinden oldukça rahatsız olmuş, eşitlikçi karakteri bu sıfatı kabul etmemiştir. Servet-i Fünun Dergisi  5 yıllık yayın hayatı boyunca oldukça ses getirmiştir.

Türk edebiyatına çokça  katkısı olan bu derginin dağılışını Tevfik Fikret şu sözlerle açıklamıştır.

 

Ayın Nadir hakaret gördü gitti

H.Nazım başka hikmet gördü gitti

Sezai fazla hürmet gördü gitti

Hele Tahir Bey ahvali malum

O Tahir’le karabet gördü gitti

Sürekli yenilik peşinde koşan Tevfik Fikret servet-i Fünun sayfasının kapanması ile toplumcu şiirler yazmaya başlar. Asıl karakterini belki de bu sayfadan sonra ortaya koyar. Onun aşırı vicdanlı, duygusal ve dik duruşlu şahsiyeti zaman zaman küskünlüklere ve kendisini Aşiyan adını verdiği evine kapanmasına sebep olur.

Gururlu karakteri Sansürcü yönetime rağmen padişaha ve İstanbul’a kızgınlıklarla dolu şiirler yazmasına sebep olur. Özellikle ”Sis” Ve ”Tarih-i Kadim” şiiri bugün bile hala bitmeyen tartışmaların başlangıcıdır.

”Sis” şiirine 1901’de Şehzade  Abdülmecid bir tablo çizer ve Tevfik Fikret’e hediye eder.

Şairimiz II.Meşrutiyet’in ilanından sonra ‘Tek Adam’ yönetimine son verildiğini düşünerek sevinç ile ‘Sis’ şiirinde yazdıkları için ‘Rücu’ şiirini yazarak  İstanbul’dan özür diler.

 

‘Kadim-i Tarih’ şiiri ise Mehmet Akif ile bitmeyen bir tartışmanın başlangıcı olur. Şiir de geçen  ”Yırtılır ey köhne kitap yarın/fikirlere mezar olan sahifelerin” dizelerinin Kur’an’a dil uzattığını söyleyerek Tevfik Fikret’e hakaretlerle dolu bir cevap yazar. Kendisin deli olmak ile suçlar… Bu tartışma daha sonra ‘’iman-küfür’’ tartışmasına dönüşür. Oldukça uzun olan bu şiir şu şekilde başlar.

 

İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.

Ve başlar bize maval okumaya.

Ninniler uydurup uyutur bizi dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun, zifiri karanlık hayatından.

Gösterir bize evvel zamanı, tek doğru, en güzel örnek, der.

Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden…

Tarih-i Kadim

Bu tartışmaları Tevfik Fikret’in ölümüyle Mehmet Akif sonlandırır fakat onun sonlandırmış olması edebiyat dünyasında ‘İman –Küfür’ tartışmalarının sonlanacağı anlamına gelmemektedir.Bu Tartışmalar günümüzde bile hala hararetini korumaktadır.

Tevfik Fikret çocukları çok önemsemiş geleceği onların inşaa edeceğini bilerek büyük emekler vermiştir. Sarayın bile kendi çocuklarını eğitim için Tevfik Fikret’in çalıştığı okula göndermesi onun efsane öğretmen olarak anılmasının ne kadar haklı olduğunun ispatı niteliğindedir.Türk toplumunun ülküsü olarak yetiştirmek istediği çok sevdiği oğlu Haluk ise yurt dışına eğitim için gittikten sonra bu topraklara geri dönmek istememiş olması Tevfik Fikret’in üzüntü kaynağı olmuştur.

1915 senesine gelindiğinde şeker hastalığı yüzünden hayata gözlerini yuman Tevfik Fikret’in cenazesine dönemin baskılarından korkan halk  katılamamış ve 40-50 kişinin katılımıyla cenaze namazı kılınmak zorunda kalmıştır.

Cumhuriyet Türkiye’sinin gurur kaynağı olan Tevfik Fikret için ise Atatürk ‘Ben inkılap ruhunu ondan aldım.’  der.

Cumhuriyeti korumaya çalıştığımız şu zorlu günlerde onun onurlu,dik duruşlu,vicdanlı karakteri bize hala inkılap ruhu aşılamaya devam etmektedir.

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun