Değerli dostlarım bugün sizlere Zafer günlerinden söz edeceğim Tarihimizin En Pırıltılı, En Coşkulu Yıllarından bahsedeceğim.

Bir haftalık sizlerden izin rica ediyorum. Ülkemizde güzel bir haber yok (Milli kadın voleybol takımımızın başarıları dışında.) Ülkemizde ekonomi çökmüş, işsizlik ve umutsuzluk artmış, hayat pahalılığı vatandaşı bezdirmiş.

Küresel ısınma ve aşırı hava olayları ülkenin bir tarafında yangınlar ve yok olan ormanlar ve yıkılan umutlar büyük zararlar,… (İhmallerin sahiplerde belli…)

Diğer tarafta sel felaketleri ve yitirilen canlar,… (Onların da sorumluları belli!)

En kötüsü, önümüzdeki süreçte iklim değişikliği ve küresel ısınma sonucu dünyamızı bekleyen büyük tehlike karşısında bedelini en fazla ödeyecek olan Z kuşağımızı koruma sorumluluğumuz olmasına karşın ülkemiz siyasetinin umursamazlığı…

İşte tüm bu nedenlerle bu yazımı Ağustos ayının büyük ZAFER haftasına ayırıyorum…

Sakarya savaşı 22 gün ve 22 gece sürmüştür. Emperyalist güçlerin desteklediği Yunan orduları çok daha donanımlı olmasına karşın savaşı Gazi Mustafa Kemal komutasında Türk ordusu kazanmıştır…

Bu savaş dünya savaş literatüründe “Subaylar savaşı” olarak anılır. Gerçekten hiçbir savaşta bu kadar çok subayın hiç tereddüt etmeden düşmanın önüne atılıp şehitlik mertebesine ulaştığı görülmemiştir.

Ben bu yoruma bir başka görüş eklemek isterim Sakarya savaşının isimsiz kahramanları ise Türk kadınlarıdır.

Sakarya savaşının sonuçları şöyledir (Sinan Meydan’ın yazılarından)
fYunan ordusu maddi ve manevi olarak sarsıldı.
2) Fransa Başbakanı Briand barış yapılmasını istedi.
3) İngiliz Başbakanı Lloyd George Sevr ruhuna veda etmek gerekir dedi. Türk Devleti’ni yok sayan Sevr, tarihin çöplüğüne gitti.
4) İtalya Anadolu’dan çekildi.
5) Bu savaştan sonra TBMM, MUSTAFA KEMAL’e GAZİ ve MAREŞAL unvanı vermiştir…

30 Ağustos Kurtuluş savaşı; Savaş 26 Ağustos saat 05.30’da topçu ateşi ile başladı. İsmet Paşa’nın anılarından “27 Ağustos günü bazı önemli tepeleri zapt etmiştik yunan ordusu bozgun halinde geri çekiliyordu ve Afyon’u işgalden kurtarmıştık.” (Bu yazılarımı Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin belge ve anılarla 30 Ağustos Zaferi yayınından aldım.)

30 ağustos Dumlupınar meydan muharebesi ve kesin zafer:

Gazi Mustafa Kemal Paşa “Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları İlk hedefiniz Akdeniz’dir… İleri!” emrini verdi.

Türk ordusu verilen bu emirle tam dokuz günde hedefe ulaştı. Karşısında düşmana yıkılan yakılan köylere kasabalara rağmen ve koşarak 9 Eylül’de İzmir’e ulaştı. Yiyecekleri bir çorba ve kuru ekmekten ibaretti… Tarih böyle bir destana tanık olmadı olamazdı.

Gazi paşamızın emrini alan kahraman ordumuz, başta süvarilerimiz olmak üzere tüm Anadolu’muzu kurtarır. Yunan ordusu kaçarken geride büyük bir enkaz bırakmıştır. Ordumuz 8 Eylül’de Manisa’ya girer.

Ben Manisa işgal günlerini Çanakkale şehidi eşi olan rahmetli Satı sonra aile soyadını alan Satı Ayber’in anılarından söz edeceğim.

Manisa Mutasarrıfı Giritli Hüsnü’dür. Gerçek bir hain ve Türk düşmanıdır. Bu hain, ülkeden kaçtıktan sonra Hüsniyadis adını almıştır.

İşgalden bir gün önce Manisa halkını istasyona davet etti. Bizler de gittik, istasyon meydanındaki ağaçlarda asılarak idam edilmiş 5 genç delikanlı vardır. O sıralarda Yunan ordusu Manisa’ya trenle gelmek üzeredir. Bu 5 genç mutasarrıfın yanına gelerek “Manisa’mıza Yunan askerini sokmayacağız” dedikten sonra onları adamlarına yakalatıp asan bu hain vali, “Bu olay size ders olsun, Yunanlılar buraya padişahımızın izniyle geliyorlar.” dedi.

Manisa şehri bu hainin yönetiminde 3 yıl kalır. Fakat Yunan ordusu yenilip bozguna uğrayıp kaçarken Hüsniyadis tüm Manisa halkını katletmek ister ve halkı meydanlara toplar. Ancak bazı gençler arabalara yerleştirilen makineli tüfekleri fark eder ve Bütün Manisa halkına Spil dağına doğru koşmalarını önerirler.

