Dedikodu Tarihçesi ve Dedikodu Çeşitleri

Atalarımız, hayvanlar gibi ilkel tepkilerin ötesinde konuşamadıkları zamanlar yine iletişim kuruyorlardı. Birbirleriyle ırksal birliktelik kuruyorlardı. Vahşi hayvanlara karşı belki korunmak için ya da av yapmak adına anlaşıyorlardı.

Bizim ırkımızda bebeklerimiz yıllarca bakım ister, nitekim o dönemin bilinçsiz bireyleri, yani bebeklerini büyütemeyen ebeveynler veya doğum sırasında annelerini kaybeden bebekler, zincirinde artan ölümler… Demek istediğim çok ortak acı yaşadılar. Güçsüz insanların yem olmasını izlediler, açlık çekip, soğuklarda da titrediler.

Zamanla vahşetlerden korunmayı öğrendiler. Ateş ile nasıl güç kazanıp, zaferler kazanmaya başladılarsa, hep birlikteliklerle güç kazanmışlardı. Birliktelikleri küçük toplum olma yolunda, ihtiyaç ve refah ortam için ortak yaşam koşullarında, o gepgeniş doğal ortam bir mağara da yaşam koşuluna mahkum bırakıyordu. Misal muhtemelen kışları birlikte uyuyor, birlikte kalkıyorlardı; bir mağarayı paylaşmak zorunda kalabiliyorlardı.

Muhtemelen, birileri birilerini çekemiyordu. Birileri haksızlık yapıyordu, birileri çok haklıydı. Birileri aslanlaşıyor, birileri güçsüzleşiyordu. Birileri, bazı gün birileriyle; daha detaylı konuşmak istiyordu. Birilerine kendilerini anlatırken, yeni sesler çıkarıyor, zamanla fazlaca kelimeler üretmeye ve oluşturmaya başlıyorlardı.

Ego’lar artıyor, yönetmek için ‘alfa’ durumunu empoze etmek isterken birileri, belki birileri de anarşizmi seviyordu ya da alışmıştı. Kutuplaşmalar, planlar, stratejiler, savaşlar, iknalar hatta yönlendirmelere kadar, ihtiyaçtı iletişim. Ki bu dünyada insan gibi ihtiyaç anında üretim düşünen, araştıran bir başka varlık daha yoktur. Bizler, en iyi ihtiyaç/eksiklik zamanlarında üreticiyiz, çözümler bulur, ihtiyaçlarımız karşısında da doğaya, hiç acımayan en acımasız ırkız da!

Belki varoluşunu açıklayamayan, ilk ritüeli üreten kişi karşısında oluşmuştu; ilk cümle… ‘Sen, yalan söylüyorsun!’ (Pardon filmindeki replik gibi, ‘kıçından element uydurma’; cümlesini muhtemelen kuracak kadar gelişmemişlerdir.)

Anlatma ihtiyacı ve anlaşılma arzusu hala insanlarda olan, muhtemelen atalarımızdan aktarılan, bir genetiksel durum da olabilir. Konuşarak anlaşmak, ilerlemek için en kolay iletişim türüdür.

Dedikodu dili geliştirmiş ve dedikodu dilin gelişmesinde etken miydi? Belki… neden derseniz, akademik tanımlarda takılan akademisyen tanıdım da, dedikodu yaparken takılan kimseyi tanımadım! Hayatımızda, birçok kelimeyi çok az, birçok kelimeyi çokça kullanıyoruz. En çok kullandığımız kelimelerse, en basit cümlelerde yer alıyor.

Atalarımızın peki ilk cümleleri neler olabilirdi? Bu soru için aklıma gelen birkaç cümle:

Vilma: Fred, Barni’yle yaptığınız avdan o daha çok pay aldı.
Fred: O, benim gibi akıllı güçlü değil Vilma. Ona ben hediye ettim. Yarın yine çıkarım ava, sen rahat ol.
Beti: Barni, Vilma’ya fil dişli kolyemi hediye ettim, fakat o iki ayı postuna sahip olmasına rağmen, bir tanesini hediye etmeyi düşünemedi.
Barni: Ben de Fred’i mağarada küçük çizdim, hihihih….
Bugün komşu mağaradan sesler geliyor, sanırım yine ateşi yakamadılar. 🙂
(…gibidir belki.)

Acıkıyorlar misal; biri avı görüp haber etmeliydi, biri kovalamak, biri yakalamak ve birileri de avı yenir hale getirmeliydi. Dil muhakkak gelişecekti, çünkü 1.8 milyon yıl önce işlev arttıkça, yetenek ve dil de gelişiyordu, bir yandan vücuda çok ağır gelen beyin, vücuda uygun orantıya ulaşıyordu.

Afrika’dan taa Avrupa’ya nasıl yol aldılar, bulundukları yerden ayrılma sebepleri nelerdi? Neler keşfetmişlerdi, kimlere yolda ne şakalar yapılmış, kimler alınmış, kimler gülmüştü. Düşünsenize, yolda az tanımadık kimseleri. Bu serüvenlerinde bile dedikodu Avrupa’ya kadar ulaşmış, dil daha da gelişmişti. Ya acılar, alışılmadık mevsimlerde belki hastalanmış ve ölmüştü birileri. Yine çok acılar paylaşmıştılar, belki. Yıllar nasıl ilerledi, tahmin etmek kolay değil tabi. Yaklaşık 200 bin yıl öncesinden beri, modern dil ve gereken gen türü, güncel haline evrilmişti.

Sosyal bir ağda dedikodu şöyle oluşur; kişi kendi gibi ya da güvendikleri ile veyahut en yakınları olan kendi aileleriyle, derken günümüz tanımıyla yakın çevremiz ve ailemizle…diye düşünüyorum.

Zamanla dilimiz için atalarımız, dilin kemiği yok her şeye döner babında söz söylemiş, bakıyorum da her şeye de söz etmişiz!..

Egoyla ve yüksek yaşama standartı için hala yalanlar, hala yönetme arzusu yaşayanlar ve hala da o dönemlerdeki gibi yönetilmek istemeyen insanlar çıkıyor.

Bir yas evinden bir sürü dedikodu çıkıyor. Bazı zaman da birinin kaybı bir başkasının mutluluğu olup, dedikoduya yelkenler açıyor.

En iyi hikayeyi anlatan Siyasetçiler ve Din Pazarlayan Tüccarlar; bizleri yönetmiyor mu? Bize en iyi hikayeyi anlatan liderlere yönetimi verdik, hikayelerini dinleyen dünya çoğunluğu yüzünden, dünya azınlığı hikayeyi sevmiyor/zeki, ama hikaye doğrultusunda kaybediyor. Birçok kabileyi, birçok halkı ve milleti katliama sürükleyen, bu yönetme ve zenginleşme arzusu değil miydi? Onların sözleri, en çok dinlenen sözler olurken, bir de birbirlerine referans olarak kullanılmak adına bile dedikodular türedi! Sözler hükmetti dünyaya, dedikodular da akabinde gelişti. Mizah, faşizm beşiklerinde gelişti, dedikodudan sanata ilerlendiği zamanları da çok yaşadık.

Dedikodular, zamanla ikiye ayrıldı; Tarihi Dedikodular ve Gündelik Dedikodular diye. İki örnek ile düşüncemi sizlere aktarayım:

1- Tarihi Dedikodular: Hz. Muhammed’in eşi Ayşe için tarihte kulağımıza gelmedik dedikodu kalmadı. Birçok kaynak, Ayşe için söylenen dedikoduları doğrularken, yalnız Kur’an da farklı doğrultu da bilgi aktarımı yapar. Hz. Muhammed’i Kur’an da Allah’ın ayetleri kurtarır. Yoksa, boynuzlanmıştır. Kimi kaynaklara göre, Hz. Muhammed’e ayetetler gelmediğini ve Ayşe’nin onun yazdığına dair sözleri de vardır.

Biz bu dedikoduları günümüzde hala yapıyoruz, hatta bugünlerde tastikliyoruz, ama camilerde dile getiremiyor; tartışamıyoruz, yoksa mazallak! 🙂

Eğer, bize zarar vermese İslam, neden önemseyelim Ayşe’yi ya da Muhammed’i? Bizim gibiler ile konuşmak, bizi rahatlattığı gibi güç de kazanıyoruz.

2-Gündelik Dedikodular: Cengiz Ağam bize vermediği unu /yağı, başka köyde dağıtıyor dedi Dilek, ben de Dileğe dedim ki, o da bir şey mi bana maraba deyip, arkamdan yağlı yemekleri çok yediğimden hep uyuyakaldığım için dedikodumu yapıyormuş, ben de gittim onun ardından Ağamın Aşiretinde, Ağamın dedikodusunu yaptım, insanlar tanıdıkları Ağa hakkında düşünüyor. 🙂 …gibi bir örnekle açıklamak istedim, sizler geliştirebilirsiniz.

Gündelik Dedikodular, günümüzde tarihte yapıldığı gibiyse meraklanacağımız detaylar azdır; fakat Tarihi Dedikodular, günümüzde hiç bilmediğimiz insanlar yüzünden hala canımıza sebep olabiliyor.

”Dedikodu, diğer insanları ahlaki olarak değerlendirmek, insanların yaptıklarıyla ilgili doğru – yanlış, iyi – kötü gibi yargıda bulunmaktır.”
Julian Baggini

“Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna…” elbet, onun da ayrıca dostu vardır.

Günümüz teknoloji çağında, ses dinleme cihazları, ses kaydeden operatörler vs. Dedikodulardan korkan siyasetçiler de var, misal YouTube’a düşen 17 Aralık telefon görüşmesi ile rezil olan siyasetçi, günümüzde tüm kurumlara sahip ve yöneten olmasına rağmen, kendinin de dinlediği ve arşivleriyle, yandaşları ile arasının açılması ihtimalinde, karşılıklı sırlarını dökmediklerini çok gördük. Teknoloji çağa da farklı bir yenilik kattı. Her şey bir an ortaya da çıkabilir ya da her şey siyasi hedefler için örtüle de bilinir.

Dedikodu, umut da oldu, çözüm de. Bazı zamanlar merakı da arttırdı, bizleri de rahatlattı, fakat yine de üzerimizde sorunsal yönüyle ağırlık yaptı. Bir ağız rahatlığıyla sizle dedikodu yapamadım, hem de böylesi bir yazı da! Neyse klavye ardında benden en fazla bu kadar…
Orhan Veli’den Levent Yüksel’e Dedikodu ile de sanat eseri sunayım:

Dedikodu

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?

Orhan Veli Kanık

Levent Yüksel’den bu şiirin şarkı yorumu: https://youtu.be/t-a6ARuBAhg

Son olarak, insanın evrimi için bir yazımı da belki okumak isterseniz diye ekliyorum, bu kadar evrim üzerine konuşunca, Bozulmuş Hayvan ilginizi çekebilir diye düşündüm.

https://xn--gndemarivi-9db80j.com/gundemarsivi.com/bozulmus-hayvan/

2 thoughts on “Dedikodu Tarihçesi ve Dedikodu Çeşitleri

  1. Dedikodu çok kötü birşey.Ama onsuzda rahatlayamıyor insan.Her olgunun bir tezatı vardır.Dedikodu (Masal-rivayet-yalan)yu insanlar daha çok benimsiyor.Yumurtamı tavuktan…

    1. Dedikodusuz hayat düşünemiyorum, hayatımızda o kadar çok yer etmiş ki canımdan değerlim, çıkarmanın mümkünatı yok. Tanrı bile harbi harbi konuşamamış dünyada, peygamberlere ayetler göndermiş; biz nasıl her şeyi dürüstçe sunalım değil mi? Sadece kuluz, madem.. Sevgiler, ilginize ve muazzam yorumunuza çok teşekkür ederim. İyi akşamlar diliyorum.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun