Duygu Kalemimiz

Yaşam ihtiyaçlarını yalnız tükettiğimiz şeyler sanarken, çok büyük bir yanılgıya düşer, duygularımızı beslemeyi unuturuz. Bedenimiz gibi ruhumuzun da beslenmeye ihtiyacı vardır. Bu bilgiyi satırlarında tecrübe ettirerek, yaşattığı duygularla ruhumu besleyenime teşekkürlerimle. 

“İnsan yazmaya nasıl başlar, gerçekten hiçbir fikrim yok. Bunu derken aslında her gün okuduklarımı yazanlar, nasıl bir uğraş veriyor ve kendilerini nasıl okutabiliyorlar; bunu hep düşünmüşümdür. Tabii yazdıklarından feyz aldıklarımız ve keşke hiç okumasaydım vaktimi boşa harcadım diye hayıflandıklarımız da olmuştur mutlaka. Ve “yüreğinin götürdüğü yere git” cesaretiyle, benim bildiklerim ve düşündüklerim başkalarının da ilgisini çekebilir hadsizliği ile bu satırları karalamaya başladım.

Macide Gür, Kendimle Söyleşi 

Yazması için zorlamalarımla ilk yazısını böyle kaleme almıştı. Onda keşfettiklerim çoktu.

Yalnız Gündem Arşivi sitesinde yazarlık yapan yazarımız Sevgili Macide Gür Hanım’ın güzel yazılarıyla sizleri bir kez daha buluşturmak istedim. Çünkü kalemini çok özlediniz. Bu hasta olduğu zor dönemi aşıp, yeniden en yakın zamanda aramızda olacağına inanıyorum.

Günümüzdeki olaylara karşın duyarlı oluşu, toplumsal fayda sağlama arzusunu da satırlarında okuyorsunuz. Deprem Gerçeği yazısında, jeoloji üzerine okumasına rağmen, toplumun anlayacağı yönünde daha basit anlatım seçmesi ise ayrıca bilgeliğini kanıtlıyor bize, yoksa bu toplum terimlerden çıkarımda kalırdı.

Duygu Kalemimiz O. Satırlarında hissettirdiği naif duyguları okura tekrar hissettirecek kadar etkili.

“Yeni yıla girerken en çok “Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar” şarkısını dinlemek istiyorum. Aydınlık bir gelecek olsun, istiyorum. Kötülükler yok olsun, çocuklar hep gülsün ve Nâzım’ın dediği gibi “şeker de yiyebilsinler,” istiyorum…”

Macide Gür, Eski Yılı Uğurlarken

Toplumda unutulan değerleri hatırlatmak, onları irdeletmek ve toplumu güzel bir dünya için yönlendirmeyi kendisine görev etti.

“Emeksiz elde ettiklerimizi gereğince sevemediğimiz gerçektir. Bize sunulanları bir hak olarak görmek hepimizin doğasında var. Ama, o haklarımız nelerin karşılığında elde edildi, hiç düşünmeyiz. Sevginin kardeşi vefadır bana göre. Herkesin sevgi dolu, erdemli ve dürüst olduğuna inanmak saflık olarak görülebilir. Ama, insanlardaki gerçek sevginin turnusol kağıdıdır vefa. Sevgi dünyayı güzelleştirirse, emekle sevgisini bize verenleri, emekleri hiçe sayılanları vefa ile anmak da bizim borcumuz olsun.”

Macide Gür, Sevgi – Vefa – Mesuliyet

Ülkemizde kadına şiddet arttıkça, duyarsız kalır mı Duygu Kalemimiz?!. Muhteşem bir yazıyla imzasını attığı bu yazıyı yine çok beğeneceksiniz.

“Biz kadınlar sanki; ikinci sınıf varlıklarmışız da erkekler tarafından idare edilmeye ve yönlendirilmeye muhtaçmışız gibi durumları bahane ederek, yanlış davranışlarına maruz kalıyoruz.

Tarihin başlangıcından bu yana insanlığın bir yarısının, diğer yarısını baskı altında tutması, insanlık onurunu elinden almak istemesi; nasıl açıklanır?”

Macide Gür, Kadın Düşmanlığı ve Kadının Toplumda Yeri

Ülkemizde savaş için yine planların yapıldığı bir zamanda duyarsız kalamadı Duygu Kalemimiz ve dedi ki illa bedel olacaksa; Bedeli Barış Olsun!

O, güzel değerlerimizi topluma anımsatarak özlenen eylemlerde hala bulunabileceğimizi ve hala eskiden yaşadığımız duygulara yeniden kavuşabileceğimizi aktarmaya çalışıyordu. Mektuplar üzerine yazdığı bu yazısında yine çok başarılı bir imza atıyor. Yazısına şöyle başlıyor;

“Bir mektup yazayım, anlatayım dedim hallerimi, hallerimizi olan bitenle ilgili. Eskiden böyle değil miydi haberleşmeler. Mektuplar değil miydi olanlara şahitlik eden. Bizim nesil çok aşinadır mektuplara. Satırlara dökülürdü tüm duygular, haberler verilirdi karşı tarafa, bazen istekler bildirilirdi alıcılara, mutluluklar müjdelenirdi bazen, bazen de duymak istemediklerimizi dile getirirdi satırlar.”

Macide Gür, Sevgili Dostlar

Unutulmaz eski Türk filmlerini anılarla betimleyerek okurken, eski sinemalarda yerinizi almış oluyorsunuz. Zaman hızla geçerken, o dönemlerin filmlerinde özlediklerimizi de kaleme almayı unutmadı.

“Zaman zaman eski filmler çıkar karşımıza televizyonlarda. Çoğu siyah, beyaz olan filmler. Ancak siz bakmayın öyle nitelendirildiklerine, grinin her tonu ile hayatı renklendirmişler, insana dair tüm duyguları yaşatmışlardır. Çekildikleri mekanlarla zamanı paylaşmışlar, mekanların nasıl değiştiğine dair tanık olmuşlardır. Bazen kendi öykümüzün de köşe başını oluştururlar aydınlatıcı konuları ile.”

Macide Gür, Öyle Bir Geçer Zaman Ki

Aşık Veysel’imizin geçen yılki ölüm yıldönümünde pandemi sürecindeyken, yaşadıklarımızla onu anlatmak ve duygularımızı yine çok etkileyen yazısı Yaşadıklarımızla, Aşık Veysel‘i Anıyorum harikuladeydi.

Eski zamanlardaki güven ve sevgi ortamını bize samimiyetle anılarını aktararak, toplumda çocuk ve gençlerimiz için sağlamamız gereken güven ortamı için ışık olmuştu.

“Şimdi üzülerek görüyorum ki çocuklar ve gençler bizim aldığımız hazzı, mutluluğu alamıyorlar hayattan. Biliyorum farklı zamanlardayız; şartlar, beklentiler değişti, belki daha zorlaştı hayallerin peşinden gitmek. Geleceğe dair kaygılıyız hep. Ancak zamanı geri almak ne mümkün. Yeterli gelmiyorsa hiçbir şey mutluluğa çok yazık oluyor, herkesin tek başına tamamlamak zorunda kalacağı yolculuğuna. Elimizdekilerin kıymetini bilmiyorsak; daha fazla, daha fazla nereye kadar, sorguluyorum? Kendimizle de yalnız kaldığımız şu günler durup düşünmek için iyi fırsat. Şimdi bir zaman kısıtlaması yok okumak için, eski hesapları kapayıp yeni sayfalar açmak için, eşi-dostu arayıp hal hatır sormak için, kısaca hayatı güzelleştirip, mutlu olmak için. “Sürekli mutlu olmak bir aptallık halidir” demiş birisi, şimdi adını unuttuğum. Katılıyorum ona, ama ne olur anları kaçırmayalım; çocuklar, gençler, dostlar. Mutluluğa özlem duymayalım, güzellik ve iyilikleri ıskalamayalım.”

Macide Gür, Mutluluğa Özlem

Türküler için yazı yazdıktan sonra, Türk Sanat müziğimize de değindi. Öyle vurgularla dolu öyle güzel örneklerle dolu bu muhteşem yazıyı ise, sizlere sunmaktan kıvanç duyarım; Şarkılar Bizi Söyler .

Hayatında hiç unutamadığı annesine öyle duygusal bir yazı yazdı ki annesine mezarından satırlarını hissettirmiş olmalı, tüm annesini anneler gününde kutlayamayanlara bu yazı Anneye Veda .

Atatürk’ü çok seven ve Cumhuriyetin güzelliklerine hasret kalmak istemeyen aydın yazarımızın 23 Nisan yazısında araştırmalar, anılar, mesajlar, tarihsel kutlama kıyasları ve harikulade özenli satırlarla günün anlam ve önemini bizlere en iyi şekilde sunduğuna tanık olacaksınız.

“Çocuklar bayram sevincini doyasıya yaşamıyor ki bu bayramın oluşma şartlarını, nedenini, kendilerine armağan edilmesini irdelesinler ve kıymetini bilsinler. Çocuklar geleceğimiz, göz bebeklerimiz. Tüm çabamız onların hayatlarını bayram sevinci içinde geçirmelerini görmek, onlara aydınlık yarınlar hazırlamak için. En azından canım ‘Atam‘ın çocuklara armağanı olan bu bayram gününde, evlerde kapalı olsak bile elimizden geleni yapalım, evlerimizi süsleyip, balkonlardan da olsa topluca bayram coşkusu yaşayalım.”

Macide Gür; Geçmiş, Bugün ve 23 Nisan

Silah kullanımları halk içinde arttıkça kaza kurşunları dahilinde kurban nüfus hızla artıyor, güzel kalpli yazarımızsa bu durumun topluma verdiği zararı aktararak acilen silahlanmaktan vazgeçilmesi gerektiğini aktardı.

“Adaletin olduğu yerde silahın yeri yoktur ve silahlar dünyanın sonunu getirecek en büyük israf kapısıdır. Umudum bunu tüm insanlığın anlamasıdır.”

Macide Gür, Kurşun Adres Sormaz

Zaman bayramı gösteriyordu, o çok sevdiği bayramları nostalji şarkılarımızla birlikte; anıları, şarkıların önemini ve eski bayramları aktarırken; yine insanlığı tembihliyordu Bayram, Şarkılar, Mutluluk .

Geçmişten günümüze değişen kültürümüzü kabullenemiyor, öz kültürümüzdeki hassasiyetlerimizin yeniden kazanılmasını arzuluyordu. Artan çevre kirliliğinde insanları uyarmak için yazdığı yazısında; adab-ı muaşeret dersinin yeniden müfredata girmesiyle çözüm olacağını savunmuştu. Bu konudaki yorumlarıyla yüreğe değerek ve hissederek bizlere ışığını hissettiriyordu, Küçük Şeyler ‘in çok büyük şeyler olduğunun altını çizerek.

Geçimin çok zor olduğu bu zamanda, esnaflar kepenklerini kapadıkça üzülüyordu. Bizleri dayanışmaya çağırdı, birlik olmakta buluyordu çözümü. Siftahsız dükkanlara Siftahınız Bol Olsun dedi, bu muhteşem yazısıyla…

Canımdan değerlim duygu kalemimiz, yazdıkça mutlu oluyor; mutlu oldukça daha çok kaleme sarılıyordu. Yazının başında ilettiğim ilk yazısındaki alıntımda olduğu gibi, hayata sanki kendini sorumlu hissediyordu. Sanki yaşamından hayata güzel bir iz bırakmak istiyor ve toplumdan kaç kişiyi etkilese, çok mutlu hissediyordu. Nitekim, kalemiyle çok güzel okunuyor ve birçok kişi de kaleminin yaşattığı duygularıyla etkisi altında kalıyordu. 

Hani bazı insanlar hayata kırgınlıklarını, içinde yaşadıkları durumları veya içinde büyüttükleri sıkıntıları yüreğinde gömer ya, o öyle gibiydi. Yazılarını her okuduğumda sanki yüreğinden o gömdüklerini açıp bizlere sunar gibiydi. O, yazarak konuşuyordu, eğer yazmasaydı belki konuşmamış olacaktı.

Her yazısından sonra bir sonraki yazısında daha ilerlemiş ve farklı konularla değişik detaylarla karşımıza çıkıyordu. Rastgele yazısını ilk okuduğum zamanki duygularımı unutamıyorum. Deyimler ile muhteşem bir eser vermişti bizlere. Yazmasaydı bu yazıyı hiç Rastgele yazılmayacaktı!… Ve yazsını şu alıntımla tamamlıyordu;

“Yola beraber çıktıklarımız, ara istasyonlarda yolu bitenler, yeni binenler, hayatımıza bir şekilde değenler, arkadaş dediklerimiz, dost bildiklerimiz, sevgiyle kucakladıklarımız, aynı yöne baktıklarımız, umudu paylaştıklarımız yolumuz güzelliklere çıksın, aydınlık yarınlarda mutlu huzurlu hep beraber yaşamak ortak dileğimiz olsun. RASTGELE…

Macide Gür, Rastgele

Anılarıyla ve yaşamdan tanık olduklarından irdeledikleriyle birlikte yazdığı bu yazısında ise, insan bambaşka yerlerde kendisini buluyor…

“Çok sevdiğim bir deyiş var. “Hasretle, zaman beraber büyüyen iki kardeşmiş.” Anlamını bu iki kardeşi beraber bağrına basan bilir. Kavuşmak için bekleyenlere sormalı özlem büyürken zaman nasıl uzar, uzar da insan sanki nefes alamaz olur ayrılık acısından. Sevenlerle, sevdiklerimizle bir arada geçen mutlu zamanlarda ise, saatler dakika, günler saat, haftalar gün gibi geçer farkına varmayız.

Ardı ardına sıralanır tüm hatıralar biz yaşam çizgisi üzerinde ilerlerken. Tortularını bırakırlar üzerimizde kimi pamuk şekeri gibi pembe, çok tatlı, kimi süs biberi gibi acıdan acı yeşil, bazıları rengarenk her tonda bir yelpaze gibi serinleten, kimisi de siyahtan kara bunaltan. Yalnızca ruha dokunmaz ki anılar, yüzümüzde de değişiklik yapar. Ağlarken, gülerken, düşünürken, kaygılanırken, kızarken, kısaca tüm insanlık hallerini yüzümüzde yansıtmaz mıyız? “Yüz çizgileri değil, yüzümüzün hatırasıdır” sonunda aynada gördüklerimiz. Ve tüm yaşadıklarımız bizi biz yapmışsa niye değiştirmek isteyelim ki “yüzümüzün hatırası” da yılların hatırına bize emanettir…”

Macide Gür, Hayat Geçerken

Son yazısını yazmadan önce bir telefon görüşmesi yapmıştık. Bana, geçmişte atlattığı kanser dönemini kaleme alsam sizce insanlar hakkımda kendini anlatmak için öykündüğümü düşünür mü, dedi. Olur mu canım hocam, kanserli hastalar için umut yazısı olur bu, demiştim (yazıyı ilettikten sonra da kimse böylesi bir yorumda bulunmamıştı).  Tam yazı için cesaretlenmesine sebep olup, onun da yazmaya başladığı sırada; Olcay Senem kanserden vefat etmişti. 

Olaydan çok etkilendi, çok üzüldü ve yazıyı kaleme alması onun için ne kadar zordu empati yapmak çok güç. Çok duygulanarak ağladığını sesinden işitirken, bu  olaydan çok etkilendiğini aktardı.

Sonra, Duygu Kalemimizden kötü bir haber geldi, yeniden kanser olmuş ve üzerine düşmüş; kaburgası kırılarak akciğerine batmıştı. Birkaç ay sonra ancak kemikleri kaynayacak. Ve bir önceki kanseri gibi bu rahatsızlıktan da kurtulacağına inanıyorum. Çünkü, o benim idolüm. O, çok güçlü bir insan ve biliyor ki yönümü ararken başımda olmak zorunda. 

Kendisine refakat eden ablası Sevgili Sacide Öğretmenimse, yine yazarlarımız ve Gündem Arşivi’ne gönüllü olarak destek veren çok sevdiğim bir büyüğüm. Çok güzel geçmişiyle birlikte dirayeti ile örnek isim. Kız kardeşi Duygu Kalemimize çok güzel bakıyor.

Duygu Kalemimiz çok şanslı. Ailesi ona destek olup sevgileriyle onu hayata bağlıyorlar.

Yazma isteği de onu hayata bağlayacak umuduyla (bir kardeş, bir evlat ve bir yürekten yaren olarak; duygu ikizime ve hayranı olduğum yazarımıza), kollarımı açtım ve sarılmak için bekliyorum. 

En yakın zamanda Duygu Kalemimiz aramızda olsun umarım ve en çabuk zamanda iyileşmiş olsun; acil şifa diliyor ve onu canımdan çok sevdiğimi siz okurların nezdinde de iletmeden edemiyorum. Yazımı, Yalan Dünya yazısının tamamını ileterek tamamlıyorum. En çok okunan yazılarımızdan birisi.

Herkese sağlık diliyorum. Değerli Duygu Kalemimizin ellerine ve güzel yüreğine  sağlık, kalemi daim olsun dileğim.

YALAN DÜNYA

“Bugün efkarlıyım açmasın güller,
Sevdiğimden kara haber verdiler”

Sevgili Olcay Senem’i bilinmezliğe yolcu etmişiz a dostlar. Artık tüm yaşadıklarına rağmen gülümseyen yüzü, söylediği türküleri, günaydın mesajları olmayacak sanal dünyamızda…

Direnme gücüyle umudun ışığı olamayacak tüm mücadele edenlere…

Nasıl bir savaş verdiğini bilmeyecek kimse zorbalara, tacize, baskılara, zulmetmeyi kendilerinde hak görenlere karşı…

Evladı, tek tutunduğu dalı Umut’undan ayrı geçen son günlerini nasıl yaşadı hiç bilemeyeceğiz. Yavaşça yıldız gibi kaydı gitti hayatımızdan “yırtık cebine koyup kaybettiği umudunu”  bizim bulmamız dileğiyle…

Sanırım; tek mirasıydı, yaşam sevinci ve umudu geride kalanlara…

Çok uzun zamandır elime almadığım kalemim, bu gece zorla yerleşti parmaklarımın arasına ve yaz dedi, dök içini yoksa gözünde akan akmayan ne varsa zehre dönüşmesin. Sevdiklerin, dostların seni anlar; acılar paylaşınca azalmaz mı? Sanki benliğimi, bir zorunluluk ve sorumluluk duygusu kapladı neden bilinmez…

On yıl önce Nisan ayında öğrenmiştim, adına lenfoma denen kötü hücrelerin tüm bedenimi sardığını. Yirmi seneye yakın romatoid artrid tedavisi görüyordum. Zamanla kullandığım ilaçlar etkisiz kalıyor ve daha etkili olanlarla devam ediyordum. Sonunda kan tahlillerim, anomaliler vermeye başladı ve yeni tahliller daha sonrakileri gerektirmiş, kemik iliği biyopsisi yapılmış, en son koltuk altı lenf bezi çıkartılarak patalojik tetkik sonucu teşhis konmuştu. Ama bu dört aylık süreçte hastalık da ilerlemiş, çekilen PET sonucu dördüncü evrede olduğu belirlenmişti. Tedavim için 8 defa kemoterapi alacaktım…

Bu süreci yaşarken insan neler hisseder  bilir misiniz? Teşhis kesinleşene kadar hiç kendine konduramaz adını bile duymak istediğini. Her geçen gün halsizliği artarken başka şeylere bağlar sebeplerini. Çünkü “O” güçlüdür. Öyle olmak zorundadır. Yapacakları vardır, henüz vazifelerini tamamlamamıştır ve en önemlisi daha sevdiklerine doyamamıştır. Sonra dünyası yıkılır başına, neden ben diye düşünmeye başlar. Sanki kendine el gibi olur, acır kendine zavallı birine acır gibi…

Acı çekeni bir başkası gibi düşününce daha rahat ağlar insan. Belki de bencillik böyle bir şeydir.

Tedavim mayıs ayının başında (ki evlilik yıldönümümüzdü) ilk seans kemoterapiyle başladı, üçer hafta ara ile hesabıma göre Eylül’de tamamlanacaktı. İşte o zaman anladım, zamanın kişiye ve yaşanan duruma göre nasıl değiştiğini. Her sene yazlıkta iken, koca yaz göz açıp kapayana kadar geçerdi, ama şimdi Eylül hiç gelmeyecek kadar uzaktaydı benim için. Daha ikinci haftadan sonra saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim dökülmeye başladı ve bu beni nedense hastalığın kendisinden daha çok etkiledi. Çünkü kanser, herkes için görünür olmuştu. Ve taa içimdeki kız çocuğu utanıyordu bu durumdan. Sanki yeterince güçlü olamadığım için kendimi suçladığım bir süreçti. Dışarı çıkarken bir peruk takıyor, kendimi sıkıntıya soksam da meraklı ve acıyan bakışlardan uzak tutuyordum. Bu işte öyle başarılı idim ki bir seferinde, uzaktan tanıdığım bir kişi gelip kuaförümün adını sordu; saç kesimimi çok beğendiği ileterek. Bazen başımı saran bir şapka ile yürüyüşe çıkardım, bu seferde sahildeki satıcılar turiste benzetip yabancı dille konuşmaya çalışırlardı. Şimdi, uzak bir anı oldu hepsi…

Ama tedavi sürecinde aksaklıklar oldu, defalarca hastaneye yatmak zorunda kaldım. Bazen kan hücrelerinin çok düşmesi nedeniyle, kan verilirken; aynı zamanda tüm vücudumu saran enfeksiyonla, yüksek ateşle mücadele ettim. Tabii sevdiklerim hep yanımdaydı, hepsine ve canım ablama bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum minnetle. Ve bu hastalık bir kırılma noktası, aslında insanın hayatında minimalize yaşaması için. Fazlalıklar çıkıyor hayatınızdan. Vazgeçemem sandıklarınızın önemsiz olduğunu anlıyorsunuz. Kıymet verdiklerinize ise, daha dört elle sarılıyor ve hayatın farkında oluyorsunuz. Öncelikleriniz değişiyor, elden geldiğince anı yaşamanın önemini keşfediyorsunuz. “İnsanın sevdikleriyle geçen her günü bayrammış”  biliyorsunuz.

Aralık ayı başında tedavim tamamlandı ve doktorum müjdeyi verdi. Yenmiştim menfur hastalığı. Önce üç, sonra altı ay ara gittiğim kontrollerin arası bir seneye çıktı. Ama korana nedeniyle, bu sene aşı olmadan tekrar hastaneye gitmek istemediğim için ara daha da açıldı. Önümüzde ki günlerde yeni bir kontrole gideceğim kısmetse…

Her şey geçiyor ve bitiyor dostlar, ama iyi ama kötü. Biz birbirimizin ne kadar merhemi olduk yarasında, sevincini ne kadar paylaştık, mutluluğunu büyütebildik mi el birliğiyle, emanetine sahip çıkabildik mi gidenlerin, kıymetini bildik mi yanımızdakilerin ondan haber verin.

Vefayla baş tacı yaptık mı fedakarları? Mesuliyetle, mecbur olmanın farklı olduğunu biliyor muyuz? İş işten geçmeden, sadece gülümsemenin bile hayatı renklendireceğinin farkında mıyız?

Bir bir eksilirken güzel insanlar anılarının ve isimlerinin silinmesine göz mü yumacağız? Ben güzel kardeşimi hep hatırlayacağım; her sabah gülümseyen yüzüyle, umuduna tutunarak verdiği yaşam mücadelesiyle….

“İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyu söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim”

Sağlıcakla kalın dostlar, kıymet bilenleriniz çok olsun…

Macide Gür

Bana insanlığı ile örnek olanıma yazdığım bu yazıda, sürç-i lisan ettiysem affola.

Not: Yeşil renkle belirttiğim başlıklarda yazıların linki mevcut ve yazılara ulaşmak için tıklamanız yeterli. Turuncu renkte belirttiklerim, benim yorumlarım. Bilginize arz olunur.

Kemalist İlkay.

Bir cevap yazın ya da yorumda bulunun