Herkes dağlara koşmaya başlar rahmetli babam o zaman 3 yaşlarındadır. Zaman zaman gençler onu kucaklarına alarak yardımcı olurlar. Artık Spil dağının tepesindelerdir ve şimdilik güvendelerdir. Dağ köylerinde Yörükler halka ayran ve yemek ikram ederler ve heyecanlı bir bekleyiş başlar.

Bu arada Süvari kolordumuzun komutanı Fahrettin Altay Paşa Manisa halkının toptan yok edileceği haberini alır ve Yüzbaşı Hüsnü Bey’e en kısa zamanda Manisa’ya ulaşması emrini verir. Dağın tepesinde birkaç gençte dürbün vardır. Ovada bir toz bulutu görürler hiçbir bayrakları yoktur hemen anlaşılır ki bunlar yenilen Yunan ordusu kalıntılarıdır.

Az sonra bir genç avazı çıktığı kadar bağırır “Gazi’nin askerleri geliyor! Bizim askerlerimiz geliyor!” demesi ile birlikte hepimiz kadınlar, çocuklar, yaşlılar, sakatlar sel gibi ovaya doğru akıyorduk ve onlara ulaştığımızda hepimiz ağlıyorduk.

Askerlerimizin çizmelerini öpmeye çalışırken hep aynı uyarıyı alıyorduk.

“Gazi paşamızın emri var yarın İzmir’imizi kurtarmalıyız…”

Bu arada süvari yüzbaşısı Hüsnü Bey, son olarak oradaki Manisalılara, “İçinizde üst düzeyde bir görevli var mı?” diye sorar. Bir İlkokul müdürünü gösterirler ona “Manisa’daki Rumların ordumuzun geldiğini bilmelerine rağmen terk etmeyenleri incitmeyin.” der ve “Gazi paşamızın emridir.” Diye devam eder.

Şimdi sizlerle ilkokul günlerimin anılarını paylaşacağım:

Yer Manisa: Murat Germen ilkokulunda okuyorum. O zamanlar başta Cumhuriyet bayramı olmak üzere tüm milli bayramlar coşkuyla kutlanırdı.

Biz öğrenciler gaziler geçerken başımızdaki öğretmenlerin uyarılarına rağmen cadde kenarına koşar, gazilerimizin geçişlerini çılgınca alkışlardık. Gazilerimizin en önünde Manisa Tarzanı olarak anılan bugün rahmetli olan Ahmet Bedevi yürürdü. Halk onları büyük bir coşku ile alkışlar bazı kız arkadaşlarımız duygulanarak ağlardı…

Düşünüyorum da ne güzel günlermiş o günler!!!

Kurtuluş savaşımızın sonunda Yunanlılar yenilgiye uğrayan tüm komutanlarını idam etti… Kurtuluş savaşı bir destandı. Tüm dünyanın takdirini kazanan bir ülkeyi 100 yıl ileri götüren bir destan…

Gerçi Yunanlılar kadar Türklerin içinde de bu zafere üzülen hainler de oldu; mesela onlardan bir tanesi ismini anmak bile istemiyorum “Keşke Yunan kazansaydı ülkemize laiklik gelmeseydi” demişti…

Peki, aynı Yunanlılar bugün ne yapıyorlar? Şimdi de ABD’nin peşine takılmışlar Trakya sınırımıza yakın bir mesafede üs kuruyor ve küstahça ülkemize meydan okuyorlar.

Bu olay bana şu geçmişi hatırlattı; Lozan görüşmeleri sırasında Lord Curzon, İsmet Paşa’ya aynen şöyle söyledi: “Aylardan beri görüşüyoruz, istediklerimizin hiç birini alamıyoruz ama neyi reddederseniz cebimize atıyoruz ve saklıyoruz. Ülkeniz yoksuldur, yarın gelecek bizden yardım isteyeceksiniz. Para bizde ve” ABD büyükelçisini gösterir “Onda var o zaman cebimizdekileri birer birer önünüze koyacağız…”

Bugüne kadar emperyalistlerin bu beklentileri (ama bugüne kadar) hiç gerçekleşmedi. Atamızın yolunda, Türkiye, tarihin en büyük kalkınma hızını yakaladı. Ülkemizde binlerce fabrika kuruldu. Anadolu baştanbaşa demir ağlarla döşendi. Kooperatifçilik ve köy enstitüleri ile müthiş bir kalkınma hızını yakaladık. Ta ki son dönemlere kadar…

Nedenine girmek istemiyorum ama bugün maalesef Lord Curzon’un beklentileri gerçekleşti. İngiliz Savunma Bakanı, utanmadan “Türkiye göçmen ara karargâhı olmalı.” dedi.

ABD başkanı Biden ise ülkemize posta koymaktan çekinmiyor.

Haydi oradan!!! Atamızı yitirdik ancak onun büyük eseri NUTUK hepimizin gönlünde.

Değerli dostlar bugün pırıltılı günlere gittik, kendimi bu haftalık huzur içinde hissediyorum.

Sizler de aynı duyguları hissediyor musunuz?

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun