Dünü Yakalamak Elimizde!

Başlığı okuyunca önceki yılda bulunduğunuz yaşa ulaşabilirim arzunuz olmasın lütfen. Olaylara rasyonel bir açıyla bakmaya çalışacağım.

Emperyallere altın bir tepside ceylan gibi ülkem sunulurken, birçoğumuz bunalıma girdik. Türkiye için artık kurtuluş ne olabilir, diye düşündüğüm vakit hep aklımda beliren ütopyam gözlerimin önüne geliyor; fakat ütopya bu!

Üretimimiz hayli engellendiği bu sıralarda; yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, sürdüğümüz hatta… aklınıza gelebilecek her şeyi emperyal ülkelerden alır hale geldik ve aslında onlardan almak zorunda bırakıldık.

Peki çaresiz miyiz?

Aslına bakarsanız çare biziz!

Daha ilkel yaşasak daha modern bir çağa atlayacağız deseydim ne düşünürdünüz?

Eğer bir yeri değerli kılan gökdelenler olduğuna inanalardansanız, hemen yazımı okumayı bırakınız; çünkü bir yeri değerli kılan doğasının güzelliğidir.

Yeniden, atalarımız gibi, tüketeceğimiz şeyleri üreterek yola çıkmalıyız. Gerekirse, para metasını kullanmak yerine daha çok ürettiklerimizi takas etmek daha güzel bir seçenek.

Marlboro almak yerine, ülkemizin tütünü (kağıt fabrikalarımız da satıldığı için) yaprakla sararak içecek kadar dikkatli yaşamalıyız. Sahi artık bu markanın da pek satıldığı yok, çoğu kişi en ucuz markaları alıyor. Bir de tütünün çok üretildiği bir ülkeyiz. Nerde o eski Tekel? Samsun markamızdan Maltepe’sine, hatta Birinci markasına kadar ki alım rahatlığı…

Dik olmalıyız! Tıpkı evrimde ilk ayakta durduğumuz gibi. Omurgamız bizi ayakta tutuyor diye dik olmuyoruz dostlar. Yeniden ilk kez Homo Erectus olmak gibi.

Gayri menkul olarak bakılan bu memlekette az sahip olduğumuz gayri menkullerimiz de huzuru bulmak zorundayız. Bakınız, baba yadigarı topraklarımız alındı; yastık altı altınlarımız alındı, sefalete sürüklendik. Artık devlet babanın olmadığı gibi, aşırı vergi ve faizlerler ile sürekli yükselen enflasyonda, hepimizin emeklerinin hakkını alamadığı bir cehenneme döndü ülkemiz.

Eskiden nasıl bir mahalledeki yabancı dikkat çekiyorduysa, ayı şekilde mahalle ortamlarına kavuşmalıyız. Sevdiğimiz, anlaşabildiğimiz insanlarla küçük alanlarda dahi olsa birlik olmalıyız.

Bizler hep bölünerek kayıplara uğradık. Güven duvarlarını yıktık. Artık yeniden güven duvarlarını inşaa etmeliyiz. Misal, olası bir savaşta yalnız en yakınlarımızdan destek alabiliceğimizi unutmamalıyız.

Eğitim sistemiyle çocuklarımıza yazık ettiklerini görüyoruz, dediğim mahalle ve güven ortamı oluşsa; ebeveynlerin her biri iyi oldukları konuda tüm çocuklara programlı ders verseler.

Yaşam ihtiyaçlarımızı karşılamak ve sağlıklı yaşamak için elimizden geleni yapmak zorundayız.

Dünü mü yakalamak istiyorsunuz? Dünü bugüne uyarlayın! Nelere hasretsiniz, onlara kavuşun! Zaman, yalnızca değişmiyor; bizler de çabuk pes ediyoruz.

Dünya pazarında olmaya bile ihtiyacımız yok, çünkü bu durumu hedefleyecek zengin bir devletimiz yok. Yapmamız gereken, dışarıdan mazot dahi almadan gerekirse yeniden insanların tarlalarını kendileri sürmeliler! Eğer tüm işsizler en azından makinalaşmanın önüne çıkarsa, o zaman herkes aç kalmayabilir. Zenginleşmek de belki seneler sonra hedef olabilir, fakat şu an ilk basamak aç kalmadan hayatımızı idame edebilmek.

Az üretim olsa da kendimize yetebilir, dünü aramayabiliriz.

Elektrik konusunda halen ülkemizde yapılan politikalar, çevreye zarar veren ve çözüm üretemeyen ve hatta üzerine çok pahalı (yüksek vergilerle) faturalarla ayrı baş belası oldu; ne yapacağız? Elektrikli süpürge yerine çöp süpürgeye dönüşe kadar dikkatli olmalıyız desem?!

Burada mühim olan doğru dengeyi sağlamak. Çünkü, hem zamana uygun yaşamak hem de hayatta kalmak zorundayız.

Misal; ülkemdeki gelişmeleri takip etmek ve güncel kalabilmek için internetten vazgeçmem olası değil, ancak elektrikli süpürgeden vazgeçebilirim.

İnsanoğlu hep ürettikleriyle dünü aradı. Belki de artık ürettiklerinin arasında seçim yapma vakti!

Birçok insan köylerde insandan uzak yaşamak istiyor, fakat maalesef köyleri de mahalle yaptılar. Nereye gidecek bunca insan?

Yeni bir ekonomik kalkınma planı acilen ülkemize yapılmalı! Yarınlarımıza yani, çocuklarımıza en güzel geleceği bırakmalıyız.

Tayland, fahişesi ve kerhane gibi ortamları ile ünlü; bizde durum oraya gidiyor. Dünyada böyle bilinmek ister misiniz? Ancak gideceğimiz durak burayı gösteriyor. Tecavüzcünün haklı olduğu bir hukuk sistemi yaratılıyor ve ayrıca, halal kerhaneler arttı, üzerine diyanet de imam atadı oralara! Kadınlarımızın çalışması da helal ekmeği kazanmak için de atmosfer caiz değil gibi tutumlar var.

Kim ister çocukları buralarda çalışsın, kadınlarımız bu en kötü meslekte olsun! Düşünelim. Atamın dediği üzere, Türk çalışkandır ve üretmek lazım. Türk’ün kültürü Başbuğumuzla başlar, kültürümüze sahip çıkalım, cehalet kazanmasın bu savaşı. Kaybederiz!

Özgüvenimizi yitirttiler! Artık en az kullandığımız yardımcı fiil neredeyse kullanılmaz oldu; bir şeyi başarmak ya da becereceğimizi iletmek için kullandığımız -ebilmek’i daha çok kullanalım. Örneğin, Dünü Yakalayabilirim!

Umutsuz olmayın ve unutmayın; Kurtuluş Savaşı’ndan sonra hem emperyallere Osmanlı borçlarını üstlenmiş, hem de ilerlemek için yoktan var olmuştuk. Her şeyin klavuzu tarihte hazır bekliyor. Atalarımızın izinden yürümek kaderimiz olmalı. Hepimize başarılar diliyorum.

Herkese bereketli, işli, aşlı yarınlar diliyorum.

Şimdilik aklıma gelenleri ilettim.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun