Endişeli Yaşam

ACILAR DENİZİ

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgâr çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını…

Ümit Yaşar Oğuzcan

Toplumsal bağlamda kazanılmış tüm demokratik değerlerimizin yağmalanmakta olduğu tehlikeli bir süreçten geçiyoruz.

Yaşamı, kapı eşiğinde çekirdek çıtlatmak ya da rengarenk sakıza hava sıkıştırarak balon yapıp patlatmak gibi bir şey zannedenleri ve seccadenin üzerinde dua ederek günü geçiştirenleri bir kenara koyarak başımızı olumsuzluklara karşı dik tutarak, haykırmanın tam sırası bugün!

Ülkemizin dağları, ormanları, denizleri, tarım alanları bilimsel veri tabanı ve binlerce yıllık aktarımlı deneyime aldırmadan doğamızı yok ettiler; biz sustuk!

Eğer suskunluğumuza son vermezsek; dayatılan dinsel ahlak önerimindeki ‘yönetenin kutsallığına boyun eğme’ algısını (usdışlığı) kabullenmiş olacağız.

Cumhuriyet Türkiye’sinin uzlaşmalarla yurttaşlarına kazandırdığı ‘özgürlük’ tanımı yok oluş sürecinin eşiğine dayandı.

Yüz yıl öncesine düzülen övgüler özünde körlüğü önermektedir. Covid 19 sürecinde devlet ve özel okullar kapalı tutulurken, ilkokul çağına bile ermemiş çocukları medreselerde, Atatürk ve Cumhuriyete düşman olarak yetiştirilmesine yönetsel erk arka çıktı. Gelecek hiç aydınlık görülmüyor!

Ülkemizde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Diyanet’e bağlı camilerde; görevli ya da çağrılı olarak gelen vaizler vaazlarında, hutbelerinde aşağılayan soytarılara alkış yağdıran zevatın hiçbirinin bu ULUSLA kan bağı olduğuna inanmıyorum.

Öncelikle kendisini Türkün Ulu Önderi ile kıyaslatan her kim, hangi erke iye olursa olsun önce tarih okusun.

. 31 Mart Vakası 13 Nisan 1909
. Arnavutluk İsyanı 15 Ocak 1911
. Trablusgarp Savaşı 29 Eylül 1911

Trablusgarp Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk binbaşı rütbesi ile Tobruk Muharabesini yöneterek askeri alandaki başarısını göstermiştir.

. İkinci Balkan Savaşı 1912-1913
. Çanakkale Savaşı 18 Mart 1915

Gelibolu Yarımadası’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman kuvvetlerine karşı gösterdiği başarısı onun albaylık rütbesine yükselmesini sağlamıştır.. Doğu (Kafkas) Cephesi 1916-1917 Atatürk 11 Mart 1916’da Kolordu Komutanı sıfatıyla Diyarbakır, Muş ve Bitlis savaş cephesinde Ruslara ve Ruslar ile birleşen Ermenilere karşı savaşmıştır.

Suriye- Filistin Cephesi 1917-1918
Bu savaş sürecinde 7. Ordu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa Kemal Atatürk Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile yaşadığı görüş ayrılıkları üzerine bu vazifesinden kendi isteği ile ayrılmıştır. Bir süre sonra Atatürk istifa ettiği 7. Ordu Komutanlığı’na yeniden dönerek İngilizlere karşı orduyu yönetmiş ve İngilizleri durdurmayı başarmıştır.

. Kurtuluş Savaşı 1919-1923
. Sakarya Savaşı 20 Ekim 1921
. Büyük Taarruz 4 Mart 1922

Cengizhan, Fatih Sultan Mehmet Han, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk tarihinin yüce ulu kaanlarıdır. Binlerce yıldan bu yana yazılmış tarihimizin içinde adı sinik-silik koskoca imparatorluğu Türk soyundan olmayan, devşirme yöneticilerin eline bırakmış Padişahları yücelten (irdeleyici bilinçten yoksun) günümüzdeki siyasal yapıyı, artık ussalcı- uzlaşmacı yaklaşımla çözmemiz zorunluluk durumudur.

Soyumuzun Gök Tengri inancını yoksayan. Onun yerine Arab’ın, Homeros’un Ege Eposesinden ve Sümer yazıtlarından (kervancı- gezginci anlatılarını) ilmik ilmik söküp; anlamı nereye çekersen oraya giden- nerede başlayıp nerede bittiği saptanamayan çöl söylencesine uyarlanıp günümüzde bize kutsal bir yaşam biçimi olarak sunulan (dayatılan) olguyu kabullenmek zorunda değiliz!

Yarınımıza çekilen karanlık bir perde duruyor önümüzde. Hiçbir öngörüsü olmayan İslamcı siyasal erk düşünmeyen- okumayan kendilerine tapan bir kitle istediler. 20 yılın (temelleri 1954 tarihinde DP ile atılan) sonunda:
– Onun g*tünün kılı olurum.
– Gökten Peygamber imi kesilmiş olmasaydı ‘günümüz Peygamberi‘ O olurdu.
– O istesin, anamı ona zevce olarak veririm.
– Hilafet makamında bulunmanın sorumluluğunu taşıyoruz!
– Atatürk kim ki? O herkesten daha üstün yeteneklerle göksel güç tarafından donatılmış…
Bunu hiç utanmadan söyleyebilen köle-kullar oluşturdular.
Devrimci, Laik, Demokratik, Halkçı, Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kişinin devleti yaptılar.

Suçlu kim?
Biziz!

5 bin yıllık tarihe sahip bir soy dincilere teslim oldu.
Önümüze konulan yaşam ölçününde çok önemli bir yitirimimiz bulunmakta.
Düşlemden yoksunlaştırıldık, oysa:

‘’Düşlem her şeyden önce;
‘kendisinden tüm yanıtlanabilir sorulara yanıtların aktığı yaratıcı
etkinliktir.’ ‘’*

‘’ Endişesiz Yaşamak’’** Sonsuz direnme ve savaşım ister. Duruştaki başarısızlık içsel çöküş getirir. Dolayımlıca ölüm çağrımıdır.

‘’…görgül dünyadaki her şey geçici, insan özünün kendisinde sonlu bir varlıktır, ölüm yaşamın asıl özünde yatar.’’*

Ölçüleri olağanüstü büyük kutsal yapıtlar. Uzunlukta dünya ile yarışan köprüler, sualtı geçitleri, havaalanı, kent hastaneleri (kentten çok uzakta, kentle bağı- bağlantısı olmayan) ve benzeri yığmalar bilinçten yoksun
kişiler için albenilidir.

‘’ İki ayyaşın kurduğu devlet’’ olarak adlandırıldığı kişilerin kısıtlı olanak ve koşullarda ülkeyi bir uçtan diğer uca kadar kurdukları banka, fabrika, tarım çiftliklerini yerli işbirlikçiler aracılığıyla yabancılara yok ederine verdiler. Oradan elde edilen anapara ile de;
Ülkenin kurucu babasından ben daha büyüğüm diyerek ön aldı!

Bugün gelinen noktada; toplumun büyük bir kesimi yoksulluk sınırının altında yaşamakta. Çalışma alanındaki kapanma (doğru tanımlama: kapatma!) karnını doyuramadığı için kendini öldürüyor…

Diğer yanda; uluslararası boyutta kokain kaçakçılığı… Ülke yurttaşlarına ait olan, Merkez Bankasındaki birikim bir gecede el değiştirip varsıllıklarına varsıllık ekleyen; sürekli olarak da el üstünde tutulan soyu belirsiz güruh!

Reis Sedat Peker, kendi tanımlamasıyla iş insanı kameranın karşısına çıkıp, AKP ve yardakçılarının kirli çamaşırlarını ortaya döktü!

Gerçi, büyük bir kısmı aydınlar için bilinenin yineden aktarımı olsa da bazı soysuzların taşlarını yerinden oynattı.

Saçılan bu pisliği unutturmak için; Türk soyunun (Türkmen ulularına) Alevi inançlı yurttaşlarına karşı adım adım Sünni saldırı başlatabilirler.

Böylelikle, uzun zamandır SADAT benzeri milis güçlerle ülkemizde iç savaşı kışkırtabilirler.

-‘’Bunlar daha iyi günleriniz!’’
-‘’Merkez Bankasındaki parayı kimse sorgulayamaz!’’

Diyebilen muktedir, bu topraklarda hesap vermesini bilmeyen hiç kimsenin yönetsel erkin başında oturamayacağını; halkın önüne konulacak seçim sandığıyla da o koltuktan ayrılacağını unutmamalı.

Bu toprağın yeri ve göğü yüce Türk Ulusunundur. Bu ulus kalıcı, sizler gidicisiniz.

Bizler bu coğrafyada endişe içerisinde değil, endişesiz yaşama istencinden olan yurttaşlarız.

Köklerimiz devletin kayıtlarında yazılı, sizin kayıtlarınız kimin kasasında gizli?

Bizler kendini Türk varlığına armağan eden soyun edepli ardıllarıyız.

Sizlerse varlığınızı Arabi- İsrail oluşumuna teslim etmiş kişilersiniz.

-Ne mutlu Türküm diyene.
-Yurtta barış dünyada barış.

Gönenç içinde Anadolu’da yaşayan Araplaşmamış Türk budunu olsun.

Kaynaklar:

*Carl Jung
**Ohne Angst Leben, T.W.Adorno

05 Haziran 2021
Marbella- İspanya

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun