Elmaların Çiçek Açmasını İstemediler!

Bazı şeylerin farkına varılmasını istemeyenler, “Köylünün Ulusun Efendisi” olmasın diyenler biliyordu ki kalkınma köyden ve üretimden başlayacaktı. Bu yüzden;

ELMALARIN ÇİÇEK AÇMASINI İSTEMEDİLER
Ve Köy Enstitülerini kapattılar…

“Köy Enstitüleri, Cumhuriyet tarihinin tüm alanlarında en çok tartışılan eğitim konusu olmuştur… Enstitüler üzerine çok sayıda yazılar yazılmış, araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar ve yazılar genellikle Köy Enstitülerinin genel işleyişi, kapanma nedenleri, ülke üzerindeki etkileri, yankıları, yapılan eleştirilere cevap, öncesi ve sonrası gibi noktalara odaklanarak yazılmıştır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç da dahil olmak üzere enstitülerin içinden ve dışından pek çok kişi bu konular hakkında kitaplar ve makaleler yazmışlardır. Yapılan araştırmalar ile yazılan yazıların önemli bir kısmı eleştiriler ve eleştirilere verilen cevaplardan oluşmaktadır”

Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi
Yrd. Doç. Dr., Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Eğitim Fakültesi. (nihalyildizqkmu.edu.tr). ** Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi. (oakandere@konya.edu.tr). KÖY ENSTİTÜLERİNİN İDEOLOJİK YAPISI Nihal YILDIZ* Osman AKANDERE**

Tez gibi hazırlanmış yazılarına bu cümlelerle başlamışlar. Bana da Köy Enstitülerini yazmam istendiğinde klavyemin tuşlarına bastığımda inanın aynı cümleleri kullanarak başlayacaktım yazıma…

Köy Enstitülerini yazmak çok zor bir konu. Yaşamanın ve kalkınmanın İhtisas gerektiren bir olgu olduğu anlaşılalı beri insanlar hemen her konuda uzmanlaşmak zorunda kaldılar. İnsanlar hukuk, tıp,tarım, mekanik, tektonik, elektronik gibi bir çok bilgiye sahip olmadan güvenilir bilgiye ulaşmadan düzgün yaşayamaz hale geldi. Bu durumda uzmanlaşmayı gerektirdi ve önemini ortaya çıkardı.
Tartışma şuradan başladı; bir konuda uzmanlaşmak mı, bir çok konuda bilgi sahibi olmak mı daha değerliydi (Bilgin Balcı). Uzmanlaşma konusunda yola çıkan ve İsmet İnönü’ye 5 yıl içinde 200 bin uzman tarımcı yetiştirin talimatı verdiren ve 8000 öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri uzmanlaşmaya engel miydi de kaldırıldı, yoksa karar siyasi miydi. Bunun kararını ve yorumunu elbette ki okuyucu verecek.

Şimdi gelelim bu Köy Enstitüleri neydi, ne değildi.
Köy Enstitüleri fikri Türkiye’ye nereden gelmişti. Fikir babası kimdi.

Türkiye’de köy enstitüsü fikri ilk kez Amerikalı eğitim filozofu John Dewey tarafından savunuldu.
Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’de okulun yerel koşullara uyarlanması sorunu eğitim felsefesinin özünü oluşturuyordu. Köy Enstitüleri, John Dewey’in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır. Mezunların aynı anda hem okul öğretmenleri hem de toplumun eğitmeni olması bekleniyordu. Öğrenciler aslında kendi okullarını, evlerini, kışlalarını, iş yerlerini vb. inşa ettiler ve birlikte yaparak ve yaşayarak üretim ile eğitimi kaynaştırdılar (Kaynak Vikipedi).

Neredeyse tüm Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular.
Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Çalıkuşu romanındaki karakter gibi gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun %80’lik bölümü köylerde yaşıyordu.
Köy Enstitüleri’nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad’ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.(Kaynak Vikipedi)

Gördüğünüz gibi Köy Enstitüleri’nin kuruluşu Türkiye’nin o zaman ki ekonomik, sosyolojik ve konjöktürel durumu gereği ortaya atılmış bir fikirdi. Şu an da ülkede yapılan doğru bazı şeyler varsa da bunun en önemli kısımları Köy Enstitüleri’nin verdiği 8000 öğretmenin yetiştirdiği vatanperverler sayesindedir.

Köy Enstitüleri Çağcıl medeniyet seviyesine erişmenin hatta öncülük etmenin kapısıydı. Toprak Reformunun öncüsü, ağalık düzenin sonunu getirmenin başlangıcıydı. Elbette boyacı küpü gibi daldır, çıkart yöntemiyle bitecek bir sistem değildi ağalık ve toprak reformu. Bunun için on yıllar gerekiyordu. Köylünün ,halkın eğitilmesi gerekiyordu. Bu da okullardaki doğma müfredatla olacak bir şey değildi.
Köy Enstitüleri ülkedeki istihsal ve istihlak dengelerini değiştirecek, adil bölüşüm ve hakça yaşamanın yollarını öğretecekti. Kooperatifleşmeyi, bir araya gelmeyi, birlik olmayı, dayanışmayı, başkası için üzülmeyi ve insanı sevmeyi öğretecekti. Köy Enstitüleri yaşasaydı; terör hortlamayacaktı, Güneydoğu sorunları olmayacaktı. İnsanlar, köylü kentli okuyacaktı, aydınlanacaktı. Çünkü; Köy Enstitüleri’nin amacı insanla kitabı bir tutan kurumlardı. Bu konuda dostlarımızdan İsmail Güneş ERYILMAZ dostumuzun yazımıza destek için gönderdiği öykü ibretliktir ve Köy Enstitüleri ile ilgili aslında başka şey yazmaya gerek yoktu.

UÇAKTA Kİ SÜPER ADAM
Bir Amerikan uçağı, İstanbul-New York seferini yapıyordu. … Bir süre sonra ışıklar sönünce yolcularda panik başladı.Ardından anons duyuldu.
-İçinizde elektrikten anlayan var mı?
Herkes birbirine bakarken, yaşlı bir yolcu parmağını kaldırdı ve davet üzerine makine dairesine girdi. Ve, bir süre sonra da ışıklar yandı.! Yaşlı yolcu, eli yüzü siyahlar içinde; alkışlarla karşılanarak, lavaboya gidip temizlendi ve sessizce yerine oturdu. ..
Uçak Atlantik ortalarındayken, pilotun konuşması duyuldu: Sayın yolcular motorlarımızdan biri bozuldu. Sanık panik yapmayın. Ben sizi diğer motorla Amerika’ya kadar ulaştırırım. Eğer içinizde motordan anlayan biri varsa buraya rica edeceğim.
Yolcular arasından yine sadece yaşlı olan adam elini kaldırıp göreve koştu. Bir süre sonra motorun tamiri bitmiş, bizim ki yüzü gözü karalar içinde ve alkışlar arasında lavaboda temizlenip, mahcup mahcup yerine oturdu.
Amerika’ya kısa bir süre kala, hosteslerin koşuşturması dikkat çekti ve bu kez bir hostesin heyecanlı sesi duyuldu: -Sayın yolcularımız!.. –Bir yolcumuz aniden sancılandı. Bebeği olacak. İçiniz de doğumdan anlayan kimse varsa, lütfen acil olarak buraya gelsin.

Çeşitli milletlerden yolcular birbirlerine bakarken, yine bizim ihtiyar yerinden kalkarak hostesler bölümüne yürüdü. Kısa süre sonra da, bir bebek ağlaması duyuldu ve hostesin kucağındaki erkek ufaklık, dünyaya il bakışlarını gönderiyordu. Tabii olağanüstü yaşlı yolcu, sürekli alkışlarla yine sakince yerine oturdu. … Ancak çeşitli ülkelerden oluşan tüm yolcular meraklarını yenememişlerdi….
Bu adam kimdi? Sonunda dayanamayıp, özür dileyerek; uyruğunu ve mesleğini sordular. Yaşlı yolcu, bu soruyu sakince yanıtlar
-Türk’üm ve Köy Enstitüsü mezunu emekli bir öğretmenim.

Evet bu yazıyı yazarken bile gözlerim nemlendi, buğulandı, klavyemden özür dileyip bir bardak su molası verdim. Boğazım kurumuştu. Bir kez daha anlamıştım Köy Enstitüleri’nin önemini.
Köy Enstitüleri’nin amacı vatanı sevmeyi, insanı sevmeyi, Ata’yı sevmeyi öğretiyordu.

Şimdi öykülerle kıssadan hisse yaparken bir de İsmet İnönü’nün başından geçen bir öyküyü aktaralım:

İsmet Paşa 1943 lü yıllar ve Savaştepe Köy Enstitüsü’nü incelemeye gidiyor. Yolda bir çoban kız görüyorlar, çağırıyorlar. Paşa soruyor
-Çanta ne var?
Kız gayet rahat cevap veriyor ekmekle kitap var paşam.
Açıyorlar çoban kızın çantasından köfte ekmek ve Antigone kitabı çıkıyor. İsmet paşa yanındakilere dönerek bakın bu millet okuyor, Antigone okuyor, ben daha okumadım bu kitabı ama dağdaki çoban kızımız okuyor. Çantasında iki şey var biri ekmek diğeri kitap. O yüzden Köy Enstitüleri ekmek demektir, kitap demektir diyor.

Köy Enstitülerini yazmak inanın ciltler dolusu kitaplar gerektirir. Yerimiz dar. Derdimizi anlatabilmişizdir umarım. Köy Enstitüleri amacı insana hakkıyla yaşamayı öğreten öğretim kurumlarıdır. Sadece tarımla, köyde değil şehirleşmeyi de öğreten, anlatan Köy Enstitülerini niye kapattılar kısaca ona bakalım.
On yıllık yaşamının sonunda Köy Enstitülerini 1954 yılında dönemin iktidar partisi Demokrat Parti kapattı. Kuruluşunu CHP yaptı diye mi dersiniz, sebep ideolojikti mi dersiniz ne derseniz deyin kapatıldı ve ülkenin 50 yıl önce kalkınması engellendi.
Köy Enstitüleri iddia edildiği ve gerekçe gösterildiği gibi Komünist yuvası değildi ve hiç olmadı. 2. Dünya Savaşı sonrası ABD Marshall planı devreye girdi. 1950 li yıllarda Komünistlik suçlamaları başladı. Akla hayale gelmeyen iftira algıları yaratıldı. Bu konuda google de çok video ve belgesel var. Sonuçta Köy Enstitülerinin gerçek Lider Türkiye’yi inşa etmemesi için Bazı şeylerin farkına varılmasını istemeyenler, “Köylünün Ulusun Efendisi” olmasın diyenler biliyordu ki kalkınma köyden ve üretimden başlayacaktı. Bu yüzden
ELMALARIN ÇİÇEK AÇMASINI İSTEMEDİLER
Ve Köy Enstitülerini kapattılar…

Not: Değerli hocam İrem KULAKSIZOĞLU’nun tavsiye ettiği konu ile ilgili yazısı buraya sığmayacak kadar geniş ve güzel yazılması gereken bir konu o’nun affına sığınak daha sonra o konuda özel yazacağımı bilmesini istiyor, kendisine saygılar sunuyorum.

Evet dostlar; biliyorum, farkındayım konu büyük, benden daha kapsamlı bir yazı bekliyor olabilirsiniz. Ancak; yenimiz geniş olsa da yerimiz dar. Benzeri ifadeleri çoğaltarak eksiğimizi gidermeye çalışırız.

Hangi konuda yazı yazmamızı isterseniz veya eleştiri , önerilerinizi http://gündemarivi.com/veya dursunuzun33@hotmail.com adreslerine iletebilirsiniz.
Gazeteci/Yazar/Danışman Dursun UZUN

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